logo
09 TEMMUZ 2026

Kepekçi: “Bu kapı bir parti binasının değil, milletin kapısıdır”

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Teşkilat Başkanı Doç. Dr. Ali Bestami Kepekçi, Afyonkarahisar Teşkilat Kampı'nın ardından Afyonkarahisar İl Başkanlığı'nın yeni hizmet binasının açılışına katıldı

09.07.2026 11:44:00
Hasan Gündoğdu
 
Kepekçi: “Bu kapı bir parti binasının değil, milletin kapısıdır”
Kepekçi: “Bu kapı bir parti binasının değil, milletin kapısıdır”
İl Başkanı Fazıl Ay'ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen açılış programına teşkilat mensupları ve çok sayıda vatandaş yoğun ilgi gösterirken, MYK Üyeleri Ayhan İşi, Erdem Çelik, Musa Koç ve İbrahim Halil Çakın da programa katıldı.






Açılış töreninde kurdeleyi kesen Kepekçi, yeni il binasının yalnızca bir parti binası olmadığını belirterek, "Bu kapı, milletin kapısıdır. Milletin dert ve sorunlarına derman bulunacak kapıdır" dedi.






"Hedefimiz Milleti İktidar Etmektir"
 
Konuşmasında Bağımsız Türkiye Partisi'nin siyaset anlayışına dikkat çeken Kepekçi, partinin temel hedefinin makam ve mevki değil, milletin iradesini hâkim kılmak olduğunu ifade etti.







"Bağımsız Türkiye Partisi her zaman milleti iktidar etmeyi kendisine amaç edinmiş bir partidir. Bu nedenle bugün açılışını yaptığımız yer yalnızca bir il başkanlığı değildir. Burası, milletimizin derdine derman arayacak insanların buluşacağı bir merkez olacaktır."
 
Açılışın ardından yeni hizmet binasını gezen Kepekçi, teşkilat mensupları ve vatandaşlarla sohbet etti.







"Afyonkarahisar Davamıza Her Zaman Sahip Çıkan Bir Şehir Oldu"
 
İl binasında partililere hitap eden Kepekçi, Afyonkarahisar'ın Bağımsız Türkiye Partisi açısından özel bir yere sahip olduğunu belirterek, Prof. Dr. Haydar Baş'ın kültürel çalışmalarından itibaren Afyonkarahisar'ın her zaman davaya sahip çıkan şehirlerden biri olduğunu söyledi.
 
Afyonkarahisar ile uzun yıllara dayanan hatıraları bulunduğunu ifade eden Kepekçi, yeni İl Başkanı Fazıl Bey'in göreve gelmesiyle birlikte şehirde yeni bir dönemin başladığını belirtti.

"Afyonkarahisar'ın güçlü bir potansiyeli var. Şimdi bu potansiyeli sahaya taşıyacak bir il başkanımız var. Bunun ilk sonuçlarını da görmeye başladık. Afyonkarahisar önümüzdeki dönemde teşkilat çalışmalarıyla çok daha farklı bir noktaya gelecektir."







Sandıklı Vurgusu
 
Konuşmasında Sandıklı ilçesine de ayrı bir parantez açan Kepekçi, Prof. Dr. Haydar Baş'ın Sandıklı ile olan hatıralarını hatırlatarak ilçede yeniden güçlü bir teşkilatlanma hedeflediklerini ifade etti.
 
Sandıklı'nın yalnızca bir ilçe olmadığını belirten Kepekçi, hareketin hafızasında önemli bir yere sahip olduğunu söyledi ve burada yeniden bir ilçe binasının açılması yönünde çalışmaların hızlandırılacağını dile getirdi.







"Türkiye'nin Sorunu İktidar Değil, Çözümsüzlüktür"
 
Türkiye'nin zor bir süreçten geçtiğini belirten Kepekçi, mevcut siyasi tartışmaların ülkenin gerçek gündemini gölgelediğini ifade etti.
 
"Vatandaşın ekonomik sıkıntıları, üretim, gençlerin geleceği ve ülkenin bağımsızlığı konuşulması gerekirken, siyasetin büyük bölümünün koltuk mücadelelerine sıkıştığını" söyleyen Kepekçi, Bağımsız Türkiye Partisi'nin diğer partilerden en önemli farkının çözüm üreten bir fikre sahip olması olduğunu vurguladı.
 
