HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 11 AĞUSTOS 2022, PERŞEMBE

Peygamberin gölgesinde Müslüman-Türkün Medine müdafaası -4-

09.09.2010 00:00:00


"Seni bırakmayız biz, yâ Resulallah""Ravza-i Mutahhara'nın yeşil türbesi altında kan ve ateşten dokunmuş bir kefenle gömülmedikçe, Medine-i Münevvere kalesinin burçlarından ve yeşil kubbesinden Al Sancağı alınmayacaktır" bu sözler Fahrettin Paşa'dan başkasına ait değildirŞerif Hüseyin emrindeki bedevî/urban saldırılarının ardı arkası kesilmiyordu. Yağma, talan ve eşkıyalıkla geçinen çöl bedevileri, Şerif Hüseyin'in hileleri ve İngilizlerin paralarıyla kandırılarak Osmanlı Devleti aleyhine harekete geçirildikten sonra Medine'yi Suriye'ye bağlayan demiryolunu korumak imkansızlaşmıştı zira, ünlü İngiliz casusu Lawrence, demiryolu boyunca rayları bu bedevilere dinamitletiyordu.Her geçen gün çölün ortasında çevre ile irtibatı kesilmiş bir kale durumuna gelen ve iaşesi de azalan Medine'nin İstanbul hükümetince tahliyesine karar verildi. Önce yeni tayin edilmiş olan Mekke Emiri Şerif Haydar Paşa, ailesiyle birlikte Medine'den ayrıldı. Onları 3-4 bin kişilik yerli halk takip etti.

"Medine'yi son fişengine, son damla kanına, son nefesine kadar müdafaa edeceğiz..."

Fahrettin Paşa, elinde kalan az sayıdaki kuvvetle hem bu çöl yolunu hem de Medine'yi müdafaaya devam etti. Fakat Hicaz demiryolunun Medine'ye yakın olan Tebük-Medain arasındaki Müdevvere istasyonunun düşman eline geçmesinden sonra, Medine kalesi isyancılar tarafından tamamen kuşatıldı. Hiçbir yerden yardım alamaz duruma gelen şehirde kalmış olan halk ve asker arasında açlık ve hastalık hüküm sürmeye başladı. Bu güç şartlara rağmen Fahrettin Paşa, şehrin müdafaasını sürdürdü. Hatta kuşatmadan önce kaleyi tahliye etmesini teklif eden İstanbul hükümetine, "Medine'yi son fişengine, son damla kanına, son nefesine kadar muhafaza ve müdafaa edeceklerini" bildirmiştir.Fahrettin Paşa ve askerleri bir taraftan düşmanla, diğer taraftan açlık ve hastalıkla mücadele ederken, Kanal Harekâtı felaketle bitmiş, Filistin elden çıkmış ve en yakın Osmanlı kuvvetleri Medine'den 1300 km. uzakta kalmıştı. Bu sırada Osmanlı Devleti mağlup olmuş ve Mondros Mütarekesi'ni imzalamıştı (30 Ekim 1918). Mütarekenin 16. maddesine göre  Fahrettin Paşa'nın Şerif Hüseyin'e ve İngiliz birliklerine teslim olmaktan başka çaresi kalmıyordu.

