Yıllar önce Avatar filminin ilk bölümüne gittiğimde, senaryosundan çok etkilenmiş ve bununla ilgili bir yazı kaleme almıştım. İzleyen birçok kişinin de benimle aynı izlenimler edindiğini tahmin ediyorum. Dünyalılar, yüzeyinde yaşam olan ancak olağanüstü madenleri ve kaynakları olan bir gezegen keşfetmiş ve o gezegeni işgal edip sömürmek için gezegende yaşayan yerlilerle amansız bir mücadeleye girişmişlerdir. Filmde dünyalılar, sömürgeci ülkelere ve özelde ABD'ye, yerliler ise bağımsızlık mücadelesi veren ülkelere ve özelde doğayla barışık olmaları ve ritüelleri sebebiyle ABD'nin soyunu tükettiği kızılderililere benziyordu.
Filmin ikinci bölümünde yerlilerin istiklal mücadelesi gezegenin diğer kabilelerine de yayıldı ve dünyalılar bir kez daha mağlup edildi. İlk bölümde gökyüzüne ilişkin görsel efektlerle bezenmiş film, ikinci bölümünde izleyiciyi su altı efektleri ile adeta suya doyurdu.
Son bölümde dünyalılar çok daha kapsamlı bir saldırı gerçekleştiriyorlar. Fakat bu saldırıda içeriden işbirlikçi bir yerli kabileyi ayartıp kendi saflarına çekiyorlar. Ve onları hükümranlık vaatleri ile kandırıyorlar. Onlara silah veriyorlar. Filmin senaryosunun bu aşaması ABD'nin Ortadoğu'da emellerine ulaşmak için izlediği yolu çok açık bir şekilde ifşa ediyor. Özellikle PKK ve YPG'yi silahlandır, eğit ve donat faaliyetlerini hatırlatıyor. Filmin yönetmeni sanki bu senaryoyla kendi hükümetini, dünya ülkelerine şikayet ediyor gibi.
Filmde dikkat çeken diğer bir sahne, yerlilerin Eyva ismini verdikleri doğa ana veya tanrılarına olan inancın sorgulanmasıydı. Hatta dünyalı işgalcilerle işbirliği yapan ayrılıkçı kabile, Eyva ile tamamen ipleri koparmış isyankar bir ruh halinde. Filmin kahramanı da Eyva'nın kritik anlarda yerlilere olan doğa üstü desteğine şahit olmasına rağmen başta kendi eşi olmak üzere yerlilerin tamamen gelenekselci savunma yöntemlerini sorgularken, zaferi tamamen Eyva'dan beklemelerini eleştiriyor.
Aslında maneviyatı reddetmeyip bir yandan aklı ve teknolojik her türlü imkanların devreye konulması gerektiğini vurgulaması, bana her nedense Atatürk'ü hatırlattı. Yani vesilelere sarıldıktan sonra tevekkül etmeyi bize hatırlatıyor. Nitekim Eyva, savaşın son anlarında yerlilere desteğini doğanın tüm unsurlarını devreye koyarak yine gösteriyor. Bu, bir savaşta inancın, maneviyatın, aklın ve bilimin işbirliğine işaret ediyor.
Filmde dikkatimi çeken diğer bir husus da teolojiye çok ciddi atıfta bulunulması. Filmin kahramanlarından biri olan ve yerlilerle birlikte yaşamayı tercih etmiş dünyalı bir genç, gezegenin havasını soluyamadığı için ölüme ramak kala Eyva'nın yine desteğiyle hayata dönüyor. Eyva, dünyalı gencin ciğerlerini komple gezegenin havasını soluyabilmesini sağlayan bir mikro organizma ile kaplıyor. Tabiri caizse ölümüne izin vermiyor. Fakat filmin sonlarında filmin baş kahramanı, bu gencin dünyalıların eline geçmesi halinde ciğerlerindeki bu organizmanın kopyalanarak diğer insanlara da aktarılması halinde gezegenin dünyalılar tarafından istilasının hızlanacağından endişe ediyor. Bu endişeyle genci istemeyerek de olsa kurban etmeye karar veriyor. Gencin kurban edilmek üzere ormana götürülmesi, ilk başta biraz direnecek gibi olması ve sonra kendini filmin kahramanına teslim etmesi ilginç bir şekilde bana Hz. İsmail'in kurban edilişini hatırlattı. Hatta filmi birlikte izlediğim arkadaşımla aynı anda "şimdi gökten koç inecek" diye espri yapmamız, aynı düşünceleri paylaştığımızı gösteriyor. Tabi öyle olmuyor, filmin kahramanı genci kurban edemiyor. Başka bir yolu olmalı diye karar veriyorlar.
Filmin bu son sahnesi bende şu tespitlere çağrışım yaptı: Devletin bekası gerekçesiyle hiçbir insan kurban edilemez. Tarihimizde birçok kardeş katlinin gerekçesi bu olmuştur. İkincisi, tanrının kurbana ihtiyacı yoktur. Tanrının yaratma sıfatı kurbana bağlı değildir. Kurban insanların olgunlaşması ve sevdiklerinden vaz geçebilmesini sembolize eden ayrıca sosyal yardımlaşmayı teşvik eden bir ritüeldir. Son olarak kurban, her şeyden kutsal ve yaşaması önemli olan, insan olmamalı.
Filmin ikinci bölümünde yerlilerin istiklal mücadelesi gezegenin diğer kabilelerine de yayıldı ve dünyalılar bir kez daha mağlup edildi. İlk bölümde gökyüzüne ilişkin görsel efektlerle bezenmiş film, ikinci bölümünde izleyiciyi su altı efektleri ile adeta suya doyurdu.
