Değerli dostlar,
İktidar sahipleri yıllardır vatandaşlara en az üç çocuk sahibi olmalarını söylüyor. Peki, bugün mevcut çocuklarının karnını doyurmakta zorlanan ailelere, evlenmekten korkan gençlere ne söylüyoruz? Bir tarafta nüfusun artması gerektiğine ilişkin çağrılar, diğer tarafta geçim sıkıntısı yüzünden ertelenen evlilikler ve kurulamayan yuvalar var.
Gençler iş bulamıyor, buldukları işlerle geçinemiyor. Kiralar, ev kurma masrafları ve temel ihtiyaçlar karşısında geleceklerini hesaplamak zorunda kalıyorlar. Evlilik, sevgi ve yuva kurma hayali olmaktan çıkıp altından kalkılması güç bir ekonomik yük gibi görülüyor. Evlenenler çocuk sahibi olmayı erteliyor; çocuk sahibi olanlar ise imkânları ölçüsünde kaç çocuk yetiştirebileceklerini düşünüyor.
Nitekim TÜİK'in açıkladığı 2025 verilerine göre Türkiye'de toplam doğurganlık hızı 1,42'ye geriledi. Aynı yıl evlenen çiftlerin sayısı 552 bin 237'de kaldı; ortalama ilk evlenme yaşı erkeklerde 28,5'e, kadınlarda 26'ya yükseldi. Bu rakamlar, nüfusun geleceği konusunda ekonomik ve sosyal şartların da ciddiyetle ele alınması gerektiğini gösteriyor.
Bir ülkenin gücü yalnızca sahip olduğu madenlerle, fabrikalarla ve sermayeyle ölçülmez. Üreten, geliştiren, bilim ve teknoloji ortaya koyan, ülkesini geleceğe taşıyan insan gücü de millî zenginliğin temelidir. Nüfusun azalması ve genç nüfusun zayıflaması, uzun vadede üretimden sosyal güvenliğe kadar pek çok alanı etkiler.
Ancak nüfus artsın demekle nüfus artmaz. Ailelerin çocuk yetiştirebilecekleri ekonomik güvenceye kavuşmaları gerekir. Devlet, anne babaya yalnızca sorumluluklarını hatırlatmakla yetinemez; bu sorumlulukları yerine getirebilecekleri şartları da hazırlamak zorundadır.
Prof. Dr. Haydar Baş, bu meseleyi yıllar önce Milli Ekonomi Modeli çerçevesinde ele aldı. Bağımsız Türkiye Partisi'nin 2007 seçim döneminde noter tasdikli taahhütlerle açıkladığı projelerde doğum yapan anneye 15 bin YTL doğum ikramiyesi, her çocuk için aylık 250 YTL Çocuk Maaşı öngörülüyordu. Bunlar, o dönemin para birimi ve ekonomik şartları içindeki tutarlardı.
Bugün esas alınması gereken, bu rakamları değişmez kabul etmek değil, projenin temelindeki ekonomik güvenceyi hayata geçirmektir. Doğum ikramiyesi her dönemin şartlarına göre artırılacak; Çocuk Maaşı da çocuğun büyüme sürecindeki ihtiyaçlarını karşılayacak ve satın alma gücünü koruyacak biçimde sürdürülecektir.
Üstelik çözüm bunlarla sınırlı değildir. Vatandaşlık Maaşı aileye temel ekonomik güvence sağlayacak, Ev Hanımı Maaşı ev içindeki emeği ve aileye verilen hizmeti karşılıksız bırakmayacak, Çocuk Maaşı çocuk yetiştirmenin yükünü hafifletecektir. Milli Ekonomi Modeli, bu projeleri millî kaynakları milletin refahı için harekete geçiren bütüncül bir sosyal devlet anlayışı içinde ele alır.
Bu destekler aile bütçesini güçlendirecek, gençlerin evlilik ve çocuk sahibi olma kararlarını ekonomik korkulardan uzaklaştıracak, doğurganlığın artması ve nüfusun güçlenmesi için gerekli zemini oluşturacaktır.
Sonuç olarak, üç çocuk çağrısının karşılığı ekonomik güvencedir. Aileye imkân sunmadan çocuk istemek, sorumluluğu vatandaşa yüklemektir. Devletin görevi yalnızca nüfusun artmasını istemek değil, ailelerin güvenle yuva kurabileceği ve çocuklarını insanca şartlarda yetiştirebileceği bir ekonomik düzen kurmaktır.
Milli Ekonomi Modeli'nin temel yaklaşımı budur: Önce insan, önce aile, önce refah. Çünkü güçlü aile olmadan güçlü nüfus, güçlü nüfus olmadan da sürdürülebilir millî güç oluşturulamaz.
İktidar sahipleri yıllardır vatandaşlara en az üç çocuk sahibi olmalarını söylüyor. Peki, bugün mevcut çocuklarının karnını doyurmakta zorlanan ailelere, evlenmekten korkan gençlere ne söylüyoruz? Bir tarafta nüfusun artması gerektiğine ilişkin çağrılar, diğer tarafta geçim sıkıntısı yüzünden ertelenen evlilikler ve kurulamayan yuvalar var.
Gençler iş bulamıyor, buldukları işlerle geçinemiyor. Kiralar, ev kurma masrafları ve temel ihtiyaçlar karşısında geleceklerini hesaplamak zorunda kalıyorlar. Evlilik, sevgi ve yuva kurma hayali olmaktan çıkıp altından kalkılması güç bir ekonomik yük gibi görülüyor. Evlenenler çocuk sahibi olmayı erteliyor; çocuk sahibi olanlar ise imkânları ölçüsünde kaç çocuk yetiştirebileceklerini düşünüyor.