"Başarı, Milletin Yüzünün Gülmesidir"
 
Siyasi başarıyı ekonomik göstergelerle değil, vatandaşın yaşam kalitesiyle ölçtüğünü belirten Kepekçi şöyle konuştu:
 
"Bir hükümetin başarısı; vatandaşının yüzünün gülmesiyle ölçülür. İnsanlar her gün 'Kiramı nasıl ödeyeceğim, kredi kartımı nasıl kapatacağım?' diye düşünüyorsa orada başarıdan söz edilemez. Bağımsız Türkiye Partisi'nin hedefi; anaların, babaların, esnafın, emeklinin ve gençlerin yüzünün güldüğü bir Türkiye'yi inşa etmektir."
 
"İşgaller Artık Tankla Değil, Ekonomiyle Yapılıyor"
 
Konuşmasının devamında Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığına dikkat çeken Kepekçi, günümüzde işgal kavramının değiştiğini belirterek çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
 
Yabancı para birimlerinin ekonomide belirleyici hâle gelmesini, stratejik madenlerin ham madde olarak ihraç edilmesini, üretimin dışa bağımlı hâle gelmesini ve tarımdaki gerilemeyi örnek gösteren Kepekçi, bunların ekonomik bağımsızlığın zayıfladığının göstergeleri olduğunu söyledi.
 
"Afyon Mermeri'nin Kaymağını Afyonkarahisarlı Yemeli"
 
Konuşmasında Afyonkarahisar'ın en önemli ekonomik değerlerinden biri olan mermer sektörüne de değinen Kepekçi, Prof. Dr. Haydar Baş'ın yıllar önce verdiği çarpıcı bir örneği hatırlattı.
 
Afyonkarahisar'da çıkarılan mermerlerin ham madde olarak yurt dışına gönderildiğini, işlendikten sonra ise yüksek katma değerle yeniden dünya pazarına sunulduğunu belirten Kepekçi, bunun Türkiye'nin yıllardır yaşadığı üretim anlayışının en somut örneklerinden biri olduğunu söyledi.
 
Prof. Dr. Haydar Baş'ın Medine'de yaşadığı bir hatırayı aktaran Kepekçi, Mescid-i Nebevî'de kullanılan mermerlerin Afyon mermeri olduğunu öğrendiğini, ancak bu mermerlerin önce İtalya'ya gönderilip işlendiğini, daha sonra tekrar Medine'ye getirilerek döşendiğini anlattı. Türk işçilerinin ise kendi ülkelerinden çıkan mermeri, yabancı bir firmanın adına asgari ücretle döşemek zorunda kaldığını ifade etti. 
 
Bu örneğin Türkiye'nin üretim modelindeki temel sorunu ortaya koyduğunu belirten Kepekçi, şunları söyledi:
 
"Mermer Afyon'dan çıkıyor ama kazancını başkaları elde ediyor. Afyonkarahisarlı ise o zenginliğin kaymağını değil, mermerin tozunu soluyor. Bağımsız Türkiye Partisi'nin iktidarında ise bu anlayış değişecek. Afyon'da çıkan mermer yine Afyon'da işlenecek, burada fabrikalar kurulacak, burada istihdam oluşturulacak ve katma değer Afyonkarahisar'da kalacak. Afyonlu sadece mermeri çıkarmayacak; mermerin kazancına da ortak olacak." 
 
Kepekçi, Milli Ekonomi Modeli'nin temel hedeflerinden birinin ham madde ihraç eden değil, üreten ve işleyerek katma değer oluşturan bir Türkiye inşa etmek olduğunu vurgulayarak, "Afyon mermerinin kaymağını Afyonkarahisarlı yiyecek." ifadelerini kullandı.
 
"Hedefimiz Üye Sayısını En Az Üç Katına Çıkarmak"
 
Konuşmasının sonunda teşkilat mensuplarına seslenen Kepekçi, Genel Başkan Hüseyin Baş'ın ortaya koyduğu 120 bin üye hedefini hatırlatarak tüm illere çağrıda bulundu.
 
Afyonkarahisar'ın mevcut üye sayısını en az üç katına, mümkünse beş katına çıkarması gerektiğini ifade eden Kepekçi, aynı hedefin tüm teşkilatlar için geçerli olduğunu söyledi.
 
