Çifte Sultanlar Türbesi, İstanbul'un Fatih ilçesi Kocamustafapaşa semtinde, Sünbül Efendi Camii ve Koca Mustafa Paşa Külliyesi'nin avlusunda bulunuyor.
Türbede, Hz. Hüseyin'in iki kızı vardır. Bazı kaynaklarda isimleri Fatıma ve Sakine, bazı rivayetlerde ise Zeynep ve Ümmü Gülsüm olarak geçer.
Çifte Sultanlar, hikayesini yazılı kaynaklardaki en eski izlerinden biri, 1500'li yıllarda yaşamış İmam Süyûtî'ye nispet edilen risaledir. Bu risalede Hz. Hüseyin'in iki kızının Kerbela'dan İstanbul'a gelişine dair menkıbe anlatılır.
Kabirlerin keşfi
Bizans döneminde bugünkü Kocamustafapaşa'da Kızlar Manastırı bulunuyordu. Hz. Hüseyin'in iki kızı burada vefat etmiş ve defnedilmişti. Zaman içinde mezarların yeri kayboldu. Sünbül Efendi'nin mezarları keşfetti. Bu mezarlar daha sonra Çifte Sultanlar adıyla anılmaya başladı.
Sünbül Efendi, kendi mezarının da Çifte Sultanlar'ın ayakucuna, onlardan daha aşağı seviyeye yapılmasını vasiyet etmiştir.
İmam Süyûtî'nin risalesinde kabirlerin keşfi günümüz Türkçesi ile şöyle anlatılıyor:
'Bu kilise sonunda bir tekkeye dönüştü ve Allah, Sünbül Efendi'yi buraya şeyh yaptı. Sünbül Efendi, Çifte Sultanlar'ın mezarlarının yerini keşfederek tespit etti ve insanları bu yerden uzak tuttu.
Sultanların mezarlarının bulunduğu yeri bildirdi ve 'Buraya ayak basmayın' diye uyardı.
Bunun üzerine Merkez Efendi, elinde küçük bir zincirle o servinin yanına gitti. Sünbül Efendi'nin emriyle zinciri servinin etrafına sardı; bu zincir kutsal mezarların işareti oldu."
Türbenin çevresindeki kitabeler
Türbenin çevresindeki demir parmaklıklar, yapılan bu onarımın hatırasıdır. Parmaklıkların üst kısmına kuşak şeklinde yerleştirilen sekiz levhada, sekiz beyitten oluşan bir şiir bulunmaktadır. Bu şiir, Sahhaflar Şeyhizâde Vakanüvis Seyyid Mehmed Esad Efendi'ye (1789-1848) aittir. 1813 yılında (1227) Yesârîzâde Mustafa İzzet tarafından ta'lik hattıyla yazılmıştır.
Şiirin günümüz Türkçesiyle anlamı şöyledir:
"Bu makam, sevgi sahiplerinin ziyaret ettiği kutsal bir yerdir.
Buradaki amber kokulu toprak, basiret sahiplerinin gözüne sürme gibidir.
Çevresindeki bu kafesin boş ve anlamsız olduğunu sanma.
Bu kafes, cennet bahçesinin papağanlarına yuva gibidir.
Bu cennet misali güzel bahçeye feyiz ve şeref veren, saadet bahçesinin iki gül goncasıdır.
Bunların, Kerbelâ şehidi Sultan Hüseyin'in kızlarından İki sultanın burada medfun olduğu rivayet edilir…"
Sahabe levhasındaki yazı
Türbedeki levhada "Kerem sahibi iki kişinin, iki dünyanın efendisi Hazreti Hüseyin'in makamı" anlamına gelen bir ifadeyle tanımlanmaktadır.
"İki dünyanın en değerli ve en şerefli efendisi, iki gözün nuru İmam Hüseyin hürmetine, bizi onun şefaatine ulaştır."
İmam Süyûtî'nin Risalesi
Celâleddîn Abdurrahman b. Ebû Bekir es-Süyûtî'dir. Mısır'ın önemli İslâm âlimlerinden ve çok sayıda eser vermiş bir müelliftir. 1505 yılında vefat etmiştir.
'İmam Süyutî'nin Risalesi' adlı yazısında Kerbala vahşetinden sonra Hz. Hüseyin'in kızlarının başından geçen olayları anlatıyor. Bunu da daha anlaşılır günümüz Türkçesiyle şöyle aktarabiliriz:
"Hazreti Hüseyin'i, Allah dostu ve velisi olan o yüce kişiyi, Hariciler şehit ettiler.
Kızlarını perişan ve üzgün bıraktılar.
Yezid'in kötü ve zalim davranışları sebebiyle onları esir ettiler.
