Milli devlet ve küreselleşme meselesi -4-
Milli Devlet’te kamu kuruluşları, yer altı ve yerüstü kaynakları devlet–millet ortaklığıyla işletilir
25.10.2026 00:32:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Milli Devlet'te kamu kuruluşları, yer altı ve yerüstü kaynakları devlet–millet ortaklığıyla işletilir. Devletle millet ortak olur, devlet kazanır, vatandaşını da kazandırır. Yani devlet alan el değil, veren eldir. Devletine ortak olan millet, devletine zeval gelmesine, ülkesinin işgal edilmesine asla müsaade etmez. Milli Devlet'te, devlet–millet birlikteliği ve kaynaşması doğal bir sonuç olarak ortaya çıkar.
j– Küresel güçler, azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hedeflerine ulaşabilmek için o ülkenin ordusunun zayıflamasını ve etkisiz olmasını isterler. Çünkü o ülkenin bağımsızlığını korumakla mükellef olan silahlı bir güç, küresel güçler için en büyük engeldir.
Milli Devlet'te ise, milletin ve ülkenin bekası ancak güçlü bir orduyla mümkündür. İç ve dış tehditler için güçlü bir ordu, sadece varlığıyla bile caydırıcı unsurdur.
Küresel güçler, sömürmek istedikleri ülkelere ordularını zayıflatması için baskı ve telkinlerde bulunurlar. Bugün ABD, parasının dünya parası olmasını, arkasında Pentagon olmasına borçludur. Askeri gücü olmayan bir ABD'nin dünyadaki siyasi, ekonomik gücünün de olmayacağı muhakkaktır
k– Küreselleşme, devleti küçültmek gerektiğini savunmasına karşın; Milli Devlet, küçültülmüş bir devletten değil, çok daha güçlü ve köklü bir devlet yapısından yanadır. Milli Devlet, ekonomi alanında doğrudan üretici, dağıtıcı ve düzenleyici durumundadır. Haddi zatında Türkiye gibi devletlere küçülmeyi dayatan gelişmiş kabul edilen ülkelerinin devlet yapılarına baktığımızda, devletin kamudaki payının Türkiye'den daha yüksek olduğunu görürüz.

l– Küreselleşme, ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda bir dış politika oluşturmasına müsaade etmez. Küresel güçler iki komşu ülkenin bile yakınlık kurmasına tahammül edemez. Ülkeler arası bütün ilişkilere kendi çıkarları doğrultusunda müdahil olmak isterler.
Bunun neticesinde yakın tarihimizde ve günümüzde de görüldüğü gibi, yıllarca aralarında hiçbir problem olmayan komşu ülkelerin birbirlerine düşman olduklarını, hatta savaştıklarını görmekteyiz. Yıllarca süren İran–Irak savaşı buna örnektir. Bugünlerde de küresel güçler, İran ile Türkiye'nin birbirine düşmesi için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Halbuki, Türkiye ve İran asırlardır birbiriyle hiçbir sorun yaşamamıştır.
Milli Devlet'te ise dış politika tamamen ülkenin çıkarları ve mütekabiliyet esası doğrultusunda oluşur. Dış politika, günü birlik kararlara göre değil, tarihi, stratejik ve jeopolitik gerçekler ve milli menfaatler dikkate alınarak, Milli Devlet'in bütünlüğünde ve topraklarında gözü olmayan devletlerle planlı bir devlet politikası olarak belirlenir.
m– Küreselleşme beyin göçüne sebebiyet vermektedir. İhtiyaç duyulan vasıflı elamanın yetiştirilmesi için gereken sürenin giderek uzaması ve yetiştirme maliyetinin artması, küreselleşen dünyada emeğin diğer ülkelerde ikamesini gündeme getirmekte, beyin göçü kavramını ortaya çıkarmaktadır.
Beyin göçü, küreselleşme olgusunu, küreselleşme de beyin göçü olgusunu artırmaktadır. 1970–1980'ler boyunca azgelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde yılda 100 bin beynin göç ettiği tahmin edilmektedir. Milli Devlet, beyin göçünün önüne geçerek, milletin yetişmiş beyinlerinin en iyi şartlarda yine milletine hizmet etmelerini sağlayacaktır. Hatta Milli Devlet, uygulamaya koyacağı Milli Ekonomi Modeliyle bugüne kadar yaşanan beyin göçünü ters yöne çevirecektir.