Osmanlı Hükümeti'nin, "Teslim olun!" emirnamesi

İstanbul'dan gelen haberlerle Medine çalkalanmaya başlamıştır bile. Subaylar kendi aralarında konuşmaya başlamış, askeler arasında şikayetler yükselmiştir artık...  Erkanı- Harbiye Umumiye Reisi imzasıyla Medine'ye bildirilen Osmanlı padişahının emirnamesinde şunlar yazılıdır:"Dört seneden ziyade din ve namus uğrunda akıllara sığmayacak fedakarlıklar gösterildikten sonra, içinde bulunduğumuz devletler birliğinin mağlubiyet ve büyük güçsüzlüğe uğraması, Osmanlı Devletimizi, İtilaf devetleriyle antlaşma yapmaya zorladı. Antlaşmanın bir maddesinde Hicaz, Asir ve Yemen'de bulunan Osmanlı kıt'aları ve garnizonlarının en yakın İtilaf kumandanına teslimi şartı vardır. Namus vazifesini senelerden beri ifa etmiş olan siz asker arkadaşlarım hakkında bu elim hükme rıza göstermenin ancak, anavatanı muhakkak bir ölümden kurtarmak gibi bir vatanseverlik duygusundan doğmuş olduğu elbette takdir buyrulur.Düşmanlarımızın bile hayret ve takdirini çeken fedakarlığınızı, bu ağır yüke dahi tam bir itaat ederek taclandıracağınza eminim.Senelerden beri muharip bulunmaklığımıza rağmen hakkımızda iyilik bahşeden Büyük İngiltere Devleti'nin halis alicenaplık duygularından emin olmanızı, rica ve pek yakında vatanımıza salimen dönmenizi lütfu Hak'tan temenni eder, cümlenizi gözlerinizden öperim".

Fahrettin Paşa: "Kan ve ateşten dokunmuş kefenle gömülmedikçe savaşacağız"

