Deve mi küçüldü, elek mi büyüdü?
Unun içinde devenin ne işi var?
Başlığı görür görmez ilk akla gelen sorular...
Nasreddin Hoca'nın ârifane bir şekilde ifade ettiği "Evladım öyle büyük yanlışlar oluyor ki elimdeki bu kocaman bıçak bile bazen o yanlışı düzeltmeye yetmiyor" gerçeğini hergün yaşamıyor muyuz?
Un elerken devenin elekten geçmesi kadar acayiplikler, tuhaflıklar, şaşkınlıklarla yüz yüze gelmiyor muyuz?
Şairin yıllar önce dediği gibi;
"Ak günleri vadettiler boş çıktı
Kara günler göre göre usandık
Hilekârın çorbasından taş çıktı
Dişlerimiz kıra kıra usandık" (Reyhani) hakikatı artık günlük yaşantımızın bir parçası, hatta kendisi olmadı mı?
Yıllar yılı bin bir çeşit emek sarfederek, tüm umutlarımızı bağlayarak kiraz beklediğimiz, vişne beklediğimiz ağaçlar çıka çıka zakkum ağacı çıkmadı mı?
Milletin ortak malı olan, tüyü bitmemiş yetim haklarından oluşan hazineye, aman yaklaşmasınlar, yanından, yakınından bile geçmesinler diye titrediğimiz çulsuzlar, yolsuzlar mühürü kapıp haznedâr olmadı mı?
Tilkilerin kümes bekçisi yapıldığı bir başka ülke bulabilir misiniz? Ciğerin kedilere emanet edildiği bir başka yer, yeryüzünde görebilir misiniz?
Sofranızdan, lokmanızdan keserek; okusunlar, vatana, millete faydalı gençler olsunlar diye verdiğiniz, yemeyip yedirdiğiniz, giymeyip giydirdiğiniz gençler, gençlerimiz, bu şehid milletin torunları ezan yerine haç sevdalısı yapılmadılar mı?
Dedelerinin, babalarının "Ya istiklal ya ölüm" diyerek canını dişine takarak karşısına geçip savaştığı haçlı dünyasına, haç temsilcilerine kendi küçük dünyalarında büyük büyük yer ayıranlar çıkmadı mı? Dedelerinin kökünü kazımak için ölümü göze aldıkları haçları, kolye diye boynunda taşıyan Mehmetlere, Hasanlara, Ayşelere, Zehralara rastlamadınız mı?
Bütün bunlar:
"Un elerken deve geçti elekten" cümlesinden daha tuhaf, daha şok edici, hayretlere düşürücü değil mi?
Yaraların daha da derinleşmemesi için, pırıl pırıl gençlerimizin yâd ellere, yâd emellere sevdalanmaması için artık uyanmak zamanıdır, artık davranmak zamanıdır. Uykuları azaltarak günü uzatma zamanıdır.
"Kastım budur şehre varam
Feryad u figan koparam" diyen Yunus'un sesine ses katıp feryâd u figan koparıp, kapımıza dayanan, soframıza uzanan haçlı tehlikesine karşı milletimizi uyarmak zamanıdır.
Erzurumlu Yeşilzâde Mehmed Salih Efendi'nin iki mısraı bize bu yazıyı kazandırdı. Bir başka yazıda o merhumu tanıtmak üzere Nene Hatun diyarından selamlar...
Unun içinde devenin ne işi var?
Başlığı görür görmez ilk akla gelen sorular...
Nasreddin Hoca'nın ârifane bir şekilde ifade ettiği "Evladım öyle büyük yanlışlar oluyor ki elimdeki bu kocaman bıçak bile bazen o yanlışı düzeltmeye yetmiyor" gerçeğini hergün yaşamıyor muyuz?
Un elerken devenin elekten geçmesi kadar acayiplikler, tuhaflıklar, şaşkınlıklarla yüz yüze gelmiyor muyuz?
