Avrupa'da yaşanan siyasi gerilimleri, sokak gösterilerini ve hükümet krizlerini yalnızca günlük siyasetin gelişmeleri olarak okumak, meselenin ekonomik boyutunu gözden kaçırmamıza neden olabilir.
Bugün Fransa'da tartışılan bütçe kesintileri, yükselen borçlanma maliyetleri ve kamu harcamalarının nasıl finanse edileceği sorusu, bizi çok daha eski bir tartışmaya götürüyor:
Bir devlet kendi parasını çıkarma yetkisini ortak bir para otoritesine devrettiğinde, ekonomik egemenliğinin ne kadarını koruyabilir?
Bu soru, Avrupa'nın ortak para birimi euroya geçtiği yıllarda Prof. Dr. Haydar Baş'ın gündeme getirdiği eleştirilerin de merkezindeydi.
Haydar Baş, para basma yetkisinin ve senyoraj gelirinin ekonomik bağımsızlık açısından önemine dikkat çekiyor; devletlerin kendi para politikası araçlarından vazgeçerek borçlanmaya daha bağımlı hâle gelebileceğini savunuyordu.
Bugün Fransa'nın karşı karşıya bulunduğu mali tablo, bu yaklaşımı yeniden tartışmayı gerekli kılıyor.
Avrupa Birliği İstatistik Ofisi Eurostat'ın 21 Ekim 2026'da yayımladığı verilere göre Fransa'nın kamu borcu, 2025 sonunda millî gelirinin %115,7'sine ulaşmıştı.
Fransa Ulusal İstatistik Kurumu INSEE'nin 29 Eylül'de açıkladığı ikinci çeyrek verileri ise borcun 3 trilyon 595,5 milyar euroya yükseldiğini gösteriyor.
Bu tutar, millî gelirin yaklaşık %119'una karşılık geliyor.
Yalnızca 2026'nın ikinci çeyreğinde kamu borcuna 59,6 milyar euro daha eklenmiş durumda.
Bütçe cephesinde de görünüm olumlu değil. Fransa'nın 2025 yılı kamu açığı millî gelirin %5,1'i düzeyinde gerçekleşti. Hükümetin 2026 için güncel açık beklentisi ise %5,4.
Oysa Avrupa Birliği'nin mali kurallarında bütçe açığı için referans sınır %3, kamu borcu için ise %60 olarak belirlenmiş durumda.
Fransa'nın borç oranı, bu referans değerin neredeyse iki katına ulaşmış bulunuyor.
23 Ekim'de kredi derecelendirme kuruluşu Moody's, Fransa'nın Aa3 notunu korudu; ancak görünümü negatif bırakmayı sürdürdü.
Fransız hükümeti bu kararı ekonominin dayanıklılığına yönelik bir güven işareti olarak yorumlarken, Moody's siyasi parçalanmanın bütçe açığını azaltma çabalarını zorlaştırabileceğine dikkat çekiyor.
Burada göz ardı edilmemesi gereken gerçek şu: Fransa'nın borcu artık yalnızca maliye politikası konusu değil; siyasi kararları, kamu hizmetlerini ve toplumsal beklentileri de etkileyen bir mesele.
Senyoraj, en basit anlatımıyla para ihraç etme yetkisinden doğan ekonomik geliri ifade eder.
Bir ülkenin kendi para birimini kullanması, merkez bankası ile kamu maliyesi arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağı konusunda belirli politika seçenekleri sağlar.
Euroya geçişle birlikte üye devletler bağımsız ulusal para politikalarını Avrupa Merkez Bankası sistemine devretti. Fransa artık kendi ihtiyaçlarına göre faiz belirleyemiyor veya ulusal para birimini bağımsız biçimde ihraç edemiyor.
Buna karşılık kamu harcamalarının, sosyal güvenlik yükümlülüklerinin ve devlet borçlarının sorumluluğu büyük ölçüde ulusal yönetimlerde kaldı.
İşte ortak para sisteminin temel gerilimlerinden biri burada ortaya çıkıyor:
Para politikası ortak, fakat bütçelerin ve borçların sorumluluğu ulusal.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın senyoraj ve ekonomik bağımsızlık üzerine geliştirdiği yaklaşım, bu yapının doğurabileceği bağımlılık ilişkisini sorguluyordu.