"Bu hedef yalnızca bir sayı değildir. Bu, daha fazla vatandaşımıza ulaşmak, daha fazla gönle dokunmak ve Bağımsız Türkiye Partisi'nin fikirlerini Türkiye'nin dört bir yanına taşımaktır." diyerek teşkilat mensuplarına yeni dönem için başarılar diledi.

Siber savaşlar ve klavyelerin silaha dönüşmesi

Geleneksel savaş konsepti kabuk değiştiriyor. Artık orduların gücü sadece tanklar, füzeler ya da savaş uçaklarıyla ölçülmüyor

08.07.2026 00:20:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Siber savaşlar ve klavyelerin silaha dönüşmesi
Siber savaşlar ve klavyelerin silaha dönüşmesi
Geleneksel savaş konsepti kabuk değiştiriyor. Artık orduların gücü sadece tanklar, füzeler ya da savaş uçaklarıyla ölçülmüyor.

Günümüz dünyasında tek bir satır kod, bir ülkenin elektrik şebekesini çökertebiliyor, su kaynaklarını zehirleyebiliyor ya da nükleer tesisleri işlemez hale getirebiliyor. "Siber Savaş" olarak adlandırılan bu yeni nesil tehdit, ulus devletlerin en büyük güvenlik açığı haline gelen kritik altyapıları hedef alıyor. Klavyeler, sessiz ama yıkıcı birer kitle imha silahına dönüşmüş durumda.







Görünmez Cephe: Kritik Altyapılar Neden Hedefte?

Kritik altyapılar; enerji, ulaşım, sağlık, finans ve haberleşme gibi bir ülkenin toplumsal düzenini ve ekonomik bekasını sürdürebilmesi için hayati önem taşıyan sistemlerdir. Bu sistemlerin büyük oranda dijitalleşmesi ve endüstriyel kontrol sistemlerinin (ICS/SCADA) internete bağlı hale gelmesi, siber saldırganlar için devasa bir oyun alanı yarattı.

Uzmanlar, siber savaşların konvansiyonel savaşlardan daha tehlikeli olabileceği konusunda hemfikir. Çünkü bu savaşta:

Maliyet Düşük, Yıkım Büyük: Bir füzeyi üretmek ve fırlatmak milyonlarca dolar gerektirirken, gelişmiş bir zararlı yazılım (malware) çok daha düşük maliyetle benzer bir kaosu tetikleyebiliyor.







Faili Meçhul Saldırılar: Siber alanda saldırının arkasında kimin olduğunu kesin olarak kanıtlamak (attribution sorunu) oldukça zor. Devletler, paravan hacker gruplarını kullanarak sorumluluktan kaçabiliyor.

Fiziki Sınırların Yok Olması: Bir ülkenin kalbine saldırmak için binlerce kilometre yol kat etmek gerekmiyor; bir tıkla kıtalararası yıkım başlatılabiliyor.







Tarihten Dersler: Dijital Silahların İlk Ayak İzleri

Klavyelerin nasıl birer silaha dönüştüğünü anlamak için geçmişteki dönüm noktalarına bakmak yeterli:

Stuxnet (2010): Siber savaşın "Miladı" kabul edilen bu zararlı yazılım, İran'ın Natanz nükleer tesisindeki santrifüjleri sabote etti. İlk kez dijital bir kod, fiziki bir yıkıma yol açtı.

Ukrayna Elektrik Şebekesi Saldırısı (2015): Rus yanlısı bilgisayar korsanları, "Sandworm" saldırısıyla Ukrayna'da yüz binlerce insanı kış ortasında karanlıkta bıraktı.

Colonial Pipeline (2021): ABD'nin en büyük akaryakıt boru hattına yapılan fidye yazılımı (ransomware) saldırısı, ülkede lojistik krize ve pompalarda uzun kuyruklara neden oldu.







Türkiye Siber Savunmanın Neresinde?

Türkiye, jeopolitik konumu nedeniyle siber saldırıların en yoğun hedefi olan ülkelerden biri. Bu durum, savunma stratejilerinde radikal adımların atılmasını zorunlu kıldı.

Siber Güvenlik Başkanlığı: Türkiye, siber siber savunma ekosistemini tek bir çatı altında toplamak amacıyla adımlarını hızlandırdı.

