İkinci saçılım sürecinde geldiğimiz noktanın adı budur: 'CHP rol çalma, MHP çaldırmama peşinde'.
En kanlı terör olaylarının yaşandığı 90'lı yıllarda Amerika'nın, İngilizlerin ve İsrail'in fonladığı, eğitip-donattığı bu bölücü, kafatasçı yapıyı TBMM'ye sokan parti CHP idi.
Merhum Bülent Ecevit o yıllarda: 'Sırf Güneydoğu'da biraz daha fazla oy alabilmek için, Türkiye'yi bölmek istediklerini açıkça dile getiren kimseleri sırtında Meclis'e taşımış olan bir parti asla Cumhuriyet Halk Partisi'nin mirasçılığı iddiasında bulunamaz' tarihi bir vurgu yapmıştı.
Aradan 35-36 yıl geçti. Her seçimde CHP, halka 'PKK destecisi, terör örgütü işbirlikçisi' olarak anlatıldı.
CHP bölücülükle itham edilmekten, bölücülerle anılmaktan hiç gocunmadı.
Her seçimde 'iktidar' hedefiyle meydanlara çıkan CHP bu siyaset anlayışı ile %20'nin altına düşmedi, %30'un üstüne çıkmadı.
Bu mantık ile iktidar olamayacaklarını kendileri de bildikleri halde çizgilerini değiştirmediler.
2023 seçimlerinde yukarıda verdiği Ecevit'in sözlerini AKP ve MHP meydanlarda dillendirerek, 'CHP'nin Atatürk'ün partisi olmadığını' ispata çalışıyorlardı.
İlginçtir! 90'lı yılların CHP yönetimi de Atatürk'ten, Atatürkçü çizgiden bahsediyordu bugünkü CHP yönetimi de.
Ve gün geldi
Merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın siyasi öngörüleri bir bir gerçekleşmeye başladı.
Emperyalistler bu ülkede; En dini konuları dincilere, en milli konuları milliyetçilere, en ulusal konuları da ulusalcıları çözdürdüler' tespiti bizzat muhataplarınca onaylandı.
CHP uyanmadı. Haydar Baş açık açık çıkıp dedi ki; 'AKP, MHP ve HDP bir olacak Türkiye'yi bölme senaryosunu hayata geçirecekler. CHP'de göstermelik muhalefet yapacak'.
Ve o gün geldi Devlet Bahçeli ve MHP, 'bundan sonra bebek katilinin, PKK'nın hamisi, DEM'in muhatabı biziz' siyasetini ortaya koydu.
Kanunlara rağmen milletin vekillerini, terörist başının ayağına gönderdiler. Devletimize, milletimize, tarihimize, Atatürk'e, askerimize denilmedik laf bırakmadılar. En son sınırda bayrağımızı indirdiler. Provokasyon, deyip kınadılar.
CHP el yükselterek komisyondan bağımsız konferanslar tertip etmeye başladı. Bu konferanslara çağırdığı isimler, yaptıkları basına kapalı toplantılar, eşit yurttaşlık ve hak verme söylemleri insanımızın tepkisini çekti.
Özgür Özel tepkileri 'barış, kardeşlik, huzur, bir arada yaşama' gibi yuvarlak cümlelerle geçiştirip;
'Meseleyi bir siyasi ihlal olarak gören anlayışı da üzülerek takip ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi'ne rol biçmeye, yön çizmeye çalışanları dikkatle izliyoruz. Kendine ait siyaseti olmayanlar, başkalarının planlarında figüran olurlar.
Bizim ise Türkiye'nin meselelerine ve ihtiyaç duyduğu çözümlere dair kendi müstakil siyasetimiz vardır. Terörün bitmesi, silahların susması ve bu meselenin demokratik zeminde çözülmesine ilişkin irademiz tamdır. Ortak vatanımızda, ay yıldızlı bayrağımızın altında, kardeşçe, huzur içinde hep birlikte yaşayacağız' dedi.
Atatürkçüyüz, Atatürk'ün partisiyiz deyip, yönünü kaybedenler: 'Kendine ait siyaseti olmayanlar, başkalarının planlarında figüran olurlar' cümlesiyle özdeşleşmiyor mu? Sahi CHP'nin rolü nedir? Yönü neresidir?
CHP'yi, kendi kuruluş felsefesi dışında yeni bir rol biçmeye, yön çizmeye çalışanlar, doğrudan partiyi yönetenler değil midir?