Şairin yıllar önce dediği gibi;
"Ak günleri vadettiler boş çıktı
Kara günler göre göre usandık
Hilekârın çorbasından taş çıktı
Dişlerimiz kıra kıra usandık" (Reyhani) hakikatı artık günlük yaşantımızın bir parçası, hatta kendisi olmadı mı?
Yıllar yılı bin bir çeşit emek sarfederek, tüm umutlarımızı bağlayarak kiraz beklediğimiz, vişne beklediğimiz ağaçlar çıka çıka zakkum ağacı çıkmadı mı?
Milletin ortak malı olan, tüyü bitmemiş yetim haklarından oluşan hazineye, aman yaklaşmasınlar, yanından, yakınından bile geçmesinler diye titrediğimiz çulsuzlar, yolsuzlar mühürü kapıp haznedâr olmadı mı?
Tilkilerin kümes bekçisi yapıldığı bir başka ülke bulabilir misiniz? Ciğerin kedilere emanet edildiği bir başka yer, yeryüzünde görebilir misiniz?
Sofranızdan, lokmanızdan keserek; okusunlar, vatana, millete faydalı gençler olsunlar diye verdiğiniz, yemeyip yedirdiğiniz, giymeyip giydirdiğiniz gençler, gençlerimiz, bu şehid milletin torunları ezan yerine haç sevdalısı yapılmadılar mı?
Dedelerinin, babalarının "Ya istiklal ya ölüm" diyerek canını dişine takarak karşısına geçip savaştığı haçlı dünyasına, haç temsilcilerine kendi küçük dünyalarında büyük büyük yer ayıranlar çıkmadı mı? Dedelerinin kökünü kazımak için ölümü göze aldıkları haçları, kolye diye boynunda taşıyan Mehmetlere, Hasanlara, Ayşelere, Zehralara rastlamadınız mı?
Bütün bunlar:
"Un elerken deve geçti elekten" cümlesinden daha tuhaf, daha şok edici, hayretlere düşürücü değil mi?
Yaraların daha da derinleşmemesi için, pırıl pırıl gençlerimizin yâd ellere, yâd emellere sevdalanmaması için artık uyanmak zamanıdır, artık davranmak zamanıdır. Uykuları azaltarak günü uzatma zamanıdır.
"Kastım budur şehre varam
Feryad u figan koparam" diyen Yunus'un sesine ses katıp feryâd u figan koparıp, kapımıza dayanan, soframıza uzanan haçlı tehlikesine karşı milletimizi uyarmak zamanıdır.
Erzurumlu Yeşilzâde Mehmed Salih Efendi'nin iki mısraı bize bu yazıyı kazandırdı. Bir başka yazıda o merhumu tanıtmak üzere Nene Hatun diyarından selamlar...
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Aziz Karaca / diğer yazıları
- Son yaprak kopacak elbet birazdan / 02.01.2026
- ‘İnen hak aşkına…’ / 30.12.2025
- Yoksulun halini onlar ne bilsin? / 26.12.2025
- Özetin özeti… Hayatın özeti… / 24.12.2025
- Üç aylar iklimi derman olsa derdimize / 22.12.2025
- Var mı bir gören? / 16.12.2025
- Ey insan! / 14.12.2025
- Negatif büyüme! / 12.12.2025
- Ezber bozan parti: BTP / 11.12.2025
- Her kime dokunsan ağlayası var / 04.12.2025
- ‘İnen hak aşkına…’ / 30.12.2025
- Yoksulun halini onlar ne bilsin? / 26.12.2025
- Özetin özeti… Hayatın özeti… / 24.12.2025
- Üç aylar iklimi derman olsa derdimize / 22.12.2025
- Var mı bir gören? / 16.12.2025
- Ey insan! / 14.12.2025
- Negatif büyüme! / 12.12.2025
- Ezber bozan parti: BTP / 11.12.2025
- Her kime dokunsan ağlayası var / 04.12.2025





























































































