Bir deprem ülkesi olarak tanımlanan Türkiye'de yaşanan her depremden sonra imar afları gündeme geliyor.
Gecekondu ve imar mevzuatına göre inşası gerçekleşmeyen yapıların uygulama ve mülkiyet problemlerini düzenleyen kanuna "imar affı" veya kamuoyunda bilinen ismiyle "imar barışı" denmekte.
İmar barışı kapsamında değerlendirilen yapılar için oluşturulan belge de Yapı Kayıt Belgesi olarak adlandırılıyor.
1948 yılından bu yana Türkiye'de 20'den fazla imar affı içerikli yasa çıkarıldı.
Türkiye'de en son çıkarılan imar affı ise, 24 Haziran "İmar Barışı" adı altında Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Yasayla imara aykırı, ruhsatsız veya ruhsat eklerine aykırı olan yapıların kayıt altına alınması ve bu yapılara yasallık kazandırılması amaçlandı.
2018 imar barışı kapsamında yaklaşık 6 milyon konut, yapı kayıt belgesi aldı. İmar barışı kapsamında Türkiye genelinde toplamda 7 milyon 85 bin 969 adet Yapı Kayıt Belgesi verildiği, bunların 5 milyon 848 bin 927'sini konutların oluşturduğu belirtildi.
Kaçak ve riskli yapıların affedilmesi sonucu, 2 milyon 700 bin kişinin riskte olduğu bilindiği halde, bu affın çıkarılması seçimler öncesinde önem arz ediyordu.
Son imar affında en çok tartışılan geçici Madde 16'da ise Yapı Kayıt Belgesi düzenlenen yapıların depreme dayanıklılığı hususunun malikin sorumluluğunda olduğu belirtiliyor.
Durumun vahameti ortadayken, yaşanan bu büyüklükteki bir afetin sorumluluğunu hiç kimse üzerine almak istemiyor.
Sonuç:
Sayısını bildiğim halde, maalesef veremeyeceğim kadar fazla can kaybımız var.
Yüz bin rakamını çoktan aşmış yaralı ve sakat vatandaşımız var.
Halen daha onlarca vatandaşımız enkaz altında çıkarılmayı bekliyor.
Yetim kalan yüzlerce yavrumuz var.
Hiç söylenmemesi gerekir belki ama milyarlarca dolar maddi hasarımız var. Yok olmuş şehirler ve altyapılarımız var.
Peki değdi mi bütün bunlara!
Af kapsamına alınan binaların vatandaş bütçesiyle güçlendirilemeyeceğine göre, devlet eli ve gücüyle sıfırdan elden geçirilmesi gerekmez miydi?
Devletin elinde bulunan imkân ve kabiliyetlerin hiç biri vatandaşın elinde yoktur ve zaten olamaz da.
Devletin MB'si var.
Vatanın dört bir bucağını mermer ve granitten yollarla yapabilecek imkân ve kaynaklar, devletin para basma kabiliyetinde saklıdır.
23 milyon hane var deniliyor ülkemizde. Bunları daire olarak ele alırsak, tamamı depreme dayanıklı olarak devlet tarafından çok kolaylıkla inşa edilebilir. Yetmedi, ücretsiz olarak da vatandaşlara teslim edilebilir.
Bütün bu faaliyetleri yapmakla yükümlü olan devletin, sadece vergi memurluğuna soyunması politikaları, artık iflas etmiştir.
İktidar olmaya talip olanlara bugüne kadar vatandaş olarak da, ne gibi projen var diye hiç sorulmamış.
Burada vatandaşlarımız da ellerini başlarının arasına alıp, çok derin bir muhasebe yapmalarının zamanı gelmiş ve geçmektedir.
Bir daha bu olayların yaşanmaması için tek çare, "Milli devlet, Sosyal devlet" projesinin hayata geçirilmesi ile mümkündür.
Bunu en fazla vatandaşın kendisi talep etmelidir.
Şimdi muhasebe zamanıdır.
Ama her şeyden önce, "Özel Afet Mahkemeleri" kurularak, yaşanan bu facianın ne kadar sorumlusu varsa, en aşağıdan, en yukarı tepeye kadar kim varsa, unvanları ve pozisyonlarına bakılmaksızın yargılanmalıdır.
Bence en önemli konu budur.
Sonrası kendiliğinden gelecektir.
- Dünyanın hayranlık duyduğu tek lider: ATATÜRK / 20.01.2026
- Askeri hastaneler acilen açılmalı / 19.01.2026
- Grönland’ın ilk sahipleri Türklerdir Bay Trump! / 18.01.2026
- NATO’ya uşaklık ve eşeklik etmek! / 13.01.2026
- ‘Etnik grup’ vurgusu, CIA projesi! / 12.01.2026
- Gücün yoksa yatak odandan alırlar! / 06.01.2026
- Hedef Çin değil, Türkiye’dir! / 05.01.2026
- Türk milleti bu gerçeği anladığı gün… / 02.01.2026
- Dünyanın sahibi Türklerdir / 30.12.2025

























































