n– Küreselleşme yolunda bir ülkeden özellikle iki şeyi yapması istenir: Birincisi IMF programlarına bağlı kalması, ikincisi Uluslararası Tahkim kurallarına imza atması. Bunlardan IMF, ülkenin global güçlere teslim olması için her türlü ekonomik altyapıyı hazırlarken, tahkim ise bunun hukuki zeminini oluşturmaktadır. IMF ve Dünya Bankası ile ilgili olarak, Dünya Bankası'nın eski baş ekonomisti Joseph Stiglitz "IMF ve Dünya Bankası, ülkelerin sömürülmesinde bir araç olarak kullanılmaktadır" itirafında bulunmuştur.
Küreselleşme sürecinde devlet, yetkilerinin birçoğunu bir taraftan uluslararası kuruluşlarla diğer taraftan da yerel otoritelerle paylaşmaya mahkûm edilmektedir.
Devletin sorumluluk alanı içinde yer alması gereken savunma ve ekonomik yönetim gibi pek çok alan artık büyük ölçüde IMF, Dünya Bankası, WTO, NATO ve BM gibi uluslararası kuruluşlar ya da bölgesel düzeydeki siyasi ve ekonomik birlikler (Avrupa Konseyi, Avrupa Merkez Bankası gibi) tarafından koordine edilmektedir.
Oysa Milli Devlet, yetkilerini ve egemenlik haklarını hiçbir şekilde kimseyle paylaşmaz. Milli Devlet, gerek IMF politikalarına, gerekse Tahkime "hayır" demektedir. Zaten yetkileri paylaşılmış bir devlet için, bağımsızlıktan ve milli kimlikten bahsetmek zor, belki de imkansızdır.

o– Küreselleşme ile, gelişmekte olan ülkelerin milli gelir ve ihracatları içinde sınai ürünlerinin payı gittikçe artmaktadır. Bu ürünlerin ihracatının artmasına rağmen, küreselleşme, bu ülkelerin teknoloji üretir hale gelmesine imkan vermemektedir.
Bu da küreselleşmenin gelişmekte olan ülkeler için olumlu hiçbir yanı olmadığı gerçeğini bütün açıklığıyla gözler önüne sermektedir. Küreselleşme hiçbir gelişmemiş ülkeyi gelişmiş ülkeler seviyesine çıkarmayarak, bilakis sürekli olarak sömürülen bir ülke olarak kalmaları sağlanmaktadır.
Milli Devlet teknoloji üretimi noktasında yüksek yatırım gerektiren işlerde bizzat katılımcı olarak teknolojiyi tekelleştiren küresel anlayışlara dur diyecektir.
ö– Küreselleşme sonucunda dünyanın dört bir yanında Milli Devletler içinde etnik milliyetçiliğe ya da farklı idealara dayalı özerk bölgeler ortaya çıkmıştır. Kanada'da Quebec ve İspanya'da Katalonya buna örnek gösterilebilir. Küreselleşme için bir devlet ne kadar küçük parçalara ayrılırsa o kadar küreselleşebilmiş demektir. Büyük devletlerin çok sayıda küçük devletlere parçalanmasıyla küresel şirketler, herhangi bir kısıtlamayla karşılaşmaksızın çok daha rahat bir şekilde kaynaklara sahip olabileceklerdir.
Milli Devlet, milletine Milli Ekonomi Modeli'nde yer alan vatandaşlık maaşı gibi Sosyal Devlet projeleriyle destek olarak milletle devleti birbirine çok sıkı bağlarla bağlamakta; mirasçısı olduğu medeniyetle şekillenen ortak milli kimlik ve milli ideallerle, etnik ve dini ayrım bahaneleriyle milletin parçalanmasının önüne geçmektedir.
p– Küreselleşme, dini inanç ve kanatları siyasi bir unsur olarak ele alır ve ülkelerin direncini kırmak için kullanır. Küresel güçler sömürü hedeflerine ulaşmak için, ülkelere "Dinlerarası diyalog", "medeniyetler arası ittifak", "Hoşgörü", "İnsan hakkı ve tam demokrasi" gibi kavramlarla ve organizasyonlarla nüfuz eder; yerli taşeronlar ve yabancı misyonerler kullanarak, milleti bir ve beraber tutan değerleri tahrif eder.