Ateşkes ilan edildiği, savaşın nihayete erdiği, İtilaf Devletleri'nin galip geldiği, işgalci güçlere direnmenin bir anlamı ve faydası olmadığı, Medine müdafaasının daha ne zamana kadar süreceği yönünde artan serzenişler üzerine Medine'de, Ravza-i Mutahhara'nın gümüş parmalığı önünde halkını ve askerini toplayan Fahrettin Paşa kendinden geçmişcesine, tarifi imkansız bir heybet ve gök gürültüsünü andıran bir gürleyişle şu konuşmayı yapar:"Ey nas!... Size bin üçyüz yıl öncesinin bu kubbeleri çınlatan ilahî, mukaddes sesiyle hitap ediyorum. Ve mübarek kabrinde hay (diri) olan Peygamber-i Zişanımız Hz. Muhammed Mustafa'nın (sav) huzurunda ahdi peyman ederek diyorum ki; biz ne kadar kuvvetli düşmanlar karşısında bulunursak bulunalım, Allah'ın izni ve O'nun Resul-i Ekremi'nin şefaati ile zerre kadar fütur getirmeden mukaddes bildiğimiz mücadelemize devam edeceğiz.İngiliz altınlarına karşılık, İslam kanı dökmekten zevk alan karşımızdakiler, Medine'nin Suriye ile yegane bağlantı yolu olan demiryolunu muhtelif yerlerden kestikten sonra bedevilerin şehre erzak getirmelerini men ile, Medine'yi cebren alacaklarından bahisle şimdiden teslim olmamızı teklif ediyorlar.Ey nas!... Malumunuz olsun ki, şeci ve kahraman askerlerimin, bütün İslam'ın sırtını dayadığı yer, manevi gücünün desteği, hilafetin gözbebeği olan Medine'yi son fişengine, son damla kanına, son nefesine kadar muhafazaya ve müdafaaya memurdur.Buna müslümanca, askerce azmetmiştir. Bu asker, Medine'nin enkazı ve nihayet Ravza-i Mutahhara'nın yeşil türbesi altında kan ve ateşten dokunmuş bir kefenle gömülmedikçe, Medine-i Münevvere kalesinin burçlarından ve nihayet Mescid-i Saadet minareleriyle yeşil kubbesinden al sancağı alınmayacaktır!.. Allahü Teala bizimle beraberdir. Şefaatçimiz O'nun Resulü, Peygamberimizdir.Ey bütün tarihi eşsiz kahramanlıklar, şan ve şereflerle dolu Osmanlı ordusunun yiğit zabitleri, ey her cenkte cihanı tir tir titretmiş, asla kimseye boyun eğmeyerek daima namus ve din borcunu kanıyla ödemiş kahraman Mehmetçiklerim, kardeşlerim, evlatlarım! Gelip hep beraber Allah'ın ve işte huzurunda huşu ve vecd içinde gözyaşları döktüğümüz Peygamberinin karşısında hep beraber aynı yemini tekrar edelim ve diyelim ki, Ya Resulallah, biz seni bırakmayız!..".Yarın: "Fahrettin Paşa, Mondros'a rağmen teslim olmayacak mı?"ÇEKİRGE YİYEREK HAYATTA KALMAYA ÇALIŞTILAR..!Fahrettin Paşa, Medine'de sadece düşmanla değil, çölün 40-50 derece arasında değişen sıcakla ve açlıkla da savaştı. Muhasaranın özellikle son aylarında en büyük tehlike olarak açlık kendini göstermişti. Açlıktan hayvanlar dahi telef oluyordu. Tek besin maddesi hurma idi; ki, stoklarda hurma da tükeniyordu... Derken uçsuz bucaksız çöl semalarından bir âfet Medine'yi talan eder. Vahşi çöl çekirgelerinden başkası değildir bu. Hem de sürülerle... Her biri bir serçe kuşu büyüklüğünde. Askerler ve yerli halk ne yapacağını, gökten gelen bu belayı nasıl def edeceklerini düşünürken, Fahrettin Paşa'nın emriyle herkes donakalır:" - Durun..! Bu, gökten gelen bir rahmettir", der ve ardından bir emirname yayınlayarak askerine şöyle seslenir:"Çekirgenin serçe kuşundan ne farkı var? Yalnız tüyü yok. O da çekirge gibi kanatlı ve uçuyor. Nebatat ile besleniyor. Serçe kadar asabi ve yediği şeyleri itina ile seçiyor. Temiz ve taze şeyleri yiyor. Hem de tiryaki ve keyif sahibi, tütün ve limondan pek zevk alıyor. Hicaz, Asir, Yemen ve Afrika insanının başlıca gıdası çekirgedir. Bedeviler çeviklik ve zindeliklerini çekirgelere borçludurlar. Çekirgeleri deve ve hecinler büyük zevkle yiyorlar. Kınığ'daki develer ve hecinler genellikle çekirge ile beslenir.