O kötü adam, Hüseyin'in kızlarını esir aldı.
Daha sonra onları develere bindirerek yola çıkardı.
Kadınları ve kızları başka yerlere gönderdiler.
Sonunda iki kız çocuğu perişan ve kederli bir halde kaldı.
Peygamber ailesine eziyet ettiler.
Sonra bu iki sultanı Mısır'a gönderdiler.
Daha sonra onları İspanya taraflarında bulunan bir adaya göndermek üzere bir gemiye koydular. Yanlarında Câbir ve sahabeden beş kişi de vardı.
Yelken açıp yola çıktılar ve İspanya sınırlarına ulaştılar.
Orada esir edildiler ve kralın huzuruna götürüldüler.
Kral onlara: "Siz kimin kızlarısınız?
Hangi bağın, hangi bahçenin güllerisiniz?" diye sordu.
Onlar: "Biz, son zamanların peygamberi Hz. Muhammed'in kızlarının çocuklarıyız." diye cevap verdiler.
Kral: "Amcanız Hasan'a ne oldu?" diye sordu.
Onlar da: "Yezid denilen kötü adam, babamızı şehit etti." dediler.
Bunun üzerine kral: "Bana düşen görev, Yezid'e karşı harekete geçmektir." dedi.
Yezid'in adamlarını öldürdü ve onları esir edenleri de cezalandırdı.
İstanbul'a gönderilmeleri
Kral iki kıza: "Sizi esir olarak görmeyin. Siz, benim misafirimsiniz. Ben sizin hizmetçinizim. Büyük dedeniz benim efendimdir." dedi.
"Sizi İstanbul'a göndereyim. Böylece memleketinize dönmeniz kolay olur."
Onlar için bir gemi hazırlattı ve bir mektup yazdı. Câbir el-Ensârî ve sahabeden beş kişi de onlarla birlikteydi.
İstanbul'a geldiklerinde mektubu hükümdara sundular.
Hükümdar: "Benim iki oğlum var. Sizi onlara birer birer vereyim." dedi.
Kızlar ise: "Bize kırk gün süre ver. Daha sonra bu konuyu tekrar konuşuruz." dediler.
"Kızlar Kilisesi" ve dua
Rivayetin devamında, kızların o dönemde "Kızlar Kilisesi" olarak anılan yere götürüldüğü, daha sonra buranın Mustafa Paşa Camii ile ilişkilendirildiği anlatılıyor.
Yatsı namazını kıldılar ve Allah'a yöneldiler.
"Ey Allah'ım! Bizi Peygamber soyundan olduğumuz halde insanların gözünde değersiz ve kötü duruma düşürme.
Bizi kâfirlerin yatağına düşürme. Canımızı al ve ruhumuzu huzuruna kabul et."
Bunun ardından iki kız birbirlerine sarıldılar ve ruhlarını Allah'a teslim ettiler.
O sırada kilisenin üzerine bir nur indi. Hükümdar bunu görünce onların ruhlarının bedenden ayrıldığını anladı.
Cenaze ve defin
Ertesi gün hükümdar, yaptığı hatayı anladı ve büyük bir pişmanlık duydu.
"Yanıldım, yanlış bir söz söyledim. Ne büyük hata yaptığımı şimdi anlıyorum." dedi.
Onların Peygamber soyundan geldiğini kabul etti. Esir kadınlar geldi ve cenazeleri İslâmî usule göre yıkadılar.
Esir erkekler de geldi. Câbir imam oldu ve cenaze namazını kıldırdı.
Daha sonra onları Zincirli Servi'nin dibine defnettiler. Orada Yâsin sûresi de okundu.
"Onların kabirleri bugün de buradadır.
Ey ziyaret eden kişi, onlar için Fâtiha oku. Allah her şeyi bilendir."
Rabbim, bizleri o güzel insanların hürmetine maddi-manevi kuvvetli kılsın…
Türbede, Hz. Hüseyin'in iki kızı vardır. Bazı kaynaklarda isimleri Fatıma ve Sakine, bazı rivayetlerde ise Zeynep ve Ümmü Gülsüm olarak geçer.
Çifte Sultanlar, hikayesini yazılı kaynaklardaki en eski izlerinden biri, 1500'li yıllarda yaşamış İmam Süyûtî'ye nispet edilen risaledir. Bu risalede Hz. Hüseyin'in iki kızının Kerbela'dan İstanbul'a gelişine dair menkıbe anlatılır.