Ancak teknik bir ayrımı da doğru koymalıyız. Euroya geçilmesiyle senyoraj geliri tamamen ortadan kalkmadı. Euro sisteminde para ihracından doğan gelir, Avrupa Merkez Bankası ve ulusal merkez bankaları arasında belirli kurallarla paylaşılmaya devam ediyor.
Değişen şey, ülkelerin bu yetkiyi bağımsız olarak kullanabilmesi.
Dolayısıyla tartışılması gereken, senyorajın sıfırlanması değil; parasal egemenliğin merkezileşmesi ve ulusal bütçelerin borçlanma koşullarına bağımlılığının artmasıdır.
Devletler borçlandığında yalnızca kaynak temin etmiş olmaz. Aynı zamanda gelecekteki bütçelerinin bir bölümünü faiz ve anapara ödemelerine tahsis eder.
Faizler yükseldiğinde eski borçların yenilenmesi daha pahalı hâle gelir. Bu da kamu yönetimlerini harcamaları kısmaya, vergileri artırmaya veya daha fazla borçlanmaya yöneltebilir.
Fransa'nın yaşadığı sorun, bu mekanizmanın güncel bir örneğidir.
Bir tarafta kamu hizmetlerine ve sosyal korumaya yönelik beklentiler bulunuyor. Diğer tarafta bütçe açığının azaltılmasını isteyen mali kurallar ve borç piyasalarının fiyatladığı riskler.
Bu durum, demokratik yönetimlerin hareket alanının finansman koşulları tarafından ne ölçüde sınırlandığı sorusunu gündeme getiriyor.
Borçlanma maliyetleri yalnızca piyasa beklentilerinden değil, ekonomik büyüme, enflasyon, siyasi belirsizlik ve merkez bankası politikalarından da etkileniyor.
Bu nedenle Fransa'nın bütün sorunlarını euroya bağlamak doğru olmaz. Ancak ortak para sisteminin, ülkeye özgü ekonomik şoklar karşısında bağımsız para politikası kullanma seçeneğini sınırladığı da açıktır.
Eurostat'ın 2026 ikinci çeyrek verilerine göre kamu borcunun millî gelire oranı Yunanistan'da %140,8, İtalya'da %139,9, Fransa'da %119,1 ve Belçika'da %110,2 seviyesinde.
Euro Bölgesi ortalaması ise %88,8.
Bu rakamlar, borçluluk sorununun tek bir ülkeye özgü olmadığını gösteriyor.
Ancak Avrupa'da bütün ekonomiler aynı durumda değil. Bazı ülkeler borç oranlarını düşürebiliyor; euro aynı zamanda ortak ödeme sistemi, kur istikrarı ve daha derin finansal piyasalar gibi avantajlar sağlıyor.
Bu nedenle Fransa'daki gelişmelerin euroyu mutlaka sona erdireceği sonucuna varamayız.
Bununla birlikte Fransa gibi büyük bir ekonomide borç sürdürülebilirliğine ilişkin güvenin zayıflaması, ortak para sisteminin dayanıklılığını daha ciddi biçimde sınayabilir.
Euro, Avrupa'nın ekonomik bütünleşmesini derinleştirmek amacıyla oluşturuldu.
Fakat bugün yeniden sorulması gereken soru, ortak paranın varlığından çok, bu sistemin ülkelerin farklı ekonomik ihtiyaçlarına nasıl cevap vereceğidir.
Üretim kapasitesi, büyüme hızı, bütçe dengesi ve kamu borcu birbirinden farklı ülkeler aynı para politikasını ne ölçüde sürdürebilir?
Prof. Dr. Haydar Baş'ın yıllar önce para, senyoraj ve ekonomik bağımsızlık üzerinden başlattığı tartışma, bugünün Avrupa'sında yeniden incelenmeyi hak ediyor.
Fransa'daki gelişmelerin Avrupa Birliği'nin veya euronun sonunu getirip getirmeyeceğini bugünden söylemek mümkün değil.
