Suudi Arabistan ile Yemen'deki Husiler arasındaki çatışmalar ve son dönemde ivme kazanan askeri tırmanış, ilk bakışta bölgesel bir kriz gibi görünse de esasen Ortadoğu jeopolitiği, küresel deniz ticareti ve dünya enerji arzı üzerinde doğrudan ve yıkıcı etkilere sahiptir.
Bölgesel güvenlik mimarisinde derin çatlaklar oluşturan bu gerilim, yalnızca Yemen sınırıyla sınırlı kalmayıp Suudi Arabistan'ın Riyad ve Cidde gibi ana merkezlerine sıçramıştır ve komşu bölge ülkelerine de yayılma riski taşımaktadır.
Bu savaş Suudi Arabistan'a da büyük darbe vurmaktadır. Suudi Arabistan'ın petrol dışı gelirleri artırma ve yabancı yatırım çekme hedefi taşıyan "Vizyon 2030" stratejisi, sınır ötesi füze ve İHA saldırıları nedeniyle doğrudan hedefe konmakta; uluslararası sermayenin bölgeye yaklaşımını temkinli hale getirmektedir.
Ancak resme daha geniş bir açıdan bakıldığında, bu savaşın arkasındaki küresel hesaplar ve krizin gerçek çözüme kavuşabileceği tek adres net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Küresel ticaret ve enerji hatlarında tehlike çanları
Savaşın insani yıkımının ötesinde, küresel sistem üzerindeki en ağır faturası deniz ticareti ve enerji hatlarında ödenmektedir.
Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayan ve küresel deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 10-12'sinin geçtiği Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz, Husilerin ticari gemileri hedef almasıyla adeta kilitlenmiştir.
Güvenlik riskleri nedeniyle gemilerin Kızıldeniz yerine Afrika'nın güneyindeki Ümit Burnu'nu dolaşmak zorunda kalması, sefer sürelerini 10 ila 14 gün uzatmakta; bu durum yakıt tüketimini artırmakta, navlun (taşıma) ücretlerini fırlatmakta ve sigorta primlerini tavan yaptırmaktadır.
Tedarik zincirinde yaşanan bu gecikmeler küresel ölçekte enflasyonist bir baskı yaratmaktadır.
Bunun da ötesinde, Suudi Arabistan'ın doğu ve batı bölgelerinde yer alan Aramco rafinerileri, boru hatları, depolama tesisleri ve yükleme limanlarının hedef alınması, günlük küresel petrol arzını doğrudan riske atmaktadır.
Tırmanma dönemlerinde fırlayan risk primleri Brent petrol fiyatlarında ani sıçramalara yol açarken; Suudi Arabistan'ın geliştirdiği Doğu-Batı petrol boru hatları dahi İHA ve füze menzilinde kaldığı için enerji güvenliğini tam anlamıyla sağlayamamaktadır.
Dolayısıyla kriz, küresel ekonomi dengelerini tehdit eden stratejik bir darboğaza dönüşmüş durumdadır.
ABD-İsrail ikilisinin bölgesel kaos hesabı ve savaşın gerçek sebepleri
Mevcut tablonun en kritik boyutu, gerilimi arka planda besleyen ve tırmandıran güçlerin tespiti noktasında düğümlenmektedir.
Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki çatışmaları ve genel anlamda Körfez'deki gerilimleri bilinçli olarak körükleyen ana aktörler ABD ve İsrail'dir.
Bu iki güç, bölge ülkeleri ve aktörleri arasındaki fay hatlarını tetikleyerek, kendi işgal, yayılmacı ve hegemonyacı politikalarına zemin hazırlamaktadır.
Bölgede kalıcı bir barışın sağlanması, ABD ve İsrail'in Ortadoğu üzerindeki askeri ve siyasi nüfuz arayışlarıyla çelişmektedir.
Bu sebeple, Suudi Arabistan-Husi çatışmasını ABD, İsrail ya da onların direktifleriyle oluşturulan yapıların çözmesi imkansızdır; zira krizin kaynağı olanlar barışın mimarı olamazlar.
Nitekim Suudi Arabistan da bu savaşı sürdürmek istememektedir.
Ülke topraklarına düşen her İHA ve füze, Suudi Arabistan'ın ulusal güvenliğini, ekonomik kalkınma hamlelerini ve küresel imajını doğrudan tehdit etmektedir.
