Cumhuriyet kurulduktan bir yıl sonra çıkartılan kanunla kaldırılan hilafet makamı hakkında gerek siyasal İslamcılar ve gerekse Atatürkçü kesimler tarafından, gerçeğe aykırı birçok yorumlar yapıldı.
Oysa bu konu en çokta emperyalizmin işine gelmekte ve İslam ülkelerini tek elde toplama ve yönetme projesinden başka bir kapıya çıkmamaktadır.
Oysa yasa koyucu, böyle bir şeyin olmadığını kanun çıkartılmadan oylamaya geçilmeden önce açıklamış.
Yani 1924'te çıkartılan yasa, 'Hilafet Meclis'te değildir' anlamı taşıyor.
Peki, bunca yıldır bu mesele neden sürekli olarak yanlış aktarılıyor veya biliniyor?
Sebebi gayet açık.
Bütün Müslüman dünyasını parmağında oynatmak isteyen emperyalist güçler, Müslüman toplumların tek bir imameye bağlı olup, o tespihin de kendi elinde olmasını istiyorlar.
Aslında Hilafet tamamen kaldırıldı.
Bugüne kadar, "Kaldırıldı ama Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin manevi şahsiyetine konularak kaldırıldı" gibi yorumlar yapıldı.
Hilafet TBMM'de saklanarak kaldırılmış değildir.
Açıkçası, "Hilafet Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde saklanarak kaldırılmıştır" şeklindeki tüm yorum ve açıklamalar, oldukça tehlikelidir.
'Öyle dense ne olur' şeklindeki yorumlar, en tehlikeli olanıdır.
Neden mi?
Çünkü yorumlanan kanundur. Yani 3 Mart 1924 tarihinde hilafeti kaldırmış olan kanunu, 'Ben böyle yorumluyorum' dediğiniz zaman bu yorumun eyleme dönüşme olasılığı vardır.
Peki, bu kanunu, 'Hilafet TBMM'ye sokularak, hilafetin görevleri ve yetkileri Meclisçe üstlenilmek suretiyle kaldırılmıştır' derseniz ne mi olur?
Gün gelir fırsat bu fırsattır diye uzun yıllardır pusuda bekleyen küreselciler, hilafeti bir kararnameyle geri getirmek için düğmeye basarlar.
'Hilafet TBMM'de mündemiçtir' sözü doğru kabul edildiği takdirde, hilafetin geri gelmesi için Meclis'ten yeni kanun çıkarmak bile gerekmiyor.
Yani o kanunu iptal edip yeni kanun çıkarmak gerekmiyor.
Yani hükümet bir kararname çıkararak, konunun Meclis'te de tartışılmasına gerek kalmaksızın, hükümet "Kanun yorumlandığı üzere hilafet TBMM'dedir, görev ve yetkileri Meclis'e verilmiştir, kanun böyle diyor, bunun gereğini yapıyoruz, o kanun gereği bir halife seçilecek" derse, hiç kimse bir şey yapamaz.
Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, o kanun gereğince bir halife görevlendirmesi gerekiyormuş da, bunca yıl bunu ihmal etmiş bir kurum durumuna düşürülmesi söz konusu olur.
İşte, hilafeti kaldıran 1924 tarihli yasayı siz 'Hilafet Meclis'e görev olarak verilmiş, bu yasa öyle diyor' biçiminde yorumlarsanız, günü geldiğinde Tom Barrack ve sahipleri, onu size allayıp pullayıp uygulatırlar.
'Hilafet Meclis'te mündemiçtir', 'Hilafet Meclis'in görevleri arasındadır' şeklindeki yorumlar, emperyalizmin 100 yılı aşkın derin planlarının bir sonucudur.
Oysa 1924'te yasa tasarısını kaleme alan, Adalet Bakanı Seyyid Bey diyor ki, "Bu yasa 'Hilafet Meclis'te değildir' anlamını taşıyor."
Dolayısıyladır ki, o açıklamaya aykırı bulunan tüm yorumların tamamı geçersizdir.