Devlet Bahçeli resti çekti
Özgür Özel'e: 'Esad'ı kalbinde taşıyan, aklını ve gönlünü YPG'ye kaptıran bu zatın ne sözü söz ne de siyaseti mert ve millidir.
HTŞ'ye 'Kravat takmakla olmaz' demiş; anlayacağınız yine halt etmiş, yine çuvallamış.
Sen de YPG'nin kravatını takabilir, Mazlum Abdi'yle el ele verebilir, dağ taş gezerek fesat ve nifak üretebilirsin. Sayın Özel; zırvayı bırak, sadede gel' diyen Devlet Bahçeli resti çekti:
'Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönene kadar kararımız nettir…
PKK'nın kurucu önderliği, 27 Şubat'tan itibaren verdiği tüm sözlerin ardında durdu mu? Durdu. Terör örgütünün silahları yakmasını sağladı mı? Sağladı.
O halde bize düşen, PKK'nın kurucu önderliğine DEM Parti'den tüm örgüt uzantılarına kadar saygı gösterilmesini istemek ve beklemektir."
Bakalım CHP 'gördüm, el yükseltiyorum' diyebilecek mi?
Dikkat ettiyseniz Sayın Erdoğan'dan hiç bahsetmedim. Neden? Çünkü CHP'de, MHP'de Erdoğan'ı o koltukta tutmak için siyaset yapıyorlar.
Aksini iddia edebilen var mı?
Bak şimdi hepsi bebek katiline umut hakkı için anlaştı…
En kanlı terör olaylarının yaşandığı 90'lı yıllarda Amerika'nın, İngilizlerin ve İsrail'in fonladığı, eğitip-donattığı bu bölücü, kafatasçı yapıyı TBMM'ye sokan parti CHP idi.
Merhum Bülent Ecevit o yıllarda: 'Sırf Güneydoğu'da biraz daha fazla oy alabilmek için, Türkiye'yi bölmek istediklerini açıkça dile getiren kimseleri sırtında Meclis'e taşımış olan bir parti asla Cumhuriyet Halk Partisi'nin mirasçılığı iddiasında bulunamaz' tarihi bir vurgu yapmıştı.
Aradan 35-36 yıl geçti. Her seçimde CHP, halka 'PKK destecisi, terör örgütü işbirlikçisi' olarak anlatıldı.
CHP bölücülükle itham edilmekten, bölücülerle anılmaktan hiç gocunmadı.
Her seçimde 'iktidar' hedefiyle meydanlara çıkan CHP bu siyaset anlayışı ile %20'nin altına düşmedi, %30'un üstüne çıkmadı.
Bu mantık ile iktidar olamayacaklarını kendileri de bildikleri halde çizgilerini değiştirmediler.
2023 seçimlerinde yukarıda verdiği Ecevit'in sözlerini AKP ve MHP meydanlarda dillendirerek, 'CHP'nin Atatürk'ün partisi olmadığını' ispata çalışıyorlardı.
İlginçtir! 90'lı yılların CHP yönetimi de Atatürk'ten, Atatürkçü çizgiden bahsediyordu bugünkü CHP yönetimi de.
Ve gün geldi
Merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın siyasi öngörüleri bir bir gerçekleşmeye başladı.
Emperyalistler bu ülkede; En dini konuları dincilere, en milli konuları milliyetçilere, en ulusal konuları da ulusalcıları çözdürdüler' tespiti bizzat muhataplarınca onaylandı.
CHP uyanmadı. Haydar Baş açık açık çıkıp dedi ki; 'AKP, MHP ve HDP bir olacak Türkiye'yi bölme senaryosunu hayata geçirecekler. CHP'de göstermelik muhalefet yapacak'.
Ve o gün geldi Devlet Bahçeli ve MHP, 'bundan sonra bebek katilinin, PKK'nın hamisi, DEM'in muhatabı biziz' siyasetini ortaya koydu.
Kanunlara rağmen milletin vekillerini, terörist başının ayağına gönderdiler. Devletimize, milletimize, tarihimize, Atatürk'e, askerimize denilmedik laf bırakmadılar. En son sınırda bayrağımızı indirdiler. Provokasyon, deyip kınadılar.
CHP el yükselterek komisyondan bağımsız konferanslar tertip etmeye başladı. Bu konferanslara çağırdığı isimler, yaptıkları basına kapalı toplantılar, eşit yurttaşlık ve hak verme söylemleri insanımızın tepkisini çekti.
