Dünya kurulduğu günden bu yana insanlar arasında yönetme, hükmetme ve birbirine tahakküm etme mücadelesi var olmuştur.
Asıl mesele ise Yüce Allah'ın nasbettiği, yani seçip tayin ettiği ehil insanların yerine; nefsine aldanarak hak etmediği halde yönetmeye talip olanların ortaya çıkmasıdır.
Hz. Âdem (a.s.) ile başlayan insanlık tarihinde ilk büyük kırılmalardan biri, Kabil'in Habil'i kabul etmeyerek hakka başkaldırmasıdır. Hak edilmeyen bir şeye sahip olma arzusu, insanlık tarihi boyunca farklı şekillerde devam etmiş; zulümlerin, savaşların ve adaletsizliklerin temel sebeplerinden biri olmuştur. Görünen o ki kıyamete kadar da bu imtihan sürecektir.
Bu sebeple yönetmek, makam sahibi olmak veya yönetime talip olmak sıradan bir mesele değildir. Aksine, hesabı en ağır sorumluluklardan biridir. İnsan, talip olduğu makamın kendisine ne kazandıracağını değil, ahirette kendisinden nasıl hesap sorulacağını da düşünmelidir.
İmam Ali'nin velayetinin inkârıyla başlayan tarihî kırılmanın, sonraki asırlarda zulmün ve haksızlığın kurumsallaşmasına zemin hazırladığına inanıyoruz. Ardından Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (a.s.) Efendilerimizin şehadetleriyle derinleşen bu süreç, Emevî ve Abbasî dönemlerinde daha da belirgin hâle gelmiş; hak etmeyenlerin makam sahibi olması insanlığı adalet yerine zulümle tanıştırmıştır.
Şunu tekrar ifade etmekte fayda vardır: Hak etmediği hâlde hak elde edenler, bunun hesabını yalnız kendileri vermeyecek; buna zemin hazırlayanlar da aynı sorumluluğu paylaşacaktır.
Eğer yönetim, Allah'ın nasbettiği çizgide ve hak üzere devam etmiş olsaydı, fazilet sahibi liderlerin idaresinde adalet, huzur ve güven hâkim olurdu. Çünkü erdemli toplumların temelinde erdemli liderler vardır. Toplumların sahip olduğu fazilet ölçüsünde yönetilmeleri de ilahî bir kanundur.
Nitekim "Nasıl olursanız öyle yönetilirsiniz." düsturu, sadece sosyal bir tespit değil, aynı zamanda büyük bir hakikatin ifadesidir.
Merhum Prof. Dr. Haydar Baş, gerek Ehl-i Beyt Külliyatı ile ortaya koyduğu ilmî çalışmalarında gerekse kurduğu Bağımsız Türkiye Partisi ile bu tarihî kırılmayı yeniden gündeme taşımış; yönetimde ilk sapmanın İmam Ali'nin velayetinin inkârıyla başladığını ilmî delilleriyle ortaya koymuştur. Aynı zamanda Hz. Ali'nin iade-i itibarı konusunda tarihî ve vicdanî bir mücadele vermiştir.
Siyasette ortaya koyduğu ölçü ise bugün de önemini korumaktadır:
"Baktık ki sağıyla, soluyla herkes çareyi Avrupa Birliği kapılarında ve yanlış politikalarda arıyor. Biz de 'İş Baş'a düştü.' dedik ve milletimize hizmet etmek için Bağımsız Türkiye Partisi'ni kurduk."
Bu anlayışla kurulan siyasi hareket; adıyla, programıyla, kadrolarıyla ve hedefleriyle günü kurtarmayı değil, devleti ve milleti yeniden ayağa kaldırmayı amaçlayan bir vizyon ortaya koymuştur.
Haydar Baş Hoca'nın şu tespiti ise bugün belki de dünden daha anlamlıdır:
"Bir ülkede siyaset üç amaçla yapılır: Lüks siyaset, ihtiyaçtan siyaset ve zaruretten siyaset. Biz zaruretten siyaset yapıyoruz."
Gerçekten de bugün yaşadığımız ekonomik, sosyal ve siyasi sıkıntılar, ehliyet ve liyakatin göz ardı edilmesinin; hak etmeyenlerin makam sahibi olmasının ağır sonuçlarını hep birlikte yaşamamıza sebep olmaktadır.
Bugün de çözüm, kişilere göre değişen politikalar değil; hak, adalet, ehliyet ve liyakati esas alan bir yönetim anlayışıdır. Prof. Dr. Haydar Baş'ın ortaya koyduğu fikrî mirasın, Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın liderliğinde yeni nesillere taşınması bu bakımdan önemli bir fırsattır.
Çünkü hak edenin iş başına gelmediği yerde huzur olmaz; adalet olmaz, bereket olmaz. Hak edilmeyen makamlar, yalnız o makama oturanları değil, bütün toplumu ağır bedeller ödemeye mahkûm eder. Vesselam…
Asıl mesele ise Yüce Allah'ın nasbettiği, yani seçip tayin ettiği ehil insanların yerine; nefsine aldanarak hak etmediği halde yönetmeye talip olanların ortaya çıkmasıdır.
Hz. Âdem (a.s.) ile başlayan insanlık tarihinde ilk büyük kırılmalardan biri, Kabil'in Habil'i kabul etmeyerek hakka başkaldırmasıdır. Hak edilmeyen bir şeye sahip olma arzusu, insanlık tarihi boyunca farklı şekillerde devam etmiş; zulümlerin, savaşların ve adaletsizliklerin temel sebeplerinden biri olmuştur. Görünen o ki kıyamete kadar da bu imtihan sürecektir.