Çekirgenin kati şifai özellikleri şunlardır: Dizlerin bağı çözülenlere, zayıflara, kuvve-i bahiyesi (şevket kuvveti) tenaküs edenlere, tesir-i azimi vardır. Romatizma için iksir gibidir. Şifa verici yeri bizzat yumurtalarında toplanmıştır.Biz maalesef bunları topraklara gömerek üzerlerine kireç döküp yok ediyoruz... Çekirgeyi tabiplerimize tetkik ve tahlil ettirdim. Neticesinde çekirgeden kemal-i sitayişle bahsetmekte ve faydalarını saymakla bitirememektedirler.Ziraatımıza zarar verdikleri bir gerçektir. Ancak birçok kuş ve hayvanlar da bunu yapmıyorlar mı? ... Çekirge hem bir gıda hem bir devadır. Av etleri gibi bundan da istifade etmeliyiz. Yediğimiz sebzelerin kısm-ı küllisinden daha ziyade faydalı olduğu tecrübe ile tahakkuk etmiştir... Medine'de pazarda okkası çürük para ile 7-8 kuruşa satılıyor. Sahil kasabalarında pek rağbet edilen ıstakoz ve karidesten hiçbir farkı yoktur. Her iklimde çekirge yenebilir ve ehli sünnet-i seniyyedir. Cenab-ı Peygamber efendimiz hadis-i şeriflerinde "Uhillet lena, meyyitani ve demmem" buyurmuştur. Manası: İki ölünün ve iki kanlının yenilmesi bize helal oldu. İki ölü çekirge ve balığın ölmüşleridir. İki kanlı ise karaciğer ve dalaktır. İmam Malik, ehline cevaz verilen çekirgenin başının koparılmasını yahut ateş üzerinde kavrulmasını şart koşmuş ise de Ulemayı Hanefiyye'nin çekirgenin ölüsünü bile helal addettikleri ve hiçbir kayda tabi tutmadıkları "Tenvirü'l Ebsarnam" adlı kitapta ve onu şerh eden "Dürrü'l-Muhtar" isimli eserde zikredilmiştir.İşte Çekirge Yemeği Tarifleri:1. Toplanan çekirgeler çiroz gibi güneşe serilir, iki üç gün kadar kurutulur, ayakları ve başı koparılır, mütebaki beden kısmı bir parça yağ ile kavrulur ve kavurma gibi yenilir.2. Sıcak su ile haşlanır, başı ve ayakları ve kanatları temizlenir, hemen pişmek üzere olan pirinç veya bulgur pilavına karıştırılarak pişirilir.3. Haşlanmış çekirgeler tabağa dizilir. Üzerine zeytinyağı ve limon gezdirilir ve afiyetle yenir.4. Çekirgenin kavrulan kısmı havan içinde toz haline getirilir ve et tozu konservesi gibi kutularda ve dağarcıklarda hıfzedilir. Bedevilerde en makbul tarzı budur, gazve zamanlarında yegane gıdalarını teşkil eder. Büyük bir dikkat ve ihtimam ile ve kendime mahsus bir titizlikle yaptırdığım tecrübelerle havass-ı tıbbiyesi tahakkuk eden ve yenmesi helal olan çekirgeye yan gözle bakmak ve ondan tiksinmek, en hafif tabir ile nimet bilmezliktir.Dün karargah sofrasında çekirge tavası vardı, arkadaşlarımla birlikte pek tatlı yedim. Ve dil konservesinden pek iyi buldum. Hele zeytinyağı ve limon suyu ile salatası pek güzel oluyor. Velhasıl dün çekirgeyi bahçeden defeder ve tenkil tedarikini düşünmezken, bugün çekirge geliyor mu diye yollarını gözlüyorum. Hangi mıntıkaya çekirge düşerse tarifim veçhile istifade edilmesini ve bana hediye olarak çekirge gönderilmesini arkadaşlardan rica ediyorum".
 