Özgür Özel tepkileri 'barış, kardeşlik, huzur, bir arada yaşama' gibi yuvarlak cümlelerle geçiştirip;
'Meseleyi bir siyasi ihlal olarak gören anlayışı da üzülerek takip ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi'ne rol biçmeye, yön çizmeye çalışanları dikkatle izliyoruz. Kendine ait siyaseti olmayanlar, başkalarının planlarında figüran olurlar.
Bizim ise Türkiye'nin meselelerine ve ihtiyaç duyduğu çözümlere dair kendi müstakil siyasetimiz vardır. Terörün bitmesi, silahların susması ve bu meselenin demokratik zeminde çözülmesine ilişkin irademiz tamdır. Ortak vatanımızda, ay yıldızlı bayrağımızın altında, kardeşçe, huzur içinde hep birlikte yaşayacağız' dedi.
Atatürkçüyüz, Atatürk'ün partisiyiz deyip, yönünü kaybedenler: 'Kendine ait siyaseti olmayanlar, başkalarının planlarında figüran olurlar' cümlesiyle özdeşleşmiyor mu? Sahi CHP'nin rolü nedir? Yönü neresidir?
CHP'yi, kendi kuruluş felsefesi dışında yeni bir rol biçmeye, yön çizmeye çalışanlar, doğrudan partiyi yönetenler değil midir?
Devlet Bahçeli resti çekti
Özgür Özel'e: 'Esad'ı kalbinde taşıyan, aklını ve gönlünü YPG'ye kaptıran bu zatın ne sözü söz ne de siyaseti mert ve millidir.
HTŞ'ye 'Kravat takmakla olmaz' demiş; anlayacağınız yine halt etmiş, yine çuvallamış.
Sen de YPG'nin kravatını takabilir, Mazlum Abdi'yle el ele verebilir, dağ taş gezerek fesat ve nifak üretebilirsin. Sayın Özel; zırvayı bırak, sadede gel' diyen Devlet Bahçeli resti çekti:
'Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönene kadar kararımız nettir…
PKK'nın kurucu önderliği, 27 Şubat'tan itibaren verdiği tüm sözlerin ardında durdu mu? Durdu. Terör örgütünün silahları yakmasını sağladı mı? Sağladı.
O halde bize düşen, PKK'nın kurucu önderliğine DEM Parti'den tüm örgüt uzantılarına kadar saygı gösterilmesini istemek ve beklemektir."
Bakalım CHP 'gördüm, el yükseltiyorum' diyebilecek mi?
Dikkat ettiyseniz Sayın Erdoğan'dan hiç bahsetmedim. Neden? Çünkü CHP'de, MHP'de Erdoğan'ı o koltukta tutmak için siyaset yapıyorlar.
Aksini iddia edebilen var mı?
Bak şimdi hepsi bebek katiline umut hakkı için anlaştı…
Akın Aydın / diğer yazıları
- İran, ABD gemilerini kapana kıstırdı / 03.03.2026
- İslam İşbirliği Teşkilatı’nın sadece adında ‘İslam’ var / 02.03.2026
- Az bir dünyalık karşılığı din nasıl satılır? / 01.03.2026
- ABD-İsrail, İran ile savaşabilir mi? / 28.02.2026
- Gün gelecek bu ülkede 28 Şubat değil 27 Şubat gündem olacak / 27.02.2026
- Turkey's Kurdish Problem / 25.02.2026
- İran Kürdistan’ı (!) ve ülkemizdeki komisyon / 24.02.2026
- Ürdün Kral’ın, Erdoğan’a verdiği nişan / 23.02.2026
- Bilal Erdoğan ve kayıp çocuklar / 22.02.2026
- Esad-SDG-İmralı üçgeni / 21.02.2026
- İslam İşbirliği Teşkilatı’nın sadece adında ‘İslam’ var / 02.03.2026
- Az bir dünyalık karşılığı din nasıl satılır? / 01.03.2026
- ABD-İsrail, İran ile savaşabilir mi? / 28.02.2026
- Gün gelecek bu ülkede 28 Şubat değil 27 Şubat gündem olacak / 27.02.2026
- Turkey's Kurdish Problem / 25.02.2026
- İran Kürdistan’ı (!) ve ülkemizdeki komisyon / 24.02.2026
- Ürdün Kral’ın, Erdoğan’a verdiği nişan / 23.02.2026
- Bilal Erdoğan ve kayıp çocuklar / 22.02.2026
- Esad-SDG-İmralı üçgeni / 21.02.2026



























