Kabirlerin keşfi
Bizans döneminde bugünkü Kocamustafapaşa'da Kızlar Manastırı bulunuyordu. Hz. Hüseyin'in iki kızı burada vefat etmiş ve defnedilmişti. Zaman içinde mezarların yeri kayboldu. Sünbül Efendi'nin mezarları keşfetti. Bu mezarlar daha sonra Çifte Sultanlar adıyla anılmaya başladı.
Sünbül Efendi, kendi mezarının da Çifte Sultanlar'ın ayakucuna, onlardan daha aşağı seviyeye yapılmasını vasiyet etmiştir.
İmam Süyûtî'nin risalesinde kabirlerin keşfi günümüz Türkçesi ile şöyle anlatılıyor:
'Bu kilise sonunda bir tekkeye dönüştü ve Allah, Sünbül Efendi'yi buraya şeyh yaptı. Sünbül Efendi, Çifte Sultanlar'ın mezarlarının yerini keşfederek tespit etti ve insanları bu yerden uzak tuttu.
Sultanların mezarlarının bulunduğu yeri bildirdi ve 'Buraya ayak basmayın' diye uyardı.
Bunun üzerine Merkez Efendi, elinde küçük bir zincirle o servinin yanına gitti. Sünbül Efendi'nin emriyle zinciri servinin etrafına sardı; bu zincir kutsal mezarların işareti oldu."
Türbenin çevresindeki kitabeler
Türbenin çevresindeki demir parmaklıklar, yapılan bu onarımın hatırasıdır. Parmaklıkların üst kısmına kuşak şeklinde yerleştirilen sekiz levhada, sekiz beyitten oluşan bir şiir bulunmaktadır. Bu şiir, Sahhaflar Şeyhizâde Vakanüvis Seyyid Mehmed Esad Efendi'ye (1789-1848) aittir. 1813 yılında (1227) Yesârîzâde Mustafa İzzet tarafından ta'lik hattıyla yazılmıştır.
Şiirin günümüz Türkçesiyle anlamı şöyledir:
"Bu makam, sevgi sahiplerinin ziyaret ettiği kutsal bir yerdir.
Buradaki amber kokulu toprak, basiret sahiplerinin gözüne sürme gibidir.
Çevresindeki bu kafesin boş ve anlamsız olduğunu sanma.
Bu kafes, cennet bahçesinin papağanlarına yuva gibidir.
Bu cennet misali güzel bahçeye feyiz ve şeref veren, saadet bahçesinin iki gül goncasıdır.
Bunların, Kerbelâ şehidi Sultan Hüseyin'in kızlarından İki sultanın burada medfun olduğu rivayet edilir…"
Sahabe levhasındaki yazı
Türbedeki levhada "Kerem sahibi iki kişinin, iki dünyanın efendisi Hazreti Hüseyin'in makamı" anlamına gelen bir ifadeyle tanımlanmaktadır.
"İki dünyanın en değerli ve en şerefli efendisi, iki gözün nuru İmam Hüseyin hürmetine, bizi onun şefaatine ulaştır."
İmam Süyûtî'nin Risalesi
Celâleddîn Abdurrahman b. Ebû Bekir es-Süyûtî'dir. Mısır'ın önemli İslâm âlimlerinden ve çok sayıda eser vermiş bir müelliftir. 1505 yılında vefat etmiştir.
'İmam Süyutî'nin Risalesi' adlı yazısında Kerbala vahşetinden sonra Hz. Hüseyin'in kızlarının başından geçen olayları anlatıyor. Bunu da daha anlaşılır günümüz Türkçesiyle şöyle aktarabiliriz:
"Hazreti Hüseyin'i, Allah dostu ve velisi olan o yüce kişiyi, Hariciler şehit ettiler.
Kızlarını perişan ve üzgün bıraktılar.
Yezid'in kötü ve zalim davranışları sebebiyle onları esir ettiler.
O kötü adam, Hüseyin'in kızlarını esir aldı.
Daha sonra onları develere bindirerek yola çıkardı.
Kadınları ve kızları başka yerlere gönderdiler.
Sonunda iki kız çocuğu perişan ve kederli bir halde kaldı.
Peygamber ailesine eziyet ettiler.
Sonra bu iki sultanı Mısır'a gönderdiler.
Daha sonra onları İspanya taraflarında bulunan bir adaya göndermek üzere bir gemiye koydular. Yanlarında Câbir ve sahabeden beş kişi de vardı.
Yelken açıp yola çıktılar ve İspanya sınırlarına ulaştılar.
Orada esir edildiler ve kralın huzuruna götürüldüler.
Kral onlara: "Siz kimin kızlarısınız?
Hangi bağın, hangi bahçenin güllerisiniz?" diye sordu.
Onlar: "Biz, son zamanların peygamberi Hz. Muhammed'in kızlarının çocuklarıyız." diye cevap verdiler.