Ancak bir gerçek var:
Bir ülkenin ekonomik egemenliği yalnızca ne kadar üretim yaptığıyla değil, üretimini, yatırımlarını ve kamu hizmetlerini hangi finansman mekanizmasıyla sürdürebildiğiyle de ilgilidir.
Fransa'nın borç sorunu, Avrupa'ya bu temel soruyu yeniden hatırlatıyor.
Kaynakça:
1. Eurostat. (2026, 21 Ekim). Government deficit and debt statistics: 2025 data. European Commission.
2. Institut national de la statistique et des études économiques (INSEE). (2026, 29 Eylül). General government debt, second quarter 2026.
3. Ministère de l'Économie et des Finances. (2026, 23 Ekim). Notation Moody's : Réaction de Roland Lescure. Gouvernement français.
4. Baş, H. (2012, 15 Haziran). Euro Bölgesi krizi ve senyoraj hakkı. Yeni Mesaj Gazetesi.
5. European Central Bank (ECB). (t.y.). What is seigniorage?
6. European Union. (2012). Consolidated version of the Treaty on the Functioning of the European Union, Article 123. Official Journal of the European Union.
Bugün Fransa'da tartışılan bütçe kesintileri, yükselen borçlanma maliyetleri ve kamu harcamalarının nasıl finanse edileceği sorusu, bizi çok daha eski bir tartışmaya götürüyor:
Bir devlet kendi parasını çıkarma yetkisini ortak bir para otoritesine devrettiğinde, ekonomik egemenliğinin ne kadarını koruyabilir?
Bu soru, Avrupa'nın ortak para birimi euroya geçtiği yıllarda Prof. Dr. Haydar Baş'ın gündeme getirdiği eleştirilerin de merkezindeydi.
Haydar Baş, para basma yetkisinin ve senyoraj gelirinin ekonomik bağımsızlık açısından önemine dikkat çekiyor; devletlerin kendi para politikası araçlarından vazgeçerek borçlanmaya daha bağımlı hâle gelebileceğini savunuyordu.
Bugün Fransa'nın karşı karşıya bulunduğu mali tablo, bu yaklaşımı yeniden tartışmayı gerekli kılıyor.
Fransa'nın rakamları ne söylüyor?
Avrupa Birliği İstatistik Ofisi Eurostat'ın 21 Ekim 2026'da yayımladığı verilere göre Fransa'nın kamu borcu, 2025 sonunda millî gelirinin %115,7'sine ulaşmıştı.
Fransa Ulusal İstatistik Kurumu INSEE'nin 29 Eylül'de açıkladığı ikinci çeyrek verileri ise borcun 3 trilyon 595,5 milyar euroya yükseldiğini gösteriyor.
Bu tutar, millî gelirin yaklaşık %119'una karşılık geliyor.
Yalnızca 2026'nın ikinci çeyreğinde kamu borcuna 59,6 milyar euro daha eklenmiş durumda.
Bütçe cephesinde de görünüm olumlu değil. Fransa'nın 2025 yılı kamu açığı millî gelirin %5,1'i düzeyinde gerçekleşti. Hükümetin 2026 için güncel açık beklentisi ise %5,4.
Oysa Avrupa Birliği'nin mali kurallarında bütçe açığı için referans sınır %3, kamu borcu için ise %60 olarak belirlenmiş durumda.
Fransa'nın borç oranı, bu referans değerin neredeyse iki katına ulaşmış bulunuyor.
23 Ekim'de kredi derecelendirme kuruluşu Moody's, Fransa'nın Aa3 notunu korudu; ancak görünümü negatif bırakmayı sürdürdü.
Fransız hükümeti bu kararı ekonominin dayanıklılığına yönelik bir güven işareti olarak yorumlarken, Moody's siyasi parçalanmanın bütçe açığını azaltma çabalarını zorlaştırabileceğine dikkat çekiyor.
Burada göz ardı edilmemesi gereken gerçek şu: Fransa'nın borcu artık yalnızca maliye politikası konusu değil; siyasi kararları, kamu hizmetlerini ve toplumsal beklentileri de etkileyen bir mesele.
Senyoraj meselesini neden yeniden konuşmalıyız?
Senyoraj, en basit anlatımıyla para ihraç etme yetkisinden doğan ekonomik geliri ifade eder.
