'Aynalar türlü türlüdür. Yüzünü görmek isteyen cama bakar, özünü görmek isteyen cana bakar' der Hz. Mevlana.
Ekonomide ise gerçeği görmek isten haline bakar. Teselli arayan ise 20 yıllık tek parti iktidarına bakar.
Evet, asgari ücreti 8 bin 500 TL olarak açıkladılar ve her zamanki gibi dolar üzerinden bir övünme, 'yaparsa AKP yapar' mantığı ortaya koyuyorlar.
Halkın gerçeklerini ise inkâr devam ediyor. Sayın Çalışma Bakanımız bazı kurumların açıkladığı açlık-yoksulluk sınırlarına ateş püskürüyor. Gerçek değil, diyerek bu açıklamaları sorumsuzluk ve algı yönetimi olarak değerlendiriyor.
Ve 'Bizim belirlediğimiz asgari ücret, işçilerimiz, işçi sınıfının büyük çoğunluğu tarafından makul bulunmuş, değerli bulunmuştur' diyor.
Demek ki Sayın Bilgin cana bakmıyor. Cama bakıyor. Cana baksa bir asgari ücretlinin en az 4-5 bin TL ev kirası ödediğini görürdü.
Halkın küfesinin ağırlığını hesap etmeyen, Sayın Erdoğan ise kendi 'küfelerinin' ağırlığından bahsediyor ve 'sırtında küfe olmayanlar rahat konuşuyor ama bizim sırtımızdaki küfe 85 milyonun taşındığı bir küfe. Tabii sırtında küfe olmayanlar bol bol atıp tutuyor' diyor.
Sayın Erdoğan'ın küfesinde dün ne vardı bugün ne var ki, bu kadar ağır tartıyor?
Örneğin dün bu ülkenin küfesinde TÜPRAŞ, PETKİM gibi yüzlerce devasa sanayi kuruluşları vardı.
Bu ülkenin küfesinde yüzlerce enerji şirketleri, termik ve hidroelektrik santralleri vardı.
Bu ülkenin küfesinde şeker, tekstil fabrikaları, kâğıt, sigara fabrikaları, tekel fabrikaları, gübre, çimento, kömür fabrikaları vardı.
Bu ülkenin küfesinde yüzlerce limanlar, marinalar, oteller, işletmeler vardı.
Bu ülkenin küfesinde Türk Telekom vardı. Tank-palet fabrikası vardı. Başta İstanbul Boğazı kenarında olmak üzere ülkemizin en değerli arsalarının, yalılarının sahibi çoğunlukla bu millettendi.
Bu ülkenin küfesinde 28 milyon hektar tarım yapılabilen arazi vardı.
Ve gün geldi! Küfeyi boşaltmaya başladılar. Para eden ne varsa sattılar. Bitiremedikleri için satmaya devam ediyorlar.
Tabi bu satışlar küfeyi boşalttı. Hiçbir hükümette boş küfe ile yola devam edemezdi. Haliyle küfeyi doldurmaya başladılar.
Bugün ülkemizin küfesinde 450 milyar dolar dış borç, 2 trilyon liradan fazla iç borç ve bu borçlara 20 yılda ödenen 545 milyar dolar borç faizi var.
Bugün ülkemizin küfesinde 5'i çok meşhur 3 yüzden fazla yandaş şirket var.
Bugün ülkemizin küfesinde KKM'ye ödenen 100 milyar liradan fazla para var.
Bugün ülkemizin küfesinde Yavuz Selim, Osmangazi gibi köprülere ve otoyollara ödenen milyarlarca lira garanti ücret ödemeleri var.
Bugün ülkemizin küfesinde Zafer Havalimanı gibi nice batık projelere ödenen milyarlarca lira garanti ücret ödemeleri var.
Bugün ülkemizin küfesinde şehir hastanelerine ödenen yüzlerce milyarlık garanti ödemeler var.
Bugün ülkemizin küfesinde Rus, Azerbaycan, İran ve Barzani petrolü, doğalgazı var.
Bugün ülkemizin küfesinde Venezüella'nın beyaz peyniri, İskoçya'nın tereyağı, Yunanistan'ın pamuğu, Bulgaristan'ın samanı, Ukrayna'nın buğdayı, Rusya'nın şekeri, ABD'nin pirinci, Kanada'nın mercimeği, Sırpların eti, Fransızların löpezi ve daha dünyanın nice ürünleri var.
Dahası da 'itibardan tasarruf olmaz' diyen tek parti iktidarı var.
Haliyle o küfeden sana-bana düşen sabır telkini, kader gerçeği ve yetkili ağızlardan fakirliğin hikmetlerini dinlemektir.
Küfeyi millet için doldurmak şarttır
Nasıl? Nasılını BTP lideri Hüseyin Baş anlatmıştı: 'Onlar babalar gibi sattı, ben babalar gibi geri alacağım…
Babalar gibi alırım. Nasıl babalar gibi sattılarsa biz de, babalar gibi alırız. Bu konuda hiç tavizim yok.
Bir ailenin, bir çocuğunu başka bir aile gece gelip, başka birine satarsa burada hukuk aramazsınız.
Atatürk'ün açtığı, cumhuriyetin kurduğu ve bizim geleceğimizin inşa edildiği, insanımızın iş bulduğu, aş bulduğu ekmek yediği fabrikaların, yatırımların birilerinin keyfiyetiyle satılması asla kabul edilemez.
Dolayısıyla da babalar gibi de geri alacağız ve bunu milletimizin lehine kullanacağız.
Bakın bunlar millete verilmedi, bunlar Kanadalıya, Hollandalıya, İngiliz'e, Amerikalıya verildi.
Milli mücadele bir sahada topla, tüfekle olmuştur bir de ekonomik anlamda bağımsızlığı kazanmak üzerine olmuştur.
Atatürk de, 'ekonomik bağımsızlığı olmayan ülkeler siyasi bağımsızlığıyla övünemez' mealinde bir cümle sarf eder.
Neden? Çünkü ekonomik bağımsızlığınız yoksa o ülke ne istiyorsa onu yapmak zorundasınız. Bizim bağımsızlığımız, bize ait olanı bizim kullanmamızla mümkün olacaktır.
O yüzden satılan bu fabrikalarla ilgili ben tartışmaya kapalıyım. Bütün fabrikalar kapandıysa yeniden açılacak, satıldıysa geri alınıp millet lehine işletilecektir."
Başka? Milli Ekonomi Modeli (MEM) projeleri ile. 3 katrilyon dolarlık madenlerimizi devlet-millet ortaklığı ile işleterek. Milli para ile. Kısaca siyaseti 'millete hizmet etmek gayesi ve milletin işçisi olma' vasfıyla yaparak.
- İran Kürdistan’ı (!) ve ülkemizdeki komisyon / 24.02.2026
- Ürdün Kral’ın, Erdoğan’a verdiği nişan / 23.02.2026
- Bilal Erdoğan ve kayıp çocuklar / 22.02.2026
- Esad-SDG-İmralı üçgeni / 21.02.2026
- Tevhitten, marifetten, sabırdan, dayanışmadan hormonlara kadar oruç / 20.02.2026
- Bu Ramazan’da orucu değil imanı bozan şeyleri sorun / 19.02.2026
- İman var ise amel de vardır, iman gerçek ise amel geçerlidir / 18.02.2026
- AKP-MHP-DEM-CHP: Sadece isimleri farklı / 16.02.2026
- Bakan değiştirmekle bu iş olmaz / 15.02.2026




























