Kral: "Amcanız Hasan'a ne oldu?" diye sordu.
Onlar da: "Yezid denilen kötü adam, babamızı şehit etti." dediler.
Bunun üzerine kral: "Bana düşen görev, Yezid'e karşı harekete geçmektir." dedi.
Yezid'in adamlarını öldürdü ve onları esir edenleri de cezalandırdı.
İstanbul'a gönderilmeleri
Kral iki kıza: "Sizi esir olarak görmeyin. Siz, benim misafirimsiniz. Ben sizin hizmetçinizim. Büyük dedeniz benim efendimdir." dedi.
"Sizi İstanbul'a göndereyim. Böylece memleketinize dönmeniz kolay olur."
Onlar için bir gemi hazırlattı ve bir mektup yazdı. Câbir el-Ensârî ve sahabeden beş kişi de onlarla birlikteydi.
İstanbul'a geldiklerinde mektubu hükümdara sundular.
Hükümdar: "Benim iki oğlum var. Sizi onlara birer birer vereyim." dedi.
Kızlar ise: "Bize kırk gün süre ver. Daha sonra bu konuyu tekrar konuşuruz." dediler.
"Kızlar Kilisesi" ve dua
Rivayetin devamında, kızların o dönemde "Kızlar Kilisesi" olarak anılan yere götürüldüğü, daha sonra buranın Mustafa Paşa Camii ile ilişkilendirildiği anlatılıyor.
Yatsı namazını kıldılar ve Allah'a yöneldiler.
"Ey Allah'ım! Bizi Peygamber soyundan olduğumuz halde insanların gözünde değersiz ve kötü duruma düşürme.
Bizi kâfirlerin yatağına düşürme. Canımızı al ve ruhumuzu huzuruna kabul et."
Bunun ardından iki kız birbirlerine sarıldılar ve ruhlarını Allah'a teslim ettiler.
O sırada kilisenin üzerine bir nur indi. Hükümdar bunu görünce onların ruhlarının bedenden ayrıldığını anladı.
Cenaze ve defin
Ertesi gün hükümdar, yaptığı hatayı anladı ve büyük bir pişmanlık duydu.
"Yanıldım, yanlış bir söz söyledim. Ne büyük hata yaptığımı şimdi anlıyorum." dedi.
Onların Peygamber soyundan geldiğini kabul etti. Esir kadınlar geldi ve cenazeleri İslâmî usule göre yıkadılar.
Esir erkekler de geldi. Câbir imam oldu ve cenaze namazını kıldırdı.
Daha sonra onları Zincirli Servi'nin dibine defnettiler. Orada Yâsin sûresi de okundu.
"Onların kabirleri bugün de buradadır.
Ey ziyaret eden kişi, onlar için Fâtiha oku. Allah her şeyi bilendir."
Rabbim, bizleri o güzel insanların hürmetine maddi-manevi kuvvetli kılsın…
Akın Aydin / diğer yazıları
- Kerbela’nın İstanbul’daki 2 şahidi / 08.11.2026
- Cevdet Yılmaz ihracat rekorunu açıkladı ithalat rekorunu sakladı / 07.11.2026
- AKP ile millet, devlet olmuş! Öyle diyorlar / 06.11.2026
- Fon vurgununu siyasi ayağı kim? / 05.11.2026
- Milletin vekili mi, örgütün sözcüsü mü? / 03.11.2026
- Herkes sussa ya da AKP’li olsa Türkiye kurtulacak mı? / 02.11.2026
- ABD’de, Amerika’nın çöküşü konuşuluyor / 01.11.2026
- ‘Not alıyoruz’ tartışması / 31.10.2026
- Siyasi hesaplar ve bir darağacı / 30.10.2026
- Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamak / 29.10.2026
- Cevdet Yılmaz ihracat rekorunu açıkladı ithalat rekorunu sakladı / 07.11.2026
- AKP ile millet, devlet olmuş! Öyle diyorlar / 06.11.2026
- Fon vurgununu siyasi ayağı kim? / 05.11.2026
- Milletin vekili mi, örgütün sözcüsü mü? / 03.11.2026
- Herkes sussa ya da AKP’li olsa Türkiye kurtulacak mı? / 02.11.2026
- ABD’de, Amerika’nın çöküşü konuşuluyor / 01.11.2026
- ‘Not alıyoruz’ tartışması / 31.10.2026
- Siyasi hesaplar ve bir darağacı / 30.10.2026
- Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamak / 29.10.2026




























