Bir ülkenin kendi para birimini kullanması, merkez bankası ile kamu maliyesi arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağı konusunda belirli politika seçenekleri sağlar.
Euroya geçişle birlikte üye devletler bağımsız ulusal para politikalarını Avrupa Merkez Bankası sistemine devretti. Fransa artık kendi ihtiyaçlarına göre faiz belirleyemiyor veya ulusal para birimini bağımsız biçimde ihraç edemiyor.
Buna karşılık kamu harcamalarının, sosyal güvenlik yükümlülüklerinin ve devlet borçlarının sorumluluğu büyük ölçüde ulusal yönetimlerde kaldı.
İşte ortak para sisteminin temel gerilimlerinden biri burada ortaya çıkıyor:
Para politikası ortak, fakat bütçelerin ve borçların sorumluluğu ulusal.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın senyoraj ve ekonomik bağımsızlık üzerine geliştirdiği yaklaşım, bu yapının doğurabileceği bağımlılık ilişkisini sorguluyordu.
Ancak teknik bir ayrımı da doğru koymalıyız. Euroya geçilmesiyle senyoraj geliri tamamen ortadan kalkmadı. Euro sisteminde para ihracından doğan gelir, Avrupa Merkez Bankası ve ulusal merkez bankaları arasında belirli kurallarla paylaşılmaya devam ediyor.
Değişen şey, ülkelerin bu yetkiyi bağımsız olarak kullanabilmesi.
Dolayısıyla tartışılması gereken, senyorajın sıfırlanması değil; parasal egemenliğin merkezileşmesi ve ulusal bütçelerin borçlanma koşullarına bağımlılığının artmasıdır.
Borçlanma, ekonomik egemenliği nasıl etkiliyor?
Devletler borçlandığında yalnızca kaynak temin etmiş olmaz. Aynı zamanda gelecekteki bütçelerinin bir bölümünü faiz ve anapara ödemelerine tahsis eder.
Faizler yükseldiğinde eski borçların yenilenmesi daha pahalı hâle gelir. Bu da kamu yönetimlerini harcamaları kısmaya, vergileri artırmaya veya daha fazla borçlanmaya yöneltebilir.
Fransa'nın yaşadığı sorun, bu mekanizmanın güncel bir örneğidir.
Bir tarafta kamu hizmetlerine ve sosyal korumaya yönelik beklentiler bulunuyor. Diğer tarafta bütçe açığının azaltılmasını isteyen mali kurallar ve borç piyasalarının fiyatladığı riskler.
Bu durum, demokratik yönetimlerin hareket alanının finansman koşulları tarafından ne ölçüde sınırlandığı sorusunu gündeme getiriyor.
Borçlanma maliyetleri yalnızca piyasa beklentilerinden değil, ekonomik büyüme, enflasyon, siyasi belirsizlik ve merkez bankası politikalarından da etkileniyor.
Bu nedenle Fransa'nın bütün sorunlarını euroya bağlamak doğru olmaz. Ancak ortak para sisteminin, ülkeye özgü ekonomik şoklar karşısında bağımsız para politikası kullanma seçeneğini sınırladığı da açıktır.
Sorun yalnızca Fransa'nın değil
Eurostat'ın 2026 ikinci çeyrek verilerine göre kamu borcunun millî gelire oranı Yunanistan'da %140,8, İtalya'da %139,9, Fransa'da %119,1 ve Belçika'da %110,2 seviyesinde.
Euro Bölgesi ortalaması ise %88,8.
Bu rakamlar, borçluluk sorununun tek bir ülkeye özgü olmadığını gösteriyor.
Ancak Avrupa'da bütün ekonomiler aynı durumda değil. Bazı ülkeler borç oranlarını düşürebiliyor; euro aynı zamanda ortak ödeme sistemi, kur istikrarı ve daha derin finansal piyasalar gibi avantajlar sağlıyor.
Bu nedenle Fransa'daki gelişmelerin euroyu mutlaka sona erdireceği sonucuna varamayız.
Bununla birlikte Fransa gibi büyük bir ekonomide borç sürdürülebilirliğine ilişkin güvenin zayıflaması, ortak para sisteminin dayanıklılığını daha ciddi biçimde sınayabilir.
