Bir yapı ortadan kalktığında, geride yalnızca boş bir alan kalmaz.
O alanı doldurmak isteyenler de ortaya çıkar.
Suriye Demokratik Güçleri'nin, yani SDG'nin bağımsız askerî yapı olarak sona ermesiyle birlikte şimdi önümüzde yeni bir soru duruyor:
SDG'nin bıraktığı alanı kim dolduracak?
İlk cevap belli gibi görünüyor: Şam.
Çünkü Suriye ordusu kuzeydoğuda yeniden devlet otoritesini kuruyor.
Sınır kapıları merkeze bağlanıyor.
Enerji kaynakları yeniden devlet kontrolüne giriyor.
Yerel yapılar Şam'ın idarî sistemi içine alınıyor.
Fakat Ortadoğu'da görünen cevap her zaman gerçek cevabın tamamı değildir.
Çünkü mesele yalnızca Şam'ın bölgeye dönmesi değildir.
Mesele, Şam'ın hangi şartlarla döndüğüdür.
Savaş yıllarında kuzeydoğu Suriye'de oluşan düzen bir günde ortaya çıkmadı.
ABD'nin desteği vardı.
Yerel güçlerin askerî kapasitesi vardı.
Petrol ve doğalgaz sahaları vardı.
Sınır hattı vardı.
Ve bütün bunların üzerinde yıllardır devam eden büyük bir güç mücadelesi vardı.
Şimdi bu denklem değişiyor.
Fakat değişen sadece aktörler değil.
Kontrolün anlamı da değişiyor.
Dün silahlı güç üzerinden yürüyen mücadele, bugün devlet kurumları, ekonomi, enerji ve diplomasi üzerinden yürüyebilir.
İşte burada Şam'ın önündeki asıl sınav başlıyor.
Devlet otoritesini yeniden kurmak kolay olabilir.
Fakat o otoriteyi kabul ettirmek daha zordur.
Kürtler kendilerini yeni Suriye'nin neresinde görecek?
Yerel yönetimlerin yetkisi ne olacak?
Enerji gelirleri nasıl paylaşılacak?
Sınır güvenliği nasıl sağlanacak?
Ve en önemlisi, dün ayrı bir güç olarak yaşayan insanlar yarın kendilerini gerçekten bu devletin eşit vatandaşları olarak hissedecek mi?
Bunların cevabı verilmeden "sorun çözüldü" demek erkendir.
Türkiye açısından da mesele sadece SDG'nin ortadan kalkması değildir.
Ankara'nın asıl kazancı, Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'ye karşı kullanılabilecek bağımsız bir silahlı yapının yerine, istikrarlı ve kontrol sahibi bir devlet yapısının gelmesi olacaktır.
Çünkü boşlukların ne getirdiğini Türkiye en iyi bilen ülkelerden biridir.
Suriye'de devlet zayıfladığında ortaya sadece bir örgüt çıkmadı.
Birçok aktör ortaya çıktı.
Şimdi devlet güçlenirken aynı boşluğun yeniden oluşmasına izin verilmemelidir.
Belki de asıl hesap burada yapılıyor.
SDG'nin feshiyle bir dönem kapanıyor.
Fakat yeni dönemde güç, silahlı yapılardan devlet kurumlarına doğru kayıyor.
Ve bu değişim sadece Suriye'nin geleceğini değil, bölgedeki bütün dengeleri etkileyebilir.
Çünkü petrolü kontrol eden, sınırı kontrol eden, orduya hükmeden, devlet kurumlarını yöneten, yarının Suriye'sinde gerçek gücü de elinde tutacaktır.
Şimdi asıl soru biraz daha büyüyor:
SDG'nin bıraktığı alanı Şam dolduracaksa, Şam'ı kim şekillendirecek?
İşte bundan sonraki mücadele belki de savaş meydanlarında değil, masalarda başlayacak.
Ve tarih bize bir kez daha aynı şeyi hatırlatacak:
Bir örgütün bitmesi, mücadelenin bittiği anlamına gelmez.
Bazen sadece mücadele biçim değiştirir.
Vesselam…
O alanı doldurmak isteyenler de ortaya çıkar.
Suriye Demokratik Güçleri'nin, yani SDG'nin bağımsız askerî yapı olarak sona ermesiyle birlikte şimdi önümüzde yeni bir soru duruyor:
SDG'nin bıraktığı alanı kim dolduracak?
İlk cevap belli gibi görünüyor: Şam.
Çünkü Suriye ordusu kuzeydoğuda yeniden devlet otoritesini kuruyor.
Sınır kapıları merkeze bağlanıyor.
Enerji kaynakları yeniden devlet kontrolüne giriyor.
Yerel yapılar Şam'ın idarî sistemi içine alınıyor.
Fakat Ortadoğu'da görünen cevap her zaman gerçek cevabın tamamı değildir.
Çünkü mesele yalnızca Şam'ın bölgeye dönmesi değildir.
Mesele, Şam'ın hangi şartlarla döndüğüdür.
