Hatay hakkında dün Atatürk'ün, 'Hatay, benim şahsi meselemdir' sözünü biliyorduk.
Bugün bildiğimiz ise Hatay'ın yerle bir olduğu, üç saatte Şam'a gidip namaza duracakların 3 gün Hatay'a gidemediği ve büyük yıkımdan sonra insanlarımızı şehri terk ettiğidir.
Bu terk ediş, 'Hatay, atamızın emanetidir, şehri terk etmeyin' çağrıları da beraberinde getirirken başta tarihçiler olmak üzere bizler 'bölgede yabancılara toprak satışının yasaklanmasını' gündem de tutmaya çalıştık.
İktidar partisi kurmayları ve medyadaki sözcüleri, 'yabancılara toprak satışı zaten yasak' diyerek akıllarınca dalga geçtiler.
Oysa karşımızda Bir Filistin örneği vardı. Hani Sayın Erdoğan bir zamanlar BM kurulunda haritalarla gösterdiği Filistin var ya! İşte o Filistin örneği.
Malum Yahudileri, Filistin'de katleden, sürgün eden Haçlı ordularıdır. Bir tane Yahudi bile kalmadı Filistin'de.
Yahudiler artık ne yapıyorlarsa gittikleri her yerden sürgün edildiler. Yüce Allah'ın sahip çıkmadığı bu güruha birilerinin kutsadığı Osmanlı sahip çıktı.
2. Beyazıt ve oğlu Yavuz ve de Kanuni dönemlerinde İspanya'dan sürülen Yahudileri sahiplendiler, Anadolu'ya yerleştirdiler.
Dedim ya! Yahudiler gittikleri yerde rahat durmazlar! Çünkü kendilerinin üstün ırk olduğuna inanıyorlar. Bu inanç ile gittikleri her yerde güç sahibi olmaya çalışıyorlar. Dün oldular, bugünde.
Anadolu'da da öyle oldu. Kısa sürede patron oldular ve Yahudiler içinde kutsal olan Filistin topraklarını satın almaya başladılar.
Nasıl olduysa Saray hükümeti bunun farkına vardı ve 1883'te bir kanun çıkardı. Yabancılara toprak satışı yasak. Kanuna göre daha önce çıkarılan toprak kanununa sınırlama getirilerek, Osmanlı Devleti'nin izni olmadan milliyetini değiştiren Yahudilere ve başka bir devletin vatandaşı olan Yahudilere toprak satılamaz, hükmü konuldu.
Dikkat edin! Yabancı Yahudilere yasak. Osmanlı Yahudilerine yasak yok. Haliyle yabancı uyruklu Yahudiler, Osmanlı Yahudilerini sermayedar yapıp güneydoğumuz, Şam ve Filistin'de araziler kapattılar.
Gerisi gazetemiz yazarlarından kardeşim, tarihçi-eğitimci Tahsin Aydın'ın 10-11 Temmuz 2017 tarihli yazılarından aktarayım;
"Görünürde senetler, Osmanlı vatandaşı olan Yahudiler adına düzenlenirken gerçekte, mülkiyet yabancı uyruklu Yahudilere ait oluyordu.
Bu şekilde kolonileştirme süreci devam etti. 1896'da Rothschild ve Baron Hirsch'in kurduğu Yahudi Kolonizasyon Birliği ve Siyon Aşıkları gibi kişi ve kuruluşların çalışmaları neticesinde Yahudilerin, Filistin'e göçü hızlandı.
1897 yılında Basel'de toplanan I. Siyonist kongresinde dünyadaki tüm Yahudilerin, Filistin'e getirilmesi ve Filistin topraklarında Yahudi devleti kurmak değil Yahudilere bir vatan oluşturma ile ilgili kararlar alınmış ve bu konuda Avusturyalı gazeteci Theodorl Herzl işin başına geçmiştir.
II. Abdülhamid ile iki defa bu konuda görüştüğü söylenen Herz, Osmanlı borçları karşılığında Filistin coğrafyasının kendilerine verilmesini isteğini ll. Abdülhamid ret etmiştir.
Ancak dönemin şartları II Abdülhamid'i, Yahudilerle antlaşmaya götürdü. 5 Şubat 1892'de II. Abdülhamid, Theodorl Herzl'i yeniden saraya çağırdı ve Osmanlı İmparatorluğu'nun kapılarını Yahudilere açmaya hazır olduğunu söyledi. Ama bazı şartları vardı;
1- Gelecek olan Yahudiler, Osmanlı İmparatorluğuna gelmeden önce "Osmanlı uyruğunu" kabul edeceklerdi.