Oğuz Köroğlu / diğer yazıları
- Nereden geldiğini unutma ki Nereye gideceğini unutmayasın / 22.01.2012
- İmam Hüseyin'in şehadetine ağlamak / 06.12.2011
- "Ben Kerbelâ şehidiyim" / 05.12.2011
- İmam Hüseyin'in kıyamı ve şehadeti / 04.12.2011
- İmam Hüseyin'in kıyamı ve şehadeti / 02.12.2011
- Türk Milleti'ne açık mektup / 11.06.2011
- Milli Ekonomi Modeli mutlaka meclise girmeli / 10.06.2011
- Prof. Dr. Haydar Baş'ın projeleri iktidar olmalıdır / 09.06.2011
- Baba devlete giden yol: Milli Ekonomi Modeli / 08.06.2011
- Küresel oyunları bozacak tek lider: Prof. Dr. Haydar Baş / 04.06.2011
- Regâib Gecesi ve Üç ayların fazileti / 02.06.2011
- Prof. Dr. Haydar Baş bir kez daha haklı çıktı / 27.05.2011
- Prof. Dr. Haydar Baş: "Avrupa Birliği köleliktir" demişti / 26.05.2011
- Prof. Baş'a göre Müslüman-Türk genci modeli / 25.05.2011
- Prof. Baş: "Bu milleti ayırmaya çalışanlar kalleştir" / 24.05.2011
- İnsanlığa adanmış bir ömür: Prof. Dr. Haydar Baş / 23.05.2011
- Milli Ekonomi Modeli'ni tanıyalım / 29.04.2011
- Tam bağımsızlık için: "Ampulü geç, Kırat'ı seç" / 28.04.2011
- TARİH TEKERRÜRDEN İBARET / 23.04.2011
- BORÇ ALAN BUYRUK DA ALIR / 22.04.2011
- Osmanlı'da devlet içinde devlet! / 21.04.2011
- Osmanlı'yı soyan şapkalı beyler! / 20.04.2011
- Çöküşün ayak sesleri geliyor / 19.04.2011
- Osmanlı'yı Galata bankerleri mi yıktı? / 18.04.2011
- Yönünü arayanlara işte rehber kitap / 16.04.2011
- Osman Gazi'nin oğluna vasiyeti / 04.02.2011
- Millî uyanışımızda en yüce rol Müslüman-Türk kadınının / 27.01.2011
- İmam Ali'den (kv) altın öğütler / 15.12.2010
- Aşura bereketine adım adım / 14.12.2010
- "Men, bende-i Kur'anem..." / 12.12.2010
- Antep'e "Gazilik" şerefi kazandıran destan -1-Türk Milleti esir yaşamaz! / 02.12.2010
- Peygamberin gölgesinde Müslüman-Türkün Medine müdafaası -5- / 10.09.2010
- Peygamberin gölgesinde Müslüman-Türkün Medine müdafaası -4- / 09.09.2010
- Peygamberin gölgesinde Müslüman-Türkün Medine müdafaası -3- / 08.09.2010
- Peygamberin gölgesinde Müslüman-Türkün Medine müdafaası -2- / 07.09.2010
- Peygamberin gölgesinde Müslüman-Türkün Medine müdafaası -1- / 06.09.2010
- "Kendin yanacaksan bile, evladını yakma..." / 13.07.2010
- "Kendin yanacaksan bile, evladını yakma..." / 12.07.2010
- İnsan için devlet modeli -2- / 10.06.2010
- İnsan için devlet modeli -1- / 09.06.2010
- Bizans diriltilince mi' Rum kilisesinin 'Kin Kapısı' ne zaman açılacak, / 08.05.2010
- 189 yıldır açılmayan bir kilise kapısının arkasında yatan gerçek / 07.05.2010
- Ermeni İddialarının Muhatabı, "Bağımsız Mahkemelerdir" / 24.04.2010
- Bayraklı Baba'ya gideniniz var mı? / 26.02.2010
- Tarih sahnesinde kalabilmek için / 24.01.2010
- Kur'an hafızlığının fazileti / 21.11.2009
- Oğuz Kağan'ın duası / 09.10.2009
- Osman Gazi'nin vasiyeti / 30.09.2009
- Türk Milletinin can simidi Prof. Dr. Haydar Baş / 14.09.2009
- Vefalı bir nesil olabilmek / 12.08.2009
- Beratımızı isteyelim / 05.08.2009
- Berat gecesine doğru / 04.08.2009
- Müslüman-Türk kimliği modelimiz / 01.08.2009
- İlahî adalet / 29.07.2009
- Prof. Dr. Haydar Baş'tan gençliğe mesaj / 28.07.2009
- Dünü olmayanın yarını olmaz / 21.07.2009
- Sakın terk-î edepten... / 10.07.2009
- Medenî olmayan medeniyet kuramaz / 03.07.2009
- Milli hissi hakim kılmak / 01.07.2009
- Bozkır'ın goncagülü Ali Tay / 05.06.2009