USOM (Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi): BTK bünyesinde faaliyet gösteren USOM ve kurumlardaki SOME'ler (Siber Olaylara Müdahale Ekipleri), kritik altyapılara yönelik tehditleri 7/24 izliyor ve yerli siber istihbarat araçlarıyla engelliyor.

Yerli Yazılım Hamlesi: Savunma sanayiindeki yerlilik oranı, siber güvenlik yazılımlarına da yansıtılıyor. Kritik altyapılarda yabancı yazılımlara olan bağımlılığı azaltmak, en öncelikli milli güvenlik politikası haline gelmiş durumda.







Uzmanlar Uyarıyor: "Dijital Kıyamet" Uzak Değil

Siber güvenlik stratejistleri, gelecekteki olası bir büyük savaşın ilk olarak siber alanda başlayacağını öngörüyor. Bir ülkenin finans sisteminin kilitlenmesi, hastanelerdeki cihazların durdurulması ve sinyalizasyon sistemlerinin sabote edilmesi, konvansiyonel bir ordunun işgalini kolaylaştıracak en önemli unsurlar.

Sonuç olarak; siber güvenlik artık sadece bilgi işlem departmanlarının bir sorunu değil; bir ülkenin ulusal egemenlik ve beka meselesidir. Klavyelerin arkasındaki güçler, modern dünyanın yeni orduları olarak mevzi almaya devam ediyor.

Medyanın toplumsal huzuru sağlamadaki sorumluluğu

"Tık odaklı" haberciliğin ve sosyal medya algoritmalarının yarattığı yankı odaları, toplumsal fay hatlarını derinleştirirken; Barışçıl İletişim kavramı, yapay kutuplaşmalara karşı en güçlü panzehir olarak yeniden masaya yatırılıyor

05.07.2026 00:43:00
Abdülkadir Gündoğdu
 
Medyanın toplumsal huzuru sağlamadaki sorumluluğu
Medyanın toplumsal huzuru sağlamadaki sorumluluğu
Dijitalleşmenin zirve yaptığı, dezenformasyonun ve nefret söyleminin saniyeler içinde milyonlara ulaştığı 2026 dünyasında, medyanın toplumsal huzuru korumadaki rolü hayati bir kırılma noktasında. İletişim bilimciler ve sosyologlar, medyanın yalnızca bir "bilgi aktarıcısı" olmadığını, kullandığı dil ve kurguladığı çerçeveyle toplumsal barışı inşa etme ya da tamamen dinamitleme gücüne sahip olduğunu vurguluyor.

"Tık odaklı" haberciliğin ve sosyal medya algoritmalarının yarattığı yankı odaları, toplumsal fay hatlarını derinleştirirken; Barışçıl İletişim kavramı, yapay kutuplaşmalara karşı en güçlü panzehir olarak yeniden masaya yatırılıyor.







1. "Savaş Haberciliğinden "Barışçıl İletişim"e Geçiş

Geleneksel ve dijital medya, doğası gereği genellikle çatışmayı, dramı ve sansasyonel olayları ön plana çıkarma eğilimindedir. Ancak bu durum, toplumda "kronik bir güvensizlik ve düşmanlık" algısı yaratıyor.

Barışçıl iletişim yaklaşımı, medyanın şu temel sorumlulukları üstlenmesini zorunlu kılıyor:

Çatışmayı Değil, Çözümü Çerçevelemek: Olayları sadece "kazananlar ve kaybedenler" veya "biz ve onlar" ikilemiyle vermek yerine, tarafların altındaki temel ihtiyaçları ve ortak zeminleri görünür kılmak.

Şiddeti Sıradanlaştırmamak: Şiddet görsellerinin ve dilinin dramatikleştirilerek sunulması, toplumda empati duygusunu köreltirken, suça ve nefret söylemine karşı duyarsızlaşmaya yol açıyor.







2. Sosyal Medya Algoritmaları ve Toplumsal Kırılganlık

2026 yılı itibarıyla bireylerin haber tüketim alışkanlıkları büyük oranda yapay zekâ tabanlı algoritmalara bağımlı hale geldi. Bu algoritmalar, kullanıcıların öfke, korku ve nefret gibi ekstrem duygularını tetikleyen içerikleri daha fazla öne çıkarıyor.







Doğrulama (Fact-Checking) Sorumluluğu: Geleneksel gazeteciliğin kurumsal refleksleri, sosyal medyanın hız yarışı karşısında aşınıyor. Medya kuruluşlarının, toplumsal infial yaratma potansiyeli yüksek haberlerde "hız" yerine "doğruluk ve sağduyu" ilkelerini işletmesi toplumsal huzurun ilk kalkanıdır.