Bunun için, Milli Devletin içindeki yerli taşeronlara, dini ve milli değerlerin yanı sıra milli kimliği aşındırma misyonunu yükler. Milli kimliği ve maneviyatı kaybolmuş bir nesil ise, milli değerlerden de uzaklaşır ve ülkesinin muhtemel işgaline karşı direncini tamamen kaybeder." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
j– Küresel güçler, azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hedeflerine ulaşabilmek için o ülkenin ordusunun zayıflamasını ve etkisiz olmasını isterler. Çünkü o ülkenin bağımsızlığını korumakla mükellef olan silahlı bir güç, küresel güçler için en büyük engeldir.
Milli Devlet'te ise, milletin ve ülkenin bekası ancak güçlü bir orduyla mümkündür. İç ve dış tehditler için güçlü bir ordu, sadece varlığıyla bile caydırıcı unsurdur.
Küresel güçler, sömürmek istedikleri ülkelere ordularını zayıflatması için baskı ve telkinlerde bulunurlar. Bugün ABD, parasının dünya parası olmasını, arkasında Pentagon olmasına borçludur. Askeri gücü olmayan bir ABD'nin dünyadaki siyasi, ekonomik gücünün de olmayacağı muhakkaktır
k– Küreselleşme, devleti küçültmek gerektiğini savunmasına karşın; Milli Devlet, küçültülmüş bir devletten değil, çok daha güçlü ve köklü bir devlet yapısından yanadır. Milli Devlet, ekonomi alanında doğrudan üretici, dağıtıcı ve düzenleyici durumundadır. Haddi zatında Türkiye gibi devletlere küçülmeyi dayatan gelişmiş kabul edilen ülkelerinin devlet yapılarına baktığımızda, devletin kamudaki payının Türkiye'den daha yüksek olduğunu görürüz.

l– Küreselleşme, ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda bir dış politika oluşturmasına müsaade etmez. Küresel güçler iki komşu ülkenin bile yakınlık kurmasına tahammül edemez. Ülkeler arası bütün ilişkilere kendi çıkarları doğrultusunda müdahil olmak isterler.
Bunun neticesinde yakın tarihimizde ve günümüzde de görüldüğü gibi, yıllarca aralarında hiçbir problem olmayan komşu ülkelerin birbirlerine düşman olduklarını, hatta savaştıklarını görmekteyiz. Yıllarca süren İran–Irak savaşı buna örnektir. Bugünlerde de küresel güçler, İran ile Türkiye'nin birbirine düşmesi için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Halbuki, Türkiye ve İran asırlardır birbiriyle hiçbir sorun yaşamamıştır.
Milli Devlet'te ise dış politika tamamen ülkenin çıkarları ve mütekabiliyet esası doğrultusunda oluşur. Dış politika, günü birlik kararlara göre değil, tarihi, stratejik ve jeopolitik gerçekler ve milli menfaatler dikkate alınarak, Milli Devlet'in bütünlüğünde ve topraklarında gözü olmayan devletlerle planlı bir devlet politikası olarak belirlenir.
m– Küreselleşme beyin göçüne sebebiyet vermektedir. İhtiyaç duyulan vasıflı elamanın yetiştirilmesi için gereken sürenin giderek uzaması ve yetiştirme maliyetinin artması, küreselleşen dünyada emeğin diğer ülkelerde ikamesini gündeme getirmekte, beyin göçü kavramını ortaya çıkarmaktadır.
Beyin göçü, küreselleşme olgusunu, küreselleşme de beyin göçü olgusunu artırmaktadır. 1970–1980'ler boyunca azgelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde yılda 100 bin beynin göç ettiği tahmin edilmektedir. Milli Devlet, beyin göçünün önüne geçerek, milletin yetişmiş beyinlerinin en iyi şartlarda yine milletine hizmet etmelerini sağlayacaktır. Hatta Milli Devlet, uygulamaya koyacağı Milli Ekonomi Modeliyle bugüne kadar yaşanan beyin göçünü ters yöne çevirecektir.

n– Küreselleşme yolunda bir ülkeden özellikle iki şeyi yapması istenir: Birincisi IMF programlarına bağlı kalması, ikincisi Uluslararası Tahkim kurallarına imza atması. Bunlardan IMF, ülkenin global güçlere teslim olması için her türlü ekonomik altyapıyı hazırlarken, tahkim ise bunun hukuki zeminini oluşturmaktadır. IMF ve Dünya Bankası ile ilgili olarak, Dünya Bankası'nın eski baş ekonomisti Joseph Stiglitz "IMF ve Dünya Bankası, ülkelerin sömürülmesinde bir araç olarak kullanılmaktadır" itirafında bulunmuştur.