Avrupa'nın önündeki asıl soru
Euro, Avrupa'nın ekonomik bütünleşmesini derinleştirmek amacıyla oluşturuldu.
Fakat bugün yeniden sorulması gereken soru, ortak paranın varlığından çok, bu sistemin ülkelerin farklı ekonomik ihtiyaçlarına nasıl cevap vereceğidir.
Üretim kapasitesi, büyüme hızı, bütçe dengesi ve kamu borcu birbirinden farklı ülkeler aynı para politikasını ne ölçüde sürdürebilir?
Prof. Dr. Haydar Baş'ın yıllar önce para, senyoraj ve ekonomik bağımsızlık üzerinden başlattığı tartışma, bugünün Avrupa'sında yeniden incelenmeyi hak ediyor.
Fransa'daki gelişmelerin Avrupa Birliği'nin veya euronun sonunu getirip getirmeyeceğini bugünden söylemek mümkün değil.
Ancak bir gerçek var:
Bir ülkenin ekonomik egemenliği yalnızca ne kadar üretim yaptığıyla değil, üretimini, yatırımlarını ve kamu hizmetlerini hangi finansman mekanizmasıyla sürdürebildiğiyle de ilgilidir.
Fransa'nın borç sorunu, Avrupa'ya bu temel soruyu yeniden hatırlatıyor.
Kaynakça:
1. Eurostat. (2026, 21 Ekim). Government deficit and debt statistics: 2025 data. European Commission.
2. Institut national de la statistique et des études économiques (INSEE). (2026, 29 Eylül). General government debt, second quarter 2026.
3. Ministère de l'Économie et des Finances. (2026, 23 Ekim). Notation Moody's : Réaction de Roland Lescure. Gouvernement français.
4. Baş, H. (2012, 15 Haziran). Euro Bölgesi krizi ve senyoraj hakkı. Yeni Mesaj Gazetesi.
5. European Central Bank (ECB). (t.y.). What is seigniorage?
6. European Union. (2012). Consolidated version of the Treaty on the Functioning of the European Union, Article 123. Official Journal of the European Union.
Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi / diğer yazıları
- Fransa'nın borç krizi: Euro'nun kuruluşunda yapılan tercih bugün sorgulanıyor / 27.10.2026
- Tıp ilerliyor, peki herkes aynı ölçüde iyileşiyor mu? / 26.10.2026
- Geleceği yalnız enerji değil, su da belirleyecek: Türkiye suyun neresinde? / 25.10.2026
- Çiftçinin maliyeti artıyor, vatandaşın sofrası küçülüyor / 24.10.2026
- Fon krizinde asıl kayıp güven mi? Türkiye'ye MSCI uyarısı / 23.10.2026
- Fransa zengin, peki halkı? Ekonominin unuttuğu insan / 22.10.2026
- Enflasyonun görünmeyen bedeli / 13.10.2026
- Sağlıkta tek ölçek olmaz / 08.10.2026
- Hastaneye kaç dakikada ulaşıyoruz? / 07.10.2026
- Sağlıkta büyümek her zaman iyi midir? / 06.10.2026
- Tıp ilerliyor, peki herkes aynı ölçüde iyileşiyor mu? / 26.10.2026
- Geleceği yalnız enerji değil, su da belirleyecek: Türkiye suyun neresinde? / 25.10.2026
- Çiftçinin maliyeti artıyor, vatandaşın sofrası küçülüyor / 24.10.2026
- Fon krizinde asıl kayıp güven mi? Türkiye'ye MSCI uyarısı / 23.10.2026
- Fransa zengin, peki halkı? Ekonominin unuttuğu insan / 22.10.2026
- Enflasyonun görünmeyen bedeli / 13.10.2026
- Sağlıkta tek ölçek olmaz / 08.10.2026
- Hastaneye kaç dakikada ulaşıyoruz? / 07.10.2026
- Sağlıkta büyümek her zaman iyi midir? / 06.10.2026
























