3. Dilin Gücü: Kelimeler Silaha Dönüşebilir

Kullanılan tek bir sıfat, haber başlığındaki manipülatif bir vurgu, mikro düzeyde komşuluk ilişkilerinden makro düzeyde etnik ve dini grupların bir arada yaşama kültürüne kadar her şeyi etkileyebilir. Medya; göçmenler, dezavantajlı gruplar veya siyasi fikri farklı olan kesimler hakkında haber yaparken "ötekileştirici" ve "kriminalize edici" dilden kaçınmakla yükümlüdür.







Gazetecilik Etiğinde Yeni Yol Haritası

Barışçıl iletişim, gerçekleri gizlemek ya da pembe bir tablo çizmek demek değildir. Aksine; gerçeği tüm boyutlarıyla, önyargılardan arındırarak ve toplumsal maliyetini hesaba katarak sunmaktır. Medyanın toplumsal huzurdaki sorumluluğu, olayların sadece "yangınını" göstermek değil, o yangının nasıl söndürülebileceğine dair yapıcı kamusal tartışmalara alan açmaktır.

'İran halkının acısını paylaşıyoruz'

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ABD/İsrail ikilisinin şehit ettiği İran'ın eski lideri Ali Hamaney'in cenaze törenine katılmak üzere gittiği Tahran'da, Türkiye'nin coğrafyanın kadim ülkeleri olduğunu vurgulayarak, İran halkının acısını paylaştığını belirtti
 

03.07.2026 17:10:00
AA
 
'İran halkının acısını paylaşıyoruz'
'İran halkının acısını paylaşıyoruz'
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ABD/İsrail ikilisinin şehit ettiği İran'ın eski lideri Ali Hamaney'in cenaze törenine katılmak üzere gittiği Tahran'da basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

İran'a son dönemde düzenlenen saldırılarda hayatını kaybedenler için başsağlığı dileyen Yılmaz, savaşın engellenmesi için Türkiye'nin gösterdiği çabaları hatırlattı.

Yılmaz, "İran ve Türkiye bu coğrafyanın kadim ülkeleri, ortak bir medeniyet ve geçmişimiz var. Kardeş ve komşu ülkeleriz. İran halkının acısı bizim acımızdır" ifadelerini kullandı.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini belirten Yılmaz, İran ve ABD arasında imzalanan mutabakat zaptına işaret ederek, Türkiye'nin mutabakatın kalıcı barışa dönüşmesi için çaba gösterdiğini vurguladı.

Yılmaz, "Türkiye Cumhuriyeti olarak biz bölgemizde savaş istemiyoruz, istikrar istiyoruz. Bölgedeki tüm toplumların huzur ve istikrar içinde yaşamalarını istiyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye ve İran arasındaki ticari potansiyele işaret eden Yılmaz, iki ülkenin önemli ticari partner olduğunu belirtti.

Yılmaz, jeopolitik gerilimler ve yaptırımlar gibi nedenlerle iki ülke arasındaki mevcut potansiyelin tam anlamıyla hayata geçirilemediğini belirterek ortamın normalleşmesiyle birlikte Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey çalışmalarının yeniden etkin hale getirileceğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı, iki ülke arasında ulaştırmadan, sanayiye, ticarete ve sınır kapılarının daha iyi çalıştırılmasına kadar birçok alanda yapılacak önemli işlerin bulunduğunu ifade etti.

Yılmaz, "İran şu anda savaşın yaralarını sarmak durumunda. İran halkının ekonomik refahını artırma gündeminin önümüzdeki dönem daha merkezi bir noktaya geleceğine inanıyorum. Bu çerçevede Türkiye'yle ilişkiler, ekonomik ilişkiler de bugün yaptığımız toplantıda yine gündemimizde olan hususlar arasındaydı" dedi.






Türkiye-İran ekonomik ilişkilerini çok daha hızlı geliştirme imkanı

İki ülke arasındaki ticaret hacmi hedefinin 30 milyar dolar olduğunu hatırlatan Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti:

"Şimdi yaptırımların hafifletilmesi, kaldırılması gündemde. Bundan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Bu yaptırımlar esas olarak İran halkını cezalandırıyor. İran halkının refahını aşağıya çekiyor ve tüm bölgedeki ekonomik faaliyete zarar veriyor.

