logo
15 EKİM 2026

Ekonomide derinleşen uçurum, sistem krizi ve emeklinin feryadı

15.10.2026 00:00:00
 

Türkiye ekonomisi, bir yanda skandallar ve milyarlık fon vurgunlarıyla çalkalanırken; diğer yanda ömrünü bu ülkeye adamış milyonlarca emeklinin yaşam mücadelesine sahne oluyor. 

Son olarak Birleşik Emekliler Sendikası'nın TBMM ve Hazine ve Maliye Bakanlığı önünde gerçekleştirdiği eylem, ülkedeki sosyo-ekonomik uçurumu ve toplumun geniş kesimlerinin maruz kaldığı derin yoksulluğu bir kez daha gözler önüne serdi. 

2027 bütçe görüşmeleri öncesinde seslerini yetkililere duyurmak isteyen emekliler, yıllardır biriken hak kayıplarının telafi edilmesini ve insanca yaşayabilecekleri bir ücret seviyesine ulaşmayı talep ediyor. 

Siyasi parti temsilcilerinin ve sivil toplum kuruluşlarının da destek verdiği bu haykırış, sadece basit bir maaş artışı talebi değil; toplumsal adaletin, yönetim anlayışının ve yürürlükteki ekonomik sistemin köklü bir sorgulaması niteliğinde.

"Eski Türkiye"den açlık sınırına

Emeklilerin bugün yaşadığı sefaletin temelinde, yıllar içinde uygulanan ve aylık bağlanma oranlarını ciddi şekilde düşüren yasal düzenlemeler yer alıyor. 

Birleşik Emekliler Sendikası Genel Başkanı Mahmut Şengül'ün de vurguladığı üzere, geçmişte asgari ücretin yüzde 40 fazlasını alan emekliler, 2008 yılında çıkarılan torba yasayla aylık bağlanma oranlarının yüzde 70'lerden yüzde 28'lere kadar gerilemesiyle adeta felakete sürüklendi. 

Bugün gelinen noktada 17 milyona ulaşan emekli nüfusu, açlık sınırının dahi altında kalan maaşlarla hayata tutunmaya çalışıyor.

TÜİK'in açıkladığı ve reel enflasyonu yansıtmayan veriler doğrultusunda yapılan maaş artışları, emeklinin alım gücündeki erimeyi durdurmaya yetmiyor. 

Yargıya taşınan asılsız veri davalarının dahi mahkeme koridorlarında sonuçsuz bırakılması, adalet mekanizmasına olan güveni sarsarken emeklinin çaresizliğini katmerleştiriyor. 

Garantili otoyollara, köprülere, şehir hastanelerine ve vergi afları sağlanan müteahhitlere ayrılan devasa kaynaklar göz önüne alındığında; emekliye reva görülen bu durum bir "kader" değil, bilinçli bir siyasi ve ekonomik tercih olarak öne çıkıyor. 

Haklı olarak sorulan soru şudur: Kamudaki yolsuzlukların ve yanlış politikaların faturasını neden yıllarca alın teri döküp prim ödeyen vatandaş ödemek zorundadır?

Derin uçurum: Milyarlık vurgunlar ve fil dişi kuleler

Ekonomik tablodaki en çarpıcı tezatlık, gelir dağılımındaki uçurumun ulaştığı korkunç boyutlardır. Bir tarafta bürokrasi ve siyaset ilişkileriyle elde edilen milyarlarca liralık kaynağın fonlarda kaybedildiği skandallar konuşulurken; diğer tarafta 20 bin ila 24 bin TL bandında bir aylıkla ay sonunu getirmeye çalışan, torununa harçlık veremeyen ve yaşam hakkı kısıtlanan milyonlar yer almaktadır. 

En zengin yüzde 20 ile en fakir yüzde 20 arasındaki 8 katlık devasa fark, iktidarın oluşturduğu elit bir kesimin toplumun gerçeklerinden tamamen kopmasına yol açmıştır.

Fil dişi kulelerde ve bulutların üstünde yaşayan bu kesim, geçim derdiyle boğuşan vatandaşın açlık feryadını algılamaktan yoksundur. 

Konuşmasında bu duruma dikkat çeken Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder'in de ifade ettiği gibi, Fransız İhtilali dönemindeki "Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler" yaklaşımı bugün modern bir formda yeniden karşımıza çıkmaktadır. 

Milyarlık rakamlarla oynayanların, asgari ücretin bile altındaki bir gelirle nelerin yaşandığını tahayyül etmesi imkânsız hale gelmiştir. 

Yaşanan bu tablo, yönetenler ile yönetilenler arasındaki bağın kopması ve toplumsal vicdanın ağır bir yara almasıdır.

Emekli yük değil, ekonominin can damarıdır

BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın sosyal medyada dile getirdiği "Bu ülkede fon krizi değil sistem krizi vardır" tespiti, mevcut tablonun kök nedenini özetlemektedir. 

Mesele yalnızca parlamenter sistem veya başkanlık sistemi gibi yönetim biçimleri tartışması değildir; mesele, insanı merkezine almayan mevcut kapitalist ekonomik sistemin kendisidir. 

Vatandaşı ve emekliyi sadece "maliyet" ve "ekonomiye yük" olarak gören, enflasyonla mücadele adı altında halkın talebini ve tüketimini baskılayan anlayış iflas etmiştir.

Bu noktada paradigmaları değiştirecek yeni bir ekonomik yaklaşıma ihtiyaç vardır. BTP Sözcüsü Lütfullah Önder'in konuşmasında vurguladığı ve Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'nin bilimsel olarak ortaya koyduğu en temel ilkelerden biri şudur: Emekli ekonomiye yük değildir; aksine tüketen insan ekonomiye can verir.

Talebin baskılandığı bir ortamda esnaf pazar bulamaz, üretici çarkları döndüremez ve sanayi durma noktasına gelir. 

Devlet; senyoraj hakkını, yer altı maden kaynaklarını ve kamu iktisadi teşekküllerini devreye sokarak elde ettiği refahı doğrudan vatandaşına aktarmakla yükümlüdür. 

Bütün ailelerin gelirini yoksulluk sınırının üzerine çıkaracak, emekliye insanca yaşayacağı bir ücret verecek bu yaklaşım; tüketimi canlandıracak, üretimi teşvik edecek ve ekonomiyi sağlıklı bir büyüme rotasına sokacaktır.

Türkiye'nin bugün karşı karşıya olduğu ekonomik ve sosyal çöküş, çözümsüz veya kaçınılmaz değildir. 

Yıllarca bu ülkenin çimentosu, harcı ve hafızası olmuş 17 milyon emekliye "sabredin" ya da "şükredin" demek, yönetim yetersizliğini örtmeye yetmemektedir. 

Emeklilerin Hazine ve Maliye Bakanlığı ile TBMM önünde yükselttiği "Ya geçim ya da derhal seçim" nidası, demokratik hak arayışının en somut dışavurumudur. 

Emekliyi yük olarak gören anlayışın yıkılması, gelir adaletinin sağlanması ve insan onuruna yaraşır bir sistemin kurulması, yalnızca emeklilerin değil, bu ülkede geleceğe umutla bakmak isteyen herkesin ortak mücadelesi olmalıdır.

 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.