Ancak ABD'nin bölgedeki manipülatif müdahaleleri, Suudi Arabistan ile İran/Husiler arasında sağlanan barış adımlarını sabote etmekte ve çatışma dinamiklerini yeniden devreye sokmaktadır.
Pekin diplomasisinin gücü: Çözümün anahtarı neden Çin'dedir?
ABD ve İsrail'in kaos politikalarına karşın, Suudi-Husi gerilimini nihai ve kalıcı bir çözüme kavuşturabilecek tek küresel güç Çin'dir.
Bunun temel sebebi oldukça açıktır: Kızıldeniz'deki ve Körfez'deki savaş, küresel ticarete bağımlı olan ve en büyük ihracatçı konumunda bulunan Çin'in hayati menfaatlerine doğrudan darbe vurmaktadır.
Çin'in yüzyılın projesi olarak gördüğü Kuşak ve Yol (Yeni İpekyolu) Girişimi, deniz hatlarındaki güvensizlik nedeniyle durma noktasına gelmekte; Çin mallarının Avrupa ve Afrika pazarlarına erişimi zorlaşmaktadır.
Dolayısıyla Çin, bölgede savaş değil, mutlak bir istikrar istemektedir.
Tarihsel tecrübe de bu gerçeği doğrulamaktadır.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Aralık 2022'de Riyad'a gerçekleştirdiği ziyaret ve ardından yayımlanan Çin-Arap Ülkeleri Zirvesi bildirisi, bölgesel diplomaside tarihi bir dönüm noktası olmuştur.
Şi Cinping'in 2022 sonunda attığı diplomatik adımlar ve Şubat 2023'te İran yönetimiyle kurduğu temaslar; Mart 2023'te Suudi Arabistan ile İran'ın 7 yıl aradan sonra diplomatik ilişkileri yeniden kurmasını sağlayan "Pekin Anlaşması" ile taçlanmıştır.
Bu yumuşama, Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki doğrudan temasların önünü açmış, Nisan 2023'te Suudi heyetlerin Sana'yı ziyaretiyle birlikte Suudi topraklarına yönelik Husi saldırıları büyük oranda durmuştur.
Ancak ABD'nin yeniden müdahil olmasıyla tırmanan mevcut kriz, Çin'in yeniden kararlı bir arabuluculuk rolü üstlenmesini zorunlu kılmaktadır.
Hem Suudi Arabistan hem de İran ile güçlü ve güvenilir diplomatik ilişkilere sahip tek aktör Çin'dir.
Çin'in arabuluculuğunda Husilerin ve Suudi Arabistan'ın güvenlik endişelerini gözeten adil bir orta yolun bulunması halinde, bu yıkıcı savaş tamamen sona erecektir.
Böyle bir diplomatik hamle, yalnızca Suudi Arabistan ve Yemen halklarına barış getirmekle kalmayacak, aynı zamanda ABD-İsrail ikilisinin bölgesel savaş tuzağını da boşa çıkararak dünya ticareti ve küresel enerji arzı için hayati bir nefes borusu açacaktır.
- İsrail’in çok cepheli saldırısı: Katliam, işgal, sürgün ve sansür / 12.10.2026
- Gazze'de insanlık, dünyada adalet can veriyor / 11.10.2026
- ABD’den, İsrail seçimleri öncesi Netanyahu’yu kurtarma senaryosu / 10.10.2026
- Binalar bir bir yıkılırken tabut evler daha ne kadar bekleyecek? / 09.10.2026
- Gazze’de 3 yılı geride bırakan soykırım: Enkaz altındaki insanlık / 08.10.2026
- Şiddet kıskacındaki gençliği kurtarmak: Milli eğitim, sosyal devlet ve doğru rol modeller / 07.10.2026
- Enflasyon rakamları düşerken alım gücü neden eriyor? / 06.10.2026
- Ortadoğu'da İsrail provokasyonları, işgalleri, katliamları ve küresel sessizlik / 05.10.2026
- Siyasi beka hırsı, askeri tahkimat ve provokasyon kıskacındaki Ortadoğu / 04.10.2026
























