Nitekim TÜİK'in açıkladığı 2025 verilerine göre Türkiye'de toplam doğurganlık hızı 1,42'ye geriledi. Aynı yıl evlenen çiftlerin sayısı 552 bin 237'de kaldı; ortalama ilk evlenme yaşı erkeklerde 28,5'e, kadınlarda 26'ya yükseldi. Bu rakamlar, nüfusun geleceği konusunda ekonomik ve sosyal şartların da ciddiyetle ele alınması gerektiğini gösteriyor.
Nüfus, milletin en büyük güçlerinden biridir
Bir ülkenin gücü yalnızca sahip olduğu madenlerle, fabrikalarla ve sermayeyle ölçülmez. Üreten, geliştiren, bilim ve teknoloji ortaya koyan, ülkesini geleceğe taşıyan insan gücü de millî zenginliğin temelidir. Nüfusun azalması ve genç nüfusun zayıflaması, uzun vadede üretimden sosyal güvenliğe kadar pek çok alanı etkiler.
Ancak nüfus artsın demekle nüfus artmaz. Ailelerin çocuk yetiştirebilecekleri ekonomik güvenceye kavuşmaları gerekir. Devlet, anne babaya yalnızca sorumluluklarını hatırlatmakla yetinemez; bu sorumlulukları yerine getirebilecekleri şartları da hazırlamak zorundadır.
Çözüm Milli Ekonomi Modeli'nde
Prof. Dr. Haydar Baş, bu meseleyi yıllar önce Milli Ekonomi Modeli çerçevesinde ele aldı. Bağımsız Türkiye Partisi'nin 2007 seçim döneminde noter tasdikli taahhütlerle açıkladığı projelerde doğum yapan anneye 15 bin YTL doğum ikramiyesi, her çocuk için aylık 250 YTL Çocuk Maaşı öngörülüyordu. Bunlar, o dönemin para birimi ve ekonomik şartları içindeki tutarlardı.
Bugün esas alınması gereken, bu rakamları değişmez kabul etmek değil, projenin temelindeki ekonomik güvenceyi hayata geçirmektir. Doğum ikramiyesi her dönemin şartlarına göre artırılacak; Çocuk Maaşı da çocuğun büyüme sürecindeki ihtiyaçlarını karşılayacak ve satın alma gücünü koruyacak biçimde sürdürülecektir.
Üstelik çözüm bunlarla sınırlı değildir. Vatandaşlık Maaşı aileye temel ekonomik güvence sağlayacak, Ev Hanımı Maaşı ev içindeki emeği ve aileye verilen hizmeti karşılıksız bırakmayacak, Çocuk Maaşı çocuk yetiştirmenin yükünü hafifletecektir. Milli Ekonomi Modeli, bu projeleri millî kaynakları milletin refahı için harekete geçiren bütüncül bir sosyal devlet anlayışı içinde ele alır.
Bu destekler aile bütçesini güçlendirecek, gençlerin evlilik ve çocuk sahibi olma kararlarını ekonomik korkulardan uzaklaştıracak, doğurganlığın artması ve nüfusun güçlenmesi için gerekli zemini oluşturacaktır.
Sonuç olarak, üç çocuk çağrısının karşılığı ekonomik güvencedir. Aileye imkân sunmadan çocuk istemek, sorumluluğu vatandaşa yüklemektir. Devletin görevi yalnızca nüfusun artmasını istemek değil, ailelerin güvenle yuva kurabileceği ve çocuklarını insanca şartlarda yetiştirebileceği bir ekonomik düzen kurmaktır.
Milli Ekonomi Modeli'nin temel yaklaşımı budur: Önce insan, önce aile, önce refah. Çünkü güçlü aile olmadan güçlü nüfus, güçlü nüfus olmadan da sürdürülebilir millî güç oluşturulamaz.
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Üç çocuk çağrısı yetmez, aileyi geçindirmek gerekir / 27.10.2026
- Doğum İkramiyesi: Yeni bir hayata başlarken ailenin yanında olmak / 26.10.2026
- Çocuk Maaşı: Her çocuk toplumun geleceğidir / 25.10.2026
- Ev Hanımı Maaşı: Evin içindeki emek görülmeli / 24.10.2026
- Vatandaşlık Maaşı: Her vatandaşın hakkı / 23.10.2026
- Yoksullukla mücadele ‘sosyal devlet’in sorumluluğu / 22.10.2026
- Gençler gelecek kurmakta neden zorlanıyor? / 21.10.2026
- Borç sarmalı: İnsan geçinmek için borçlanıyor / 20.10.2026
- Geçim sıkıntısı aileyi nasıl etkiliyor? / 19.10.2026
- Geçim derdi insanı yalnız ve çaresiz bırakmamalıdır / 18.10.2026
- Doğum İkramiyesi: Yeni bir hayata başlarken ailenin yanında olmak / 26.10.2026
- Çocuk Maaşı: Her çocuk toplumun geleceğidir / 25.10.2026
- Ev Hanımı Maaşı: Evin içindeki emek görülmeli / 24.10.2026
- Vatandaşlık Maaşı: Her vatandaşın hakkı / 23.10.2026
- Yoksullukla mücadele ‘sosyal devlet’in sorumluluğu / 22.10.2026
- Gençler gelecek kurmakta neden zorlanıyor? / 21.10.2026
- Borç sarmalı: İnsan geçinmek için borçlanıyor / 20.10.2026
- Geçim sıkıntısı aileyi nasıl etkiliyor? / 19.10.2026
- Geçim derdi insanı yalnız ve çaresiz bırakmamalıdır / 18.10.2026
























