Küreselleşme sürecinde devlet, yetkilerinin birçoğunu bir taraftan uluslararası kuruluşlarla diğer taraftan da yerel otoritelerle paylaşmaya mahkûm edilmektedir.
Devletin sorumluluk alanı içinde yer alması gereken savunma ve ekonomik yönetim gibi pek çok alan artık büyük ölçüde IMF, Dünya Bankası, WTO, NATO ve BM gibi uluslararası kuruluşlar ya da bölgesel düzeydeki siyasi ve ekonomik birlikler (Avrupa Konseyi, Avrupa Merkez Bankası gibi) tarafından koordine edilmektedir.
Oysa Milli Devlet, yetkilerini ve egemenlik haklarını hiçbir şekilde kimseyle paylaşmaz. Milli Devlet, gerek IMF politikalarına, gerekse Tahkime "hayır" demektedir. Zaten yetkileri paylaşılmış bir devlet için, bağımsızlıktan ve milli kimlikten bahsetmek zor, belki de imkansızdır.

o– Küreselleşme ile, gelişmekte olan ülkelerin milli gelir ve ihracatları içinde sınai ürünlerinin payı gittikçe artmaktadır. Bu ürünlerin ihracatının artmasına rağmen, küreselleşme, bu ülkelerin teknoloji üretir hale gelmesine imkan vermemektedir.
Bu da küreselleşmenin gelişmekte olan ülkeler için olumlu hiçbir yanı olmadığı gerçeğini bütün açıklığıyla gözler önüne sermektedir. Küreselleşme hiçbir gelişmemiş ülkeyi gelişmiş ülkeler seviyesine çıkarmayarak, bilakis sürekli olarak sömürülen bir ülke olarak kalmaları sağlanmaktadır.
Milli Devlet teknoloji üretimi noktasında yüksek yatırım gerektiren işlerde bizzat katılımcı olarak teknolojiyi tekelleştiren küresel anlayışlara dur diyecektir.
ö– Küreselleşme sonucunda dünyanın dört bir yanında Milli Devletler içinde etnik milliyetçiliğe ya da farklı idealara dayalı özerk bölgeler ortaya çıkmıştır. Kanada'da Quebec ve İspanya'da Katalonya buna örnek gösterilebilir. Küreselleşme için bir devlet ne kadar küçük parçalara ayrılırsa o kadar küreselleşebilmiş demektir. Büyük devletlerin çok sayıda küçük devletlere parçalanmasıyla küresel şirketler, herhangi bir kısıtlamayla karşılaşmaksızın çok daha rahat bir şekilde kaynaklara sahip olabileceklerdir.
Milli Devlet, milletine Milli Ekonomi Modeli'nde yer alan vatandaşlık maaşı gibi Sosyal Devlet projeleriyle destek olarak milletle devleti birbirine çok sıkı bağlarla bağlamakta; mirasçısı olduğu medeniyetle şekillenen ortak milli kimlik ve milli ideallerle, etnik ve dini ayrım bahaneleriyle milletin parçalanmasının önüne geçmektedir.
p– Küreselleşme, dini inanç ve kanatları siyasi bir unsur olarak ele alır ve ülkelerin direncini kırmak için kullanır. Küresel güçler sömürü hedeflerine ulaşmak için, ülkelere "Dinlerarası diyalog", "medeniyetler arası ittifak", "Hoşgörü", "İnsan hakkı ve tam demokrasi" gibi kavramlarla ve organizasyonlarla nüfuz eder; yerli taşeronlar ve yabancı misyonerler kullanarak, milleti bir ve beraber tutan değerleri tahrif eder.
Bunun için, Milli Devletin içindeki yerli taşeronlara, dini ve milli değerlerin yanı sıra milli kimliği aşındırma misyonunu yükler. Milli kimliği ve maneviyatı kaybolmuş bir nesil ise, milli değerlerden de uzaklaşır ve ülkesinin muhtemel işgaline karşı direncini tamamen kaybeder." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)




















































































