- Saltuknâme'yi okuyanınız var mı? / 18.05.2009
- Gafleti çok olanın devleti yok olur / 17.05.2009
- Birlik dâvâmız / 15.05.2009
- Çatalca inşallah "Şengül"er / 22.03.2009
- Milli eğitimin amacı / 21.03.2009
- Bugün 18 Mart; dağ, taş şühedâ kokuyor... / 18.03.2009
- Kudadgu Bilig'te 'Devlet Baba' / 15.03.2009
- Birlik dâvâmız / 09.03.2009
- Ahmed er-Rifâî'den hikmetli sözler / 08.03.2009
- Yarın mübarek Mevlid Kandili / 07.03.2009
- Bir annenin kızına öğütleri / 22.01.2009
- Prof. Dr. Haydar Baş'tan müminlere hitâbe / 16.05.2008
- Misyonerlik faaliyetlerinin nihaî hedefi / 15.05.2008
- İçimizdeki hazine Prof. Dr. Haydar Baş / 08.05.2008
- İşe önce kendimizden başlamak / 06.05.2008
- Saltuknâme'yi okuyanınız var mı? / 17.12.2007
- Kazanmak zor, kaybetmek kolaydır / 12.12.2007
- Allah'a tevekkül / 16.10.2007
- İlahî adalet / 22.08.2007
- Eli zincirli, ayağı prangalı milletler..! / 13.08.2007
- Gafleti çok olanın devleti yok olur / 09.08.2007
- Hz. Mevlana'da zikir sırrı / 08.08.2007
- Aziziye kahramanı çiçeği burnunda bir gelin / 05.08.2007
- Ayıkla pirincin beyaz taşını! / 31.07.2007
- Vatana mersiye... / 30.07.2007
- Bâtıl isteyu haktan ayrılmanın bedeli..! / 29.07.2007
- Nemelâzım be abi...! / 27.07.2007
- Kânunî'den mektup var / 26.07.2007
- Hayırlısı olmadı ey milletim, hiç olmadı..! / 25.07.2007
- Kara Fatmalar Haydar Baş'ın safında / 27.05.2007
- Osmanlı'yı Osmanlı yapan sır / 02.04.2007
- Milli Ekonomi Modeli'nin Zaferi / 01.04.2007
- Milli hissi hakim kılmak / 31.03.2007
- Kurbanın olam Şah-ı Resûl / 30.03.2007
- Türk Milleti titre ve kendine gel! / 28.03.2007
- Dünü olmayanın yarını olmaz / 27.03.2007
- Çanakkale'yi geçilmez kılan yüksek ruh / 19.03.2007
- Çağdaş egemenlik mi, çağdaş esaret mi? / 26.02.2007
- BTP Kongresinde Millî Mücadele ruhu canlandı / 19.02.2007
- Sıra Türk topraklarına mı geldi? / 10.02.2007
- Millet "Hızır"ını buldu: "Yetiş ya Haydar Baş" / 09.02.2007
- Kim bu işbirlikçiler? / 07.02.2007
- Türk-İslam medeniyetinde âhîlik / 04.02.2007
- Türk evladının devlet babası: Prof. Dr. Haydar BAŞ / 29.01.2007
- Aşûra gününün faziletleri / 28.01.2007
- Millî birliği koruma zarureti / 22.01.2007
- Milli benliğin millet hayatındaki yeri / 18.01.2007
- Müslüman-Türk Kimliği Modeli şart / 17.01.2007
- Oğuz Kağan'ın Türk Milleti'ne duası / 16.01.2007
- Elimde kalem, önümde şehit toprağı / 18.03.2006
- Akif'in millete hediyesi / 12.03.2006
- Ermeniler Ermenileri öldürdü / 21.06.2005
- Bir bayrak rüzgar bekliyor / 09.01.2005
- Bağımsızlığın can damarı / 07.01.2005
- Alp Er Tunga öldü mü? / 06.01.2005
- Ermeni yalanına tokat gibi cevap / 25.12.2004
- Bâki kalan gökkubbemizde hoş bir sadâ: Buhurîzade Itri / 20.12.2004
- Genç Osman'sın ulusun / 18.12.2004
- Hangi film sergileniyor? / 03.12.2004
- Fener'in suç yaftası / 01.12.2004

Yeni Mesaj arşivinde 'tarihte bugün'

Yeni Mesaj Gazetesi arşivi 2001 yılına kadar eksiksiz içerikle erişime açık olup ayrıca tüm arşivde anahtar kelimelerle arama yapmak da mümkündür.

09.09.2009, 09.09.2008, 09.09.2007, 09.09.2006, 09.09.2005, 09.09.2004, 09.09.2003, 09.09.2002, 09.09.2001, 09.09.2000, 09.09.1999, 09.09.1998, 09.09.1997, 09.09.1996, 09.09.1995, 09.09.1994, 09.09.1993, 09.09.1992, 09.09.1991


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2022

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.