2- Yahudi halkı nereye isterse oraya yerleşebilecekti fakat Filistin toprakları hariç.
Yahudiler bu şartları kabul ettikleri takdirde Yahudi bankerler, Osmanlı borçlarını yeniden yapılandıracaklar, bunun karşılığında ise madenlerin işletilme hakkına sahip olacaklardı. Mevcut madenler ve yeni maden ocakları Yahudiler tarafından işletilebilecekti.
II. Abdülhamid'e göre Yahudi bankerlere borçlu olmak, büyük güçlere borçlu olmaktan kat be kat daha iyiydi. Yahudiler herhangi bir devletin koruması altında olmadığından ya da bir devletleri olmadığından, Yahudi bankerlere borçlu olmak, Osmanlı Devleti açısından bir tehdit oluşturamazdı.
Herzl'den sonra Yahudilerin başına geçen Wolfson, 1907 tarihinde yeni bir teklifle İstanbul'a geldi. Teklifi; Kudüs hariç 50.000 Yahudi aile Filistin'e yerleştirilmesiydi.
Buna ilaveten göç eden Yahudiler, Osmanlı vatandaşlığını kabul edecek ve askeri görevlerini yerine getireceklerdi. Yerleşimlerin nerelere yapılacağına ise hükümet karar verecekti. Bunun karşılığında ise Osmanlı Devleti'ne 2 milyon Pound yardımda bulunacaklardı."
'Bir karış toprak satmadı' denilenler neleri satmışlar ortada.
Atatürk yasakladı
Büyük insan, ulu önder kurduğu Türkiye Cumhuriyeti ile Türkleri ayağı kaldırdı. 18 Mart 1924 yılında çıkartılan 442 sayılı Köy Kanunu'nun 87'nci maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti tabiyetinde olmayan yabancı gerçek ve tüzel kişilerin köylerde arazi ve emlak alması yasakladı.
87'nci madde ile sadece köy arazileri korunmakla kalmamış, daha önce özellikle Ege ve Güneydoğu Anadolu'da toprak almış yabancıların, bu büyük arazileri yeniden edinmeleri önlenmiştir.
1934 yılında kabul edilen 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 35 ve 36'ncı maddeleriyle de bu yasak pekiştirilmiştir.
AKP ile satış başladı
AKP, 2002'de iktidar oldu. 19 Temmuz 2003 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4916 sayılı Çeşitli Kanunlarda ve Maliye Bakanlığı'nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunla, Tapu Kanunu'nun 35'inci maddesi yeniden düzenlenmiş, 36'ncı maddesi ile Köy Kanunu 87'nci madde yürürlükten kaldırılmıştır.
Ayrıca yabancı uyruklu gerçek kişilerin ülkemizde taşınmaz edinmesinde karşılıklılık aranması (mütekabiliyet) uygulaması da terk edilmiştir.
Ve satış başladı.
20 yılda yani 2002'den 2022'ye kadar olan dönemde yabancılara toplam 93 Milyon Metrekare toprak satıldı.
Sadece 2022 yılında 745 yabancı, ülkemizden 5 milyon 219 bin metrekare tarım arazisi satın almış.
Arz-ı Mevut hayalini, Suriye'den başlatılan planlı göçü, bu bölgemizin nüfus yapısının değiştirilmesini ve de toprak satışlarını yan yana koyun.
İkinci Filistin vakası gibi duruyor. Ama Filistin olmasına müsaade etmeyeceğiz.
- Yusuf Tekin’e teşekkür etmek lazım / 27.04.2026
- Ermenilere taziye, CHP’ye mehter tepkisi / 26.04.2026
- Numan Kurtulmuş’tan tarihi 'BOP' itirafı / 24.04.2026
- Madem gündem ‘ulusal egemenlik’ o halde söz sahibinin / 23.04.2026
- Türkiye’nin gerçeği ‘Kör sadakat’ / 22.04.2026
- Tom Barrack’a haddini bildirecek yok mu? / 21.04.2026
- Orban ‘amaca giden her yol mubahtır’ anlayışının kurbanı oldu / 20.04.2026
- Türkiye ile İsrail’i karşı karşıya getirme oyunu / 19.04.2026
- ABD, saltanatını korumak için İran’da / 18.04.2026




























