Dolayısıyla bu yaptırımların gevşemesi ve sonuçta kalkması hepimizin arzu ettiği bir durum. Böyle bir ortamda da Türkiye ve İran ilişkileri, ekonomik ilişkileri çok daha hızlı bir şekilde gelişme imkanına kavuşmuş olacaktır."

"Enerji işbirliği en önemli başlıklardan biri"

Türkiye ile İran arasındaki enerji işbirliğine ilişkin ise Yılmaz, enerjinin en önemli başlıklardan bir tanesi olduğuna dikkati çekti.

Türkiye'nin İran'dan doğal gaz ithal eden bir ülke olduğu ve iki ülke arasında boru hattı bulunduğunu belirten Yılmaz, "Ayrıca bir dönem Türkmen doğal gazı İran üzerinden Türkiye'ye aktarıldı ama yaptırımlar nedeniyle şu anda askıya alınmış durumda. Gerek doğal gaz gerek diğer başlıklarda enerji işbirliği İran'la aramızda en önemli başlıklardan bir tanesi. Tabii ki İran'la bu konuda da çalışmak isteriz." ifadelerini kullandı.






"İsrail bölgenin istikrarını tehlikeye atıyor"

Yılmaz, gazetecilerin ABD-İsrail-İran Savaşı'nda gelinen son durumla ilgili sorusu üzerine şu an bir mutabakat zaptı olduğunu ve yoğun bir çalışma ortamının olmadığını dile getirdi.

Mutabakatın zaman zaman ihlal edildiğine işaret eden Yılmaz, "Bunu zaman zaman hep birlikte görüyoruz. Karşılıklı bazı hadiseler yaşanıyor. Bunların bir an önce sona ermesi, başta Lübnan olmak üzere bölgedeki çatışmaların son bulması da mutabakatın önemli unsurlarından biri." değerlendirmesinde bulundu.

Bölgede istikrarın sağlanmasının, kalıcı barış açısından çok kıymetli olduğunu vurgulayan Yılmaz şöyle devam etti:

"Şunun altını çiziyoruz, İsrail'in 'güvenliğim için yapıyorum' dediği hadiseler güvenlikle ilgili değil bir yayılmacı politika ve bu bütün bölgenin istikrarını tehlikeye atıyor. Yine bu savaşta şunu gördük, bu savaş sadece insani maliyetler üretmekle kalmadı. Aynı zamanda büyük çevresel ve ekonomik maliyetler üretti, Hürmüz başta olmak üzere."

Yılmaz, "bir an önce savaş öncesi normal şartlara dönülmesinin hem küresel ekonomi açısından hem bölgesel ekonomi açısından hem de ikili ilişkiler bakımından çok önemli" olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Türkiye ile İran'ın köklü devlet geleneğine sahip iki kadim ülke olduğunu belirterek, siyasi, kültürel ve ekonomik alanlarda geliştirilecek daha yakın işbirliğinin yalnızca iki ülkeye değil tüm bölgenin refahı ve istikrarına katkı sağlayacağını söyledi.

Yılmaz, açıklamalarına şu şekilde devam etti:

"Şunu da biliyoruz, bu bölge üzerinde oyun oynayan dış güçler, mezhep farklılıkları, etnik farklılıklar üzerinden çatışmalar oluşturup bu bölgenin kaynaklarını sömürme faaliyeti içindeler.

Buna karşı bizim yapmamız gereken bu farklılıklara saygı duyarak ortak noktalarımızı ön plana çıkarmak, ilişkilerimizi geliştirmek, güçlendirmek ve bu tuzaklara çatışmalara düşmeden bölge halklarının, milletlerinin, devletlerinin refahını yükseltmek. Bunun da en önemli şartlarından biri huzur ve güven ortamı. Güvenliğin olmadığı yerde kalkınma olmuyor. Ekonomik kalkınma güvenli ortamda gerçekleşiyor."

Şu anda bölgenin kırılgan bir dönemde olduğunu kaydeden Yılmaz, "Provokasyonlara açık bir dönemde olduğumuzu, sabotajlara açık bir dönemde olduğumuzu söyleyebiliriz. Bunlara karşı da hepimizin çok uyanık olması gerekiyor" dedi.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.