Son bölümde dünyalılar çok daha kapsamlı bir saldırı gerçekleştiriyorlar. Fakat bu saldırıda içeriden işbirlikçi bir yerli kabileyi ayartıp kendi saflarına çekiyorlar. Ve onları hükümranlık vaatleri ile kandırıyorlar. Onlara silah veriyorlar. Filmin senaryosunun bu aşaması ABD'nin Ortadoğu'da emellerine ulaşmak için izlediği yolu çok açık bir şekilde ifşa ediyor. Özellikle PKK ve YPG'yi silahlandır, eğit ve donat faaliyetlerini hatırlatıyor. Filmin yönetmeni sanki bu senaryoyla kendi hükümetini, dünya ülkelerine şikayet ediyor gibi.
Filmde dikkat çeken diğer bir sahne, yerlilerin Eyva ismini verdikleri doğa ana veya tanrılarına olan inancın sorgulanmasıydı. Hatta dünyalı işgalcilerle işbirliği yapan ayrılıkçı kabile, Eyva ile tamamen ipleri koparmış isyankar bir ruh halinde. Filmin kahramanı da Eyva'nın kritik anlarda yerlilere olan doğa üstü desteğine şahit olmasına rağmen başta kendi eşi olmak üzere yerlilerin tamamen gelenekselci savunma yöntemlerini sorgularken, zaferi tamamen Eyva'dan beklemelerini eleştiriyor.
Aslında maneviyatı reddetmeyip bir yandan aklı ve teknolojik her türlü imkanların devreye konulması gerektiğini vurgulaması, bana her nedense Atatürk'ü hatırlattı. Yani vesilelere sarıldıktan sonra tevekkül etmeyi bize hatırlatıyor. Nitekim Eyva, savaşın son anlarında yerlilere desteğini doğanın tüm unsurlarını devreye koyarak yine gösteriyor. Bu, bir savaşta inancın, maneviyatın, aklın ve bilimin işbirliğine işaret ediyor.
Filmde dikkatimi çeken diğer bir husus da teolojiye çok ciddi atıfta bulunulması. Filmin kahramanlarından biri olan ve yerlilerle birlikte yaşamayı tercih etmiş dünyalı bir genç, gezegenin havasını soluyamadığı için ölüme ramak kala Eyva'nın yine desteğiyle hayata dönüyor. Eyva, dünyalı gencin ciğerlerini komple gezegenin havasını soluyabilmesini sağlayan bir mikro organizma ile kaplıyor. Tabiri caizse ölümüne izin vermiyor. Fakat filmin sonlarında filmin baş kahramanı, bu gencin dünyalıların eline geçmesi halinde ciğerlerindeki bu organizmanın kopyalanarak diğer insanlara da aktarılması halinde gezegenin dünyalılar tarafından istilasının hızlanacağından endişe ediyor. Bu endişeyle genci istemeyerek de olsa kurban etmeye karar veriyor. Gencin kurban edilmek üzere ormana götürülmesi, ilk başta biraz direnecek gibi olması ve sonra kendini filmin kahramanına teslim etmesi ilginç bir şekilde bana Hz. İsmail'in kurban edilişini hatırlattı. Hatta filmi birlikte izlediğim arkadaşımla aynı anda "şimdi gökten koç inecek" diye espri yapmamız, aynı düşünceleri paylaştığımızı gösteriyor. Tabi öyle olmuyor, filmin kahramanı genci kurban edemiyor. Başka bir yolu olmalı diye karar veriyorlar.
Filmin bu son sahnesi bende şu tespitlere çağrışım yaptı: Devletin bekası gerekçesiyle hiçbir insan kurban edilemez. Tarihimizde birçok kardeş katlinin gerekçesi bu olmuştur. İkincisi, tanrının kurbana ihtiyacı yoktur. Tanrının yaratma sıfatı kurbana bağlı değildir. Kurban insanların olgunlaşması ve sevdiklerinden vaz geçebilmesini sembolize eden ayrıca sosyal yardımlaşmayı teşvik eden bir ritüeldir. Son olarak kurban, her şeyden kutsal ve yaşaması önemli olan, insan olmamalı.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Ali Gülelçin / diğer yazıları
- TUS sınavı / 16.01.2026
- İktidar olmadan istihdam / 12.01.2026
- Deli miyiz, âşık mıyız? / 11.01.2026
- Navilerin istiklal mücadelesi / 05.01.2026
- Evlilik eğitimi / 05.08.2025
- Gadir-i Hum Bayramı neden önemli? / 02.08.2025
- Kaçınılmaz arz fazlası / 14.04.2025
- Vasiyet ve sözleşme / 13.04.2025
- Chat Gpt ile MEM üzerine / 04.04.2025
- Gençlerin yurt dışı hayalleri / 03.02.2025
- İktidar olmadan istihdam / 12.01.2026
- Deli miyiz, âşık mıyız? / 11.01.2026
- Navilerin istiklal mücadelesi / 05.01.2026
- Evlilik eğitimi / 05.08.2025
- Gadir-i Hum Bayramı neden önemli? / 02.08.2025
- Kaçınılmaz arz fazlası / 14.04.2025
- Vasiyet ve sözleşme / 13.04.2025
- Chat Gpt ile MEM üzerine / 04.04.2025
- Gençlerin yurt dışı hayalleri / 03.02.2025



























































