2 Kasım 1922'de Saltanat nasıl bir daha gelmeksizin kaldırılmışsa, 2 yıl sonra hilafette aynı kararlılıkla ve bir daha geri gelmemek üzere kaldırılmıştır.
Bütün Müslüman dünyasını parmağında oynatmak isteyen emperyalist güçler, Müslüman toplumların tek bir elde toplanmasına karar vermişler.
Tarihi gerçekleri dikkatli bir şekilde süzme yeteneğine sahip araştırmacılar ve konunun meraklıları şu hususu çok iyi bilmelidirler.
Lozan antlaşmasına giden Türk heyetine benzer şekilde dayatmalarda bulunulmuştu.
Mesela, Cumhuriyet yönetiminin idaresinin Osmanlı yönetimi ile aynı olması ve hilafetin kaldırılmaması istenmişti.
Yani Lozan'da yeni Türkiye Cumhuriyeti devletine ayar vermeye çalışan karşı devletler, Türkiye'nin laiklikle değil, şer'i hükümlerle, yani hilafet yönetimi ile idare edilmesi gerektiği hususunda ısrarcı olmuşlardı.
Bu teklifle Türk heyetinin karşısına çıkılacağını öngören büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, Lozan'a gidilmeden 18 gün önce bilinçli bir şekilde Saltanatı kaldırmıştır.
Sanırım şimdiye kadar bu konu üzerine fikri takip yapan, bir Allah kulu da olmamıştır.
Yani Atatürk'ün önce Saltanatı, 2 yıl sonra ise hilafeti kaldırması, bilinenin aksine çok büyük anlam ve öneme sahiptir.
Dolayısıyla Türkiye'nin laik bir rejime geçmiş olması, aslında gerçek İslam'ın kirli emelleri olanların ellerinde kurtarılması operasyonudur.
"Lozan'da gizli madde vardır" yalanın çok çarpıcı yeni bilgi ve belgelerine de ulaşmış bulunuyorum.
Aziz Atatürk'ün büyüklüğü ve dehası karşısında, bir kere daha saygı, minnet ve şükranla eğiliyorum.
1914 yılında, halife Sultan 5. Mehmet Reşat, cihat ilan bildirisinde, Almanya, Avusturya, Macaristan'a her yerde kapıları açmak, onlarla omuz omuza dövüşmek bir Müslüman'a farzdır" diyordu.
ABD'nin yeniden tek kutuplu dünya devleti düzenine kavuşabilmesi için gereksinim duyduğu en uygun rejim, hilafet ve Osmanlı rejimidir.
Zira, bir fetva ile bütün İslam dünyasını parmağında oynatabilecek başka bir rejim bulunamamaktadır.
Hilafet konusu bundan böyle özellikle de ABD tarafından Türkiye'ye karşı, allanıp pullanıp pazarlanacaktır.
Atatürk Nutuk'ta, 'Adalet Bakanı Seyyid Bey'in açıklamaları en doğru açıklamalardır' diyor.
Laiklik prensibinin gerçek manada İslam'ın yaşanmasına ve korunmasına olanak sağladığı, asla unutulmamalıdır.
Atatürk neyi getirmişse ona sahip çıkılmalı, neden sakınmamız gerektiğini söylemişse de, ondan uzak durmalıyız.
Bekamızın teminat altında olmasının tek formülü budur.
Oysa bu konu en çokta emperyalizmin işine gelmekte ve İslam ülkelerini tek elde toplama ve yönetme projesinden başka bir kapıya çıkmamaktadır.
Oysa yasa koyucu, böyle bir şeyin olmadığını kanun çıkartılmadan oylamaya geçilmeden önce açıklamış.
Yani 1924'te çıkartılan yasa, 'Hilafet Meclis'te değildir' anlamı taşıyor.
Peki, bunca yıldır bu mesele neden sürekli olarak yanlış aktarılıyor veya biliniyor?
Sebebi gayet açık.
Bütün Müslüman dünyasını parmağında oynatmak isteyen emperyalist güçler, Müslüman toplumların tek bir imameye bağlı olup, o tespihin de kendi elinde olmasını istiyorlar.
