Millet, siyasi irade hizmet ettiği, görevlerini yerine getirdiği zaman, onları takdir eder, her yerde metheder, seçim zamanı geldiğinde de bu takdirini sandığa gönüllü olarak yansıtır.Ama siyasi irade milletin verdiği emanete sahip çıkmaz, milletin iradesini Meclis’e yansıtmazsa, o zaman millet sokaklarda, meydanlarda anayasal hakkını kullanarak tepkisini gösterir.“Gezi Parkı” eylemlerini de bu kapsamda değerlendirmek lazım.Siyasi irade bir taraftan icraatlar ortaya koyarken -eğer bu icraatları millet için, milletin yararına yapıyorsa- bir taraftan da milletine bakması lazım. Millet bu icraatları beğeniyor mu, beğenmiyor mu?“Amaaan milletten bana ne, biz bildiğimizi okuruz, biz ne dersek o olur” tarzındaki yaklaşımlar, siyasileri demokrasiden uzaklaştırır, diktatörleştirir.Bu tür despot yaklaşımlar “Cumhuriyet” rejiminin yaklaşımları değil, “krallık” sisteminin yaklaşımlarıdır. Cumhuriyet rejiminde önemli olan “Cumhur”un, yani halkın görüşüdür.Gezi Parkı eylemlerinde her kesimi temsil eden milyonlarca vatandaş Türkiye’nin her yerinde AKP’nin icraatlarına tepki gösterdi. Sadece Gezi Parkı ile ilgili olanları değil, 11 yıllık icraatları da masaya yatırdı.Sayın Başbakan ise sert bir üslupla halkına cevap verdi ve bu sertlik güvenlik güçlerinin müdahalelerine de yansıdı ve hala yansıyor.Millet, tepkisine, siyasilerden bir manevra, olumlu bir adım, yapılan yanlışlardan dönme, sesine kulak verme tarzında bir cevap beklerken, siyasi irade sertliğini artırdı ve milletle restleşmeye girdi, toplumda gerilimi artıracak söylemlerde bulundu.Halbuki yapması gereken belliydi:Yapılan eylemler, Anayasa’nın 26. ve 34. maddelerine göre hukuki bir haktı ve bu eylemlere müdahale yapılmaması gerekiyordu. Bırakın müdahaleyi, eylemlerin güven içinde yapılması için emniyet güçlerinin seferber olması gerekiyordu.Halkın bu eylemlerde yaptığı eleştirileri dikkate alıp, icraatlarını ona göre şekillendirmesi gerekiyordu.Eğer halkın taleplerine cevap veremiyorsa, halkla oturup bir orta yol bulması, bulamıyorsa da vatanın selameti için bu talepleri yerine getirecek bir siyasi iradeye devretmesi gerekiyordu.Olması gereken buydu ama Sayın Başbakan, eylemleri küçümsedi, eylem yapan halka daha sert üslup kullanarak, “alçaklar, çapulcular” demeye başladı. Yani gerilimi yatıştırıcı bir tavır değil, artırıcı bir tavır içine girdi. Bu tavır bir ülkenin başbakanına asla yakışmamaktadır.Başbakan, her ne kadar bir partinin içinden çıkmış olsa da, görevi icabı Türkiye’nin bütün halkının başbakanıdır.Seçildikten sonra da bir partinin başkanı olarak davranmaya devam edilirse, bu birlik ve beraberliği tamamen ortadan kaldırır, toplumun birbirine düşmesine neden olur.Bu, kaos, karmaşa ve bir süre sonra da iç çatışma demektir. Türk milletinin yararına olmayan bu gidişat, ancak ülkemiz üzerinde menfur hesapları olan dış güçlerin ekmeğine yağ sürmektedir, BOP’un Türkiye ayağının Suriye’den önce uygulanması demektir.Sayın Başbakan bütün bu tavırlara devam ederken ABD’ye, AB’ye ve de tabanına güvenmektedir.ABD ve AB basınında çıkan haberlerde Erdoğan’ın sert üslubu eleştirilmektedir. Siyasete yön veren The Economist gibi İngiliz dergileri Erdoğan’ın pabucunu dama atıp Exeter mezunu, İngiliz Kraliyet Nişanı sahibi, ABD bursuyla okumuş olan Abdullah Gül’ü işaret etmektedir. Yani Erdoğan Batı tarafından deliğe süpürülmenin arifesindedir.Güvendiği halk desteği ise onu yarı yolda bırakmıştır. İstanbul’da, Ankara’da yaptığı mitinglerde, toplantılarda, her türlü iktidar ve belediye nimetlerine rağmen beklediği kalabalığı bulamamıştır.Sayın Erdoğan bence, Prof. Dr. Haydar Baş’ın sıkça gündem ettiği Şerif Hüseyin ile Suud Kralı Abdülaziz’in hikayesini defalarca okumalıdır ve ders çıkarmalıdır.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Sahadaki başarıdan masadaki itibara / 29.04.2026
- Milli gelir, her hanenin tenceresinde aş, her gencin geleceğinde umut olmalı / 28.04.2026
- Küresel hegemonyanın kanlı bilançosu / 27.04.2026
- ABD’den diplomasi maskeli kuşatma / 26.04.2026
- Monarşiden milli iradeye, geçmişten geleceğe / 25.04.2026
- Muhalefet için stratejik çıkış yolu / 24.04.2026
- Tom Barrack ve "sömürge valisi" diplomasisi / 23.04.2026
- Trump’ın İran kararı müttefiklerini vurdu / 22.04.2026
- ABD’nin 100 yıllık deniz hegemonyasının sonu mu? / 21.04.2026
- Trump’ın abluka ısrarı küresel enerji koridorunu yeniden kararttı / 20.04.2026
- Milli gelir, her hanenin tenceresinde aş, her gencin geleceğinde umut olmalı / 28.04.2026
- Küresel hegemonyanın kanlı bilançosu / 27.04.2026
- ABD’den diplomasi maskeli kuşatma / 26.04.2026
- Monarşiden milli iradeye, geçmişten geleceğe / 25.04.2026
- Muhalefet için stratejik çıkış yolu / 24.04.2026
- Tom Barrack ve "sömürge valisi" diplomasisi / 23.04.2026
- Trump’ın İran kararı müttefiklerini vurdu / 22.04.2026
- ABD’nin 100 yıllık deniz hegemonyasının sonu mu? / 21.04.2026
- Trump’ın abluka ısrarı küresel enerji koridorunu yeniden kararttı / 20.04.2026

























