Bu sebeple yönetmek, makam sahibi olmak veya yönetime talip olmak sıradan bir mesele değildir. Aksine, hesabı en ağır sorumluluklardan biridir. İnsan, talip olduğu makamın kendisine ne kazandıracağını değil, ahirette kendisinden nasıl hesap sorulacağını da düşünmelidir.
İmam Ali'nin velayetinin inkârıyla başlayan tarihî kırılmanın, sonraki asırlarda zulmün ve haksızlığın kurumsallaşmasına zemin hazırladığına inanıyoruz. Ardından Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (a.s.) Efendilerimizin şehadetleriyle derinleşen bu süreç, Emevî ve Abbasî dönemlerinde daha da belirgin hâle gelmiş; hak etmeyenlerin makam sahibi olması insanlığı adalet yerine zulümle tanıştırmıştır.
Şunu tekrar ifade etmekte fayda vardır: Hak etmediği hâlde hak elde edenler, bunun hesabını yalnız kendileri vermeyecek; buna zemin hazırlayanlar da aynı sorumluluğu paylaşacaktır.
Eğer yönetim, Allah'ın nasbettiği çizgide ve hak üzere devam etmiş olsaydı, fazilet sahibi liderlerin idaresinde adalet, huzur ve güven hâkim olurdu. Çünkü erdemli toplumların temelinde erdemli liderler vardır. Toplumların sahip olduğu fazilet ölçüsünde yönetilmeleri de ilahî bir kanundur.
Nitekim "Nasıl olursanız öyle yönetilirsiniz." düsturu, sadece sosyal bir tespit değil, aynı zamanda büyük bir hakikatin ifadesidir.
Merhum Prof. Dr. Haydar Baş, gerek Ehl-i Beyt Külliyatı ile ortaya koyduğu ilmî çalışmalarında gerekse kurduğu Bağımsız Türkiye Partisi ile bu tarihî kırılmayı yeniden gündeme taşımış; yönetimde ilk sapmanın İmam Ali'nin velayetinin inkârıyla başladığını ilmî delilleriyle ortaya koymuştur. Aynı zamanda Hz. Ali'nin iade-i itibarı konusunda tarihî ve vicdanî bir mücadele vermiştir.
Siyasette ortaya koyduğu ölçü ise bugün de önemini korumaktadır:
"Baktık ki sağıyla, soluyla herkes çareyi Avrupa Birliği kapılarında ve yanlış politikalarda arıyor. Biz de 'İş Baş'a düştü.' dedik ve milletimize hizmet etmek için Bağımsız Türkiye Partisi'ni kurduk."
Bu anlayışla kurulan siyasi hareket; adıyla, programıyla, kadrolarıyla ve hedefleriyle günü kurtarmayı değil, devleti ve milleti yeniden ayağa kaldırmayı amaçlayan bir vizyon ortaya koymuştur.
Haydar Baş Hoca'nın şu tespiti ise bugün belki de dünden daha anlamlıdır:
"Bir ülkede siyaset üç amaçla yapılır: Lüks siyaset, ihtiyaçtan siyaset ve zaruretten siyaset. Biz zaruretten siyaset yapıyoruz."
Gerçekten de bugün yaşadığımız ekonomik, sosyal ve siyasi sıkıntılar, ehliyet ve liyakatin göz ardı edilmesinin; hak etmeyenlerin makam sahibi olmasının ağır sonuçlarını hep birlikte yaşamamıza sebep olmaktadır.
Bugün de çözüm, kişilere göre değişen politikalar değil; hak, adalet, ehliyet ve liyakati esas alan bir yönetim anlayışıdır. Prof. Dr. Haydar Baş'ın ortaya koyduğu fikrî mirasın, Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın liderliğinde yeni nesillere taşınması bu bakımdan önemli bir fırsattır.
Çünkü hak edenin iş başına gelmediği yerde huzur olmaz; adalet olmaz, bereket olmaz. Hak edilmeyen makamlar, yalnız o makama oturanları değil, bütün toplumu ağır bedeller ödemeye mahkûm eder. Vesselam…
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Hak edilmeyen makamın bedeli / 24.07.2026
- O gün sokaklara yansıyan Milli Ruh / 23.07.2026
- Kıbrıs sadece bir ada değil Milli Dava’dır / 22.07.2026
- Vatanı bölmek isteyenlere fırsat vermeyin / 21.07.2026
- Güç dengesinin değiştiği dünya / 20.07.2026
- İhanet unutulursa tekrar eder / 19.07.2026
- Uyanık olmak zorundayız / 18.07.2026
- Egemenlik teslim edilmez / 17.07.2026
- Fakirliği yönetmek değil, zenginliği paylaşmak / 16.07.2026
- İnsafsız, vicdansız bu sistemde yaşamak zorunda mıyız? / 15.07.2026
- O gün sokaklara yansıyan Milli Ruh / 23.07.2026
- Kıbrıs sadece bir ada değil Milli Dava’dır / 22.07.2026
- Vatanı bölmek isteyenlere fırsat vermeyin / 21.07.2026
- Güç dengesinin değiştiği dünya / 20.07.2026
- İhanet unutulursa tekrar eder / 19.07.2026
- Uyanık olmak zorundayız / 18.07.2026
- Egemenlik teslim edilmez / 17.07.2026
- Fakirliği yönetmek değil, zenginliği paylaşmak / 16.07.2026
- İnsafsız, vicdansız bu sistemde yaşamak zorunda mıyız? / 15.07.2026























