Aslında Hilafet tamamen kaldırıldı.
Bugüne kadar, "Kaldırıldı ama Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin manevi şahsiyetine konularak kaldırıldı" gibi yorumlar yapıldı.
Hilafet TBMM'de saklanarak kaldırılmış değildir.
Açıkçası, "Hilafet Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde saklanarak kaldırılmıştır" şeklindeki tüm yorum ve açıklamalar, oldukça tehlikelidir.
'Öyle dense ne olur' şeklindeki yorumlar, en tehlikeli olanıdır.
Neden mi?
Çünkü yorumlanan kanundur. Yani 3 Mart 1924 tarihinde hilafeti kaldırmış olan kanunu, 'Ben böyle yorumluyorum' dediğiniz zaman bu yorumun eyleme dönüşme olasılığı vardır.
Peki, bu kanunu, 'Hilafet TBMM'ye sokularak, hilafetin görevleri ve yetkileri Meclisçe üstlenilmek suretiyle kaldırılmıştır' derseniz ne mi olur?
Gün gelir fırsat bu fırsattır diye uzun yıllardır pusuda bekleyen küreselciler, hilafeti bir kararnameyle geri getirmek için düğmeye basarlar.
'Hilafet TBMM'de mündemiçtir' sözü doğru kabul edildiği takdirde, hilafetin geri gelmesi için Meclis'ten yeni kanun çıkarmak bile gerekmiyor.
Yani o kanunu iptal edip yeni kanun çıkarmak gerekmiyor.
Yani hükümet bir kararname çıkararak, konunun Meclis'te de tartışılmasına gerek kalmaksızın, hükümet "Kanun yorumlandığı üzere hilafet TBMM'dedir, görev ve yetkileri Meclis'e verilmiştir, kanun böyle diyor, bunun gereğini yapıyoruz, o kanun gereği bir halife seçilecek" derse, hiç kimse bir şey yapamaz.
Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, o kanun gereğince bir halife görevlendirmesi gerekiyormuş da, bunca yıl bunu ihmal etmiş bir kurum durumuna düşürülmesi söz konusu olur.
İşte, hilafeti kaldıran 1924 tarihli yasayı siz 'Hilafet Meclis'e görev olarak verilmiş, bu yasa öyle diyor' biçiminde yorumlarsanız, günü geldiğinde Tom Barrack ve sahipleri, onu size allayıp pullayıp uygulatırlar.
'Hilafet Meclis'te mündemiçtir', 'Hilafet Meclis'in görevleri arasındadır' şeklindeki yorumlar, emperyalizmin 100 yılı aşkın derin planlarının bir sonucudur.
Oysa 1924'te yasa tasarısını kaleme alan, Adalet Bakanı Seyyid Bey diyor ki, "Bu yasa 'Hilafet Meclis'te değildir' anlamını taşıyor."
Dolayısıyladır ki, o açıklamaya aykırı bulunan tüm yorumların tamamı geçersizdir.
2 Kasım 1922'de Saltanat nasıl bir daha gelmeksizin kaldırılmışsa, 2 yıl sonra hilafette aynı kararlılıkla ve bir daha geri gelmemek üzere kaldırılmıştır.
Bütün Müslüman dünyasını parmağında oynatmak isteyen emperyalist güçler, Müslüman toplumların tek bir elde toplanmasına karar vermişler.
Tarihi gerçekleri dikkatli bir şekilde süzme yeteneğine sahip araştırmacılar ve konunun meraklıları şu hususu çok iyi bilmelidirler.
Lozan antlaşmasına giden Türk heyetine benzer şekilde dayatmalarda bulunulmuştu.
Mesela, Cumhuriyet yönetiminin idaresinin Osmanlı yönetimi ile aynı olması ve hilafetin kaldırılmaması istenmişti.
