logo
15 AĞUSTOS 2026

Muratağa, Sandallar ve Atlılar katliamları bize neyi anlatıyor?

15.08.2026 00:00:00
 

Kıbrıs Türklerinin adadaki varoluş mücadelesi, yalnızca siyasi bir hak arayışı değil; soykırıma, zulme ve sistematik yok etme politikalarına karşı verilen amansız bir hayatta kalma savaşıdır. 

Tarihin hafızasına kazınan sayısız dramın arasında, 14 Ağustos 1974 tarihinde gerçekleşen Muratağa, Sandallar ve Atlılar katliamları, Rum terörünün ve EOKA zihniyetinin ulaştığı insanlık dışı boyutu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

En küçüğü 16 günlük bir bebekten, en yaşlısı 95 yaşındaki bir çınara kadar 126 savunmasız sivilin vahşice katledilip çöplüklere gömüldüğü bu katliam, Kıbrıs'ta Rum tarafıyla ortak bir geleceğin neden imkânsız olduğunun ve Türk askerinin adadaki varlığının hayati öneminin en açık kanıtıdır.

EOKA zihniyeti ve birlikte yaşama masalının çöküşü

1571 yılından bu yana adanın asli unsuru olan Kıbrıs Türkleri, Osmanlı idaresi boyunca tüm toplumlara hoşgörüyle yaklaşmış, barış içinde bir arada yaşamın temellerini atmıştır.

Ancak 1878'de idarenin İngiltere'ye geçmesi ve ardından 1955'te EOKA terör örgütünün kurulmasıyla adadaki dengeler tamamen bozulmuştur. 

Rum tarafının tek gayesi, adayı Yunanistan'a bağlamak, yani "Enosis" hayalini gerçekleştirmek olmuştur.

1960 yılında Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin garantörlüğünde kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, Rumların bu ırkçı ve yayılmacı emelleri yüzünden yalnızca üç yıl ayakta kalabilmiştir. 

1963 yılından itibaren "Kanlı Noel" olaylarıyla başlayan süreçte 103 Türk köyü yakılıp yıkılmış, binlerce Türk göçe zorlanmış ve kantonlara sıkıştırılmıştır. 

15 Temmuz 1974'teki EOKA darbesi ve ardından İkinci Barış Harekâtı sırasında savunmasız kadın, çocuk ve yaşlılara yönelik gerçekleştirilen Muratağa, Sandallar ve Atlılar soykırımı, Rum tarafının zihniyet yapısını net bir şekilde özetliyor.

Rum okullarında, kiliselerinde ve aile içinde yeni nesillerin Türk düşmanlığıyla yetiştirildiği bir vasatta, iki toplumun konfedere veya "tek devlet" çatısı altında yeniden bir arada yaşaması mümkün değildir. 

Uluslararası toplumun gözü önünde işlenen bu savaş suçlarının cezasız kalması, Kıbrıs Türk halkının güvenliğini uluslararası kurumların veya Rum iradesinin insafına bırakamayacağını göstermiştir.

Birleşik Kıbrıs oyunu ve ABD-İsrail ikilisinin kirli emelleri

Günümüzde Birleşmiş Milletler gözetiminde sürdürülmek istenen "iki toplumlu, tek devletli" federasyon projeleri, Kıbrıs Türk'ünü savunmasız bırakmayı ve Türkiye'nin adadaki varlığını sonlandırmayı hedefleyen diplomatik bir tuzaktan ibarettir. 

1960'ta kurulan ve üç yıl bile sürmeyen ortaklık tecrübesi göz önündeyken, aynı senaryoyu yeniden dayatmak Türk varlığını kademeli olarak yok etmek anlamına geliyor.

Üstelik bugün adadaki tehdit yalnızca Yunanistan ve Rum kesimi ile sınırlı değildir. Rum tarafı bir yandan BM masasında "barış" söylemleriyle zaman kazanırken, diğer yandan ABD ve İsrail ile devasa savunma anlaşmaları yapmakta, adayı bir silah deposuna dönüştürmekte ve yabancı güçlere askeri üsler tahsis etmektedir.

Özellikle İsrail'in Doğu Akdeniz'deki jeopolitik hırsları ve Kıbrıs adası üzerindeki hakimiyet kurma isteği, ABD desteğiyle birleştiğinde adanın adeta bir küresel şer odağına çevrilmek istendiğini gösteriyor. 

BM arabuluculuğundaki görüşmeler, işte bu kirli planları perdelemek için kullanılan bir kılıftan başkası değildir. 

Türkiye ve KKTC, bu tehlikeli oyunu görmeli ve Batılı aktörlerin bölgeye yönelik emperyalist hesaplarına asla geçit vermemelidir.

KKTC'nin bağımsızlığı ve Türkiye'nin ulusal güvenliği

Tüm bu tarihsel ve jeopolitik gerçekler ışığında, Kıbrıs'ta tek gerçekçi çözüm iki devletli modeldir. 

Merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın da defalarca vurguladığı üzere; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tam bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürmeli ve Türk diplomasisinin ana hedefi KKTC'nin başta dost ve müttefik ülkeler olmak üzere tüm dünyada resmen tanınmasını sağlamak olmalıdır.

Kıbrıs meselesi, yalnızca adadaki soydaşlarımızın can güvenliği meselesi değildir; doğrudan Türkiye Cumhuriyeti'nin Doğu Akdeniz'deki mavi vatan hakları ve ulusal güvenlik meselesidir. 

Türkiye'nin garantörlük hakkı ile Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adadaki fiili varlığı tartışmaya dahi açılamaz.

Muratağa, Sandallar ve Atlılar şehitlerinin aziz hatırası, şanlı al bayrağımızın ve KKTC bayrağının göklerimizde ebediyen yan yana dalgalanmasını emrediyor.

Türk milleti, adadaki soydaşlarını ne Rum terörünün gölgesine ne de küresel güçlerin Doğu Akdeniz'deki kirli hesaplarına kurban etmeyecektir. 

Çözüm nettir: Ayrı iki devlet, sarsılmaz bir garantörlük ve sonsuza dek bağımsız KKTC!

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.