Savaş yıllarında kuzeydoğu Suriye'de oluşan düzen bir günde ortaya çıkmadı.
ABD'nin desteği vardı.
Yerel güçlerin askerî kapasitesi vardı.
Petrol ve doğalgaz sahaları vardı.
Sınır hattı vardı.
Ve bütün bunların üzerinde yıllardır devam eden büyük bir güç mücadelesi vardı.
Şimdi bu denklem değişiyor.
Fakat değişen sadece aktörler değil.
Kontrolün anlamı da değişiyor.
Dün silahlı güç üzerinden yürüyen mücadele, bugün devlet kurumları, ekonomi, enerji ve diplomasi üzerinden yürüyebilir.
İşte burada Şam'ın önündeki asıl sınav başlıyor.
Devlet otoritesini yeniden kurmak kolay olabilir.
Fakat o otoriteyi kabul ettirmek daha zordur.
Kürtler kendilerini yeni Suriye'nin neresinde görecek?
Yerel yönetimlerin yetkisi ne olacak?
Enerji gelirleri nasıl paylaşılacak?
Sınır güvenliği nasıl sağlanacak?
Ve en önemlisi, dün ayrı bir güç olarak yaşayan insanlar yarın kendilerini gerçekten bu devletin eşit vatandaşları olarak hissedecek mi?
Bunların cevabı verilmeden "sorun çözüldü" demek erkendir.
Türkiye açısından da mesele sadece SDG'nin ortadan kalkması değildir.
Ankara'nın asıl kazancı, Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'ye karşı kullanılabilecek bağımsız bir silahlı yapının yerine, istikrarlı ve kontrol sahibi bir devlet yapısının gelmesi olacaktır.
Çünkü boşlukların ne getirdiğini Türkiye en iyi bilen ülkelerden biridir.
Suriye'de devlet zayıfladığında ortaya sadece bir örgüt çıkmadı.
Birçok aktör ortaya çıktı.
Şimdi devlet güçlenirken aynı boşluğun yeniden oluşmasına izin verilmemelidir.
Belki de asıl hesap burada yapılıyor.
SDG'nin feshiyle bir dönem kapanıyor.
Fakat yeni dönemde güç, silahlı yapılardan devlet kurumlarına doğru kayıyor.
Ve bu değişim sadece Suriye'nin geleceğini değil, bölgedeki bütün dengeleri etkileyebilir.
Çünkü petrolü kontrol eden, sınırı kontrol eden, orduya hükmeden, devlet kurumlarını yöneten, yarının Suriye'sinde gerçek gücü de elinde tutacaktır.
Şimdi asıl soru biraz daha büyüyor:
SDG'nin bıraktığı alanı Şam dolduracaksa, Şam'ı kim şekillendirecek?
İşte bundan sonraki mücadele belki de savaş meydanlarında değil, masalarda başlayacak.
Ve tarih bize bir kez daha aynı şeyi hatırlatacak:
Bir örgütün bitmesi, mücadelenin bittiği anlamına gelmez.
Bazen sadece mücadele biçim değiştirir.
Vesselam…
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- SDG'nin bıraktığı alanı kim dolduracak? / 31.08.2026
- SDG'nin sonu mu, yeni bir düzenin başlangıcı mı? / 29.08.2026
- Yeni bir blok mu, yeni bir kaos mu? / 27.08.2026
- Amerika geri mi çekiliyor, oyunun kurallarını mı değiştiriyor? / 26.08.2026
- Mekke Anlaşmasında Mısır neden yok, İran neden dışarıda? / 25.08.2026
- Mekke'den yeni bir Ortadoğu düzeni mi çıkıyor? / 24.08.2026
- Mekke Anlaşması: Türkiye güçleniyor mu, yük mü alıyor? / 23.08.2026
- Mekke anlaşması: Görünen başka, gerçek başka mı? / 21.08.2026
- Terörsüz Türkiye için ekonomik bağımsızlık şart / 20.08.2026
- Terörsüz Türkiye mi, yeni bir Türkiye mi? / 19.08.2026
- SDG'nin sonu mu, yeni bir düzenin başlangıcı mı? / 29.08.2026
- Yeni bir blok mu, yeni bir kaos mu? / 27.08.2026
- Amerika geri mi çekiliyor, oyunun kurallarını mı değiştiriyor? / 26.08.2026
- Mekke Anlaşmasında Mısır neden yok, İran neden dışarıda? / 25.08.2026
- Mekke'den yeni bir Ortadoğu düzeni mi çıkıyor? / 24.08.2026
- Mekke Anlaşması: Türkiye güçleniyor mu, yük mü alıyor? / 23.08.2026
- Mekke anlaşması: Görünen başka, gerçek başka mı? / 21.08.2026
- Terörsüz Türkiye için ekonomik bağımsızlık şart / 20.08.2026
- Terörsüz Türkiye mi, yeni bir Türkiye mi? / 19.08.2026

























