Yani Lozan'da yeni Türkiye Cumhuriyeti devletine ayar vermeye çalışan karşı devletler, Türkiye'nin laiklikle değil, şer'i hükümlerle, yani hilafet yönetimi ile idare edilmesi gerektiği hususunda ısrarcı olmuşlardı.
Bu teklifle Türk heyetinin karşısına çıkılacağını öngören büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, Lozan'a gidilmeden 18 gün önce bilinçli bir şekilde Saltanatı kaldırmıştır.
Sanırım şimdiye kadar bu konu üzerine fikri takip yapan, bir Allah kulu da olmamıştır.
Yani Atatürk'ün önce Saltanatı, 2 yıl sonra ise hilafeti kaldırması, bilinenin aksine çok büyük anlam ve öneme sahiptir.
Dolayısıyla Türkiye'nin laik bir rejime geçmiş olması, aslında gerçek İslam'ın kirli emelleri olanların ellerinde kurtarılması operasyonudur.
"Lozan'da gizli madde vardır" yalanın çok çarpıcı yeni bilgi ve belgelerine de ulaşmış bulunuyorum.
Aziz Atatürk'ün büyüklüğü ve dehası karşısında, bir kere daha saygı, minnet ve şükranla eğiliyorum.
1914 yılında, halife Sultan 5. Mehmet Reşat, cihat ilan bildirisinde, Almanya, Avusturya, Macaristan'a her yerde kapıları açmak, onlarla omuz omuza dövüşmek bir Müslüman'a farzdır" diyordu.
ABD'nin yeniden tek kutuplu dünya devleti düzenine kavuşabilmesi için gereksinim duyduğu en uygun rejim, hilafet ve Osmanlı rejimidir.
Zira, bir fetva ile bütün İslam dünyasını parmağında oynatabilecek başka bir rejim bulunamamaktadır.
Hilafet konusu bundan böyle özellikle de ABD tarafından Türkiye'ye karşı, allanıp pullanıp pazarlanacaktır.
Atatürk Nutuk'ta, 'Adalet Bakanı Seyyid Bey'in açıklamaları en doğru açıklamalardır' diyor.
Laiklik prensibinin gerçek manada İslam'ın yaşanmasına ve korunmasına olanak sağladığı, asla unutulmamalıdır.
Atatürk neyi getirmişse ona sahip çıkılmalı, neden sakınmamız gerektiğini söylemişse de, ondan uzak durmalıyız.
Bekamızın teminat altında olmasının tek formülü budur.
Hacı Gaydan / diğer yazıları
- CHP neden Atatürkçü partilere mesafeli / 08.04.2026
- İran’ın gerçek tarihi / 01.04.2026
- ABD’ye tapanlar bilsin ki, o artık öldü! / 23.03.2026
- Büyük olmak inanmakla mümkündür / 17.03.2026
- Tek çaremiz Atatürk’ün izinde gitmektir / 13.03.2026
- ABD - İran savaşı ve Türkiye’nin göremediği gerçek / 09.03.2026
- Petro-dolar sistemi çökerse, ABD dağılır / 05.03.2026
- ABD ve İsrail terör devletidir / 04.03.2026
- Türk yurdunda yaşayanlara TÜRK denir / 27.02.2026
- Yalancısın, alçaksın, şerefsizsin! / 20.02.2026
- İran’ın gerçek tarihi / 01.04.2026
- ABD’ye tapanlar bilsin ki, o artık öldü! / 23.03.2026
- Büyük olmak inanmakla mümkündür / 17.03.2026
- Tek çaremiz Atatürk’ün izinde gitmektir / 13.03.2026
- ABD - İran savaşı ve Türkiye’nin göremediği gerçek / 09.03.2026
- Petro-dolar sistemi çökerse, ABD dağılır / 05.03.2026
- ABD ve İsrail terör devletidir / 04.03.2026
- Türk yurdunda yaşayanlara TÜRK denir / 27.02.2026
- Yalancısın, alçaksın, şerefsizsin! / 20.02.2026


























































