Malumunuz Fazıl Say, Türk Milletini, milletimizin zevklerini, duygularını ve en önemlisi inancını, kutsal değerlerini kendince hafife aldı, küçümsedi, yine kendince dalga geçmeye kalktı. Hangi şemsiyenin altında? Fikir özgürlüğü. Artı bu Fazıl Say’ın haline bakmadan ilk haddini aşması da değildi.
Mahkeme bu haddi aşmaya 10 ay hapis cezası verdi. Hukuktaki yeni modaya binaen cezası 5 yıl ertelendi. Yalnız mahkeme kararında ilginç bir tabir vardı; “Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılamak.” Ne demek halkın bir kesimi?
Ama olan oldu! Çağdaşlar, aklı uzunlar, batılılar, laikçi olarak geçinenler, solculuk satanlar, sosyalist kalıntıları vs. ayağa kalktı. Olmaaaz, bu karar kabul edilemez. Herkes düşüncesinde özgürdür vs. nutukları başladı. Kendilerini güçlü kılmak ve haklı göstermek için de Avrupa’yı işaret ettiler. Bu karara Avrupa bile endişeyle bakıyormuş, dediler.
İktidar suya sabuna dokunmadan durumu idare etme derdinde. Yalnız iktidarın Candaş kalemleri hemen cihat bayrağı açtılar. Tıpkı AKP destekli Irak, Libya ve Suriye’de yapılan Müslüman katliamlarına gösterdikleri tepki gibi!
Kemal Kılıçtaroğlu ise Kutlu Doğum Haftası etkinliğinde övdüğü Hz. Peygamberin dinine, dil uzatan bu (…) sahip çıkıyor. Neden? Türkiye’yi dünyaya tanıtıyormuş. Yesinler sizin tanıtımınızı… Türkiye’yi, Türk Milletini tanımayan mı var? Milletimiz ise Fazıl Say’a sayabildiği kadar sayıyor…
Fazıl Say, hakkındaki karara ne diyor; “Mahkeme sonucu çıkan karar için yurdum adına çok üzgünüm. İfade özgürlüğü açısından hayal kırıklığına uğradım. Hiçbir suçum olmamasına rağmen ceza almış bulunmam şahsımdan çok, Türkiye’deki ifade ve inanç özgürlüğü adına kaygı vericidir.”
Fazıl Say her halde bu yurdun, Müslüman Türklere ait olduğunun farkında değil. Türkler için maneviyatın canlarından daha kıymetli olduğu ve maneviyatı için göz kırpmadan can vereceklerini de bilmiyor.
Sonra Türkiye ifade ve inanç özgürlüğü açısından o kadar geniş ki, her gelen vatanıma, dinime, tarihime laf atıyor, dil uzatıyor ama benim ülkemde yine el üstünde tutuluyor, alkışlanıyor, ceplerini dolduruyor. Daha ne arıyorsun…
Şimdi ben kalkıp, sana baştan aşağı saydırsam, gidip şahsiyetime hakaret etti, diye dava açarsın ve kazanırsın da… Sen, benim şahsımdan kıymetli değerlere dil uzatıyorsun ve bunu özgürlük diye tabir ediyorsun!..
İfade özgürlüğü denince aklıma hep Yiğit Bulut gelir. Yiğit Bulut o zamanlar Erdoğan’ı “ata” olarak kabul etmemiş, “benim atamdır” dememişti. Hükümetin ekonomi politikalarını yerden yere vuruyor, AB’ye, NATO’ya sayabildiği kadar sayıyordu.
Yine o günlerde bir karikatür krizi yaşanıyordu ve bu alçak saldırıyı daha sonra Erdoğan hükümetinin desteğiyle, NATO genel sekreteri olacak olan Rasmussen “fikir özgürlüğü” olarak yorumluyordu.
Yiğit Bulut’ta ifade özgürlüğünü kullanarak; “Rasmussen gibi bir şerefsiz, NATO Genel Sekreteri oldu…” diyordu. Bakalım Yiğit Bulut aynı özgürlüğünü Fazıl Say’a karşı kullanacak mı?
Milletimiz bu duruma neden düştü ve bu hakaretleri kabul ediyor mu? Maalesef milletimiz bu acziyete kendi eliyle düştü. Hani genelde siyasiler için anlatılan bir güvercin hikâyesi var ya! Bu hikâye hayatın her alanı için geçerli… Birileri seçilinceye, güç, iktidar sahibi oluncaya, üne, şöhrete kavuşuncaya kadar elimizden yiyorlar sonra havalanınca üstümüze pisliyorlar. Durum budur…
Mahkeme bu haddi aşmaya 10 ay hapis cezası verdi. Hukuktaki yeni modaya binaen cezası 5 yıl ertelendi. Yalnız mahkeme kararında ilginç bir tabir vardı; “Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılamak.” Ne demek halkın bir kesimi?
Ama olan oldu! Çağdaşlar, aklı uzunlar, batılılar, laikçi olarak geçinenler, solculuk satanlar, sosyalist kalıntıları vs. ayağa kalktı. Olmaaaz, bu karar kabul edilemez. Herkes düşüncesinde özgürdür vs. nutukları başladı. Kendilerini güçlü kılmak ve haklı göstermek için de Avrupa’yı işaret ettiler. Bu karara Avrupa bile endişeyle bakıyormuş, dediler.
İktidar suya sabuna dokunmadan durumu idare etme derdinde. Yalnız iktidarın Candaş kalemleri hemen cihat bayrağı açtılar. Tıpkı AKP destekli Irak, Libya ve Suriye’de yapılan Müslüman katliamlarına gösterdikleri tepki gibi!
Kemal Kılıçtaroğlu ise Kutlu Doğum Haftası etkinliğinde övdüğü Hz. Peygamberin dinine, dil uzatan bu (…) sahip çıkıyor. Neden? Türkiye’yi dünyaya tanıtıyormuş. Yesinler sizin tanıtımınızı… Türkiye’yi, Türk Milletini tanımayan mı var? Milletimiz ise Fazıl Say’a sayabildiği kadar sayıyor…
Fazıl Say, hakkındaki karara ne diyor; “Mahkeme sonucu çıkan karar için yurdum adına çok üzgünüm. İfade özgürlüğü açısından hayal kırıklığına uğradım. Hiçbir suçum olmamasına rağmen ceza almış bulunmam şahsımdan çok, Türkiye’deki ifade ve inanç özgürlüğü adına kaygı vericidir.”
Fazıl Say her halde bu yurdun, Müslüman Türklere ait olduğunun farkında değil. Türkler için maneviyatın canlarından daha kıymetli olduğu ve maneviyatı için göz kırpmadan can vereceklerini de bilmiyor.
Sonra Türkiye ifade ve inanç özgürlüğü açısından o kadar geniş ki, her gelen vatanıma, dinime, tarihime laf atıyor, dil uzatıyor ama benim ülkemde yine el üstünde tutuluyor, alkışlanıyor, ceplerini dolduruyor. Daha ne arıyorsun…
Şimdi ben kalkıp, sana baştan aşağı saydırsam, gidip şahsiyetime hakaret etti, diye dava açarsın ve kazanırsın da… Sen, benim şahsımdan kıymetli değerlere dil uzatıyorsun ve bunu özgürlük diye tabir ediyorsun!..
İfade özgürlüğü denince aklıma hep