Yarım yüzyılı aşkın bir süredir bekleme odasındayız. Neyi bekliyoruz? Kimi zaman açıkça, kimi zaman da dolaylı olarak sizi almayacağız, demelerine rağmen beklemekten usanmadık. Bu kez bekleme odasından reform durağına geçtik; durakta da beklemeye devam… AB (Avrupa Birliği) otobüsü gelir diye. Oysa otobüs çoktan son durağa varmış… Biz durakta bekleyeduralım. Son durakta Türkiye'nin bileti kesilecek: Mart yaptırımı!
Adamların bizle geçinmeye gönlü yok ya, Türkiye'den istekleri bitmez! Seni hasım bellemiş, ağzınla kuş tutsan seni kendi kazanlarında yine kaynatmaz. Oysa nelere razı olmuş ve ne ödünler vermişiz; birkaç örnek mi? Türk Ceza Kanunu'na zina suçunu koyamamışız, domuz eti serbest ve üstüne üstlük tonlarca domuz yağını ithal edip duruyoruz… Faizi, kumarı caba… Yüreğinde zerre inancı olana yeter de artar bile bunların verdiği ıstırap. Hesapta Müslüman mahallesiyiz ama ortalık salyangoz tacirlerinden geçilmiyor.
Şarkıda olduğu gibi, "Hâlâ mı gönül elem-i yâre tahammül hevesinde"… Dışişleri bakanımız: "Geleceğimizi Avrupa'da görmekteyiz" diyebiliyorsa hâlâ ve reformlarımız için AB'nin desteğine ihtiyacımız var yakarışı çizgisindeyse, o zaman dönelim, karcığar şarkıyı hep birlikte terennüme…
Siyasal iktidarın ekonomik reformlar ve hukuk reformları konusunda sözü var. Ve AB de bize reformları dayatıyor. Özellikle insan hakları liginde bizi küme düşmüş bir takım gibi değerlendirdiği için hukukta reform yapın, yoksa size yaptırım uygularız, diyor. Bu konuda AB liderler zirvesi Aralık'ta yaptığı toplantı sonuçlarını Mart 2021'e erteledi, vereceği cezaları karara bağlayacak.
Devletin zirvesinden "geleceğimiz Avrupa'da", "Reformlar için AB'nin desteğini bekliyoruz" lafları Mart ayında toplanacak AB zirvesinden sert rüzgarlar esmesini önlemek için mi söylendi, taktik icabı; yoksa, gerçekten kendi başımıza reform yapamıyor muyuz? Böyleyse, durum daha da vahim demektir.
Ekonomik reform konusunu ekonomi uzmanlarına bırakırken, biz hukuk alanında yapılacak reformlara kısaca değinmeye çalışalım;
Önce çelişki ve çatışmaları ortadan kaldıracak bir yol izlenmeli. Bakan başka söylüyor, Cumhurbaşkanı ayrı söylüyor;
Adalet Bakanı, hâkim ve savcılara Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına uyun derken, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nu (HSK) da uyararak, hâkim ve savcıların terfileri konusunda "Yüksek Mahkeme" kararlarına uyulup uyulmadığının dikkate alınmasını istiyor.
Cumhurbaşkanı ise tam aksine AİHM kararı bizi bağlamaz diyor.
Reformun ayrıntıları uç verirken bu yaman çelişki giderilmiş gözüküyor; AYM kararlarına uymayan hâkimlere disiplin cezası verilmesi söz konusu.
Özgürlükler konusunda da çatışma var: Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü anayasal hak olarak tanınmışken, bunların güvencesini sağlamakla yükümlü devlet aksine tutum ve tavırlar sergilemekte… Adalet ve güvenliğin dengede olması, güvenliği öne çıkaracak ve polis devletine yol açacak tedbirlerden kaçınılması gerekmektedir. Yoksa AB'nin değirmenine su taşımış oluruz.
Yargı reformunda anahtar cümle: "Yargı bağımsızlığı"
Bunun gereği yapılmadıkça ciddi bir reformdan söz edemeyiz.
Öncelikle yargıyı siyasetin kuşatmasından kurtarmalıyız. Anayasa değişikliği ile HSK yapısı değiştirilmedikçe, güçler yapışıklığından "kuvvetler ayrılığına" yönelmedikçe vitrindeki reform kılıklı değişiklikler çare olmaz.
- Yerel yönetim / 25.01.2024
- Muhalefet / milli irade / 22.01.2024
- Anayasa Mahkemesi yoksa… / 18.01.2024
- Soykırım davası / 15.01.2024
- Sosyal devlet için / 11.01.2024
- Hukuk devletine başkaldırı / 25.12.2023
- Güç dengesi / 21.12.2023
- Yerel seçime giderken / 14.12.2023
- İnsanlığın anayasası / 11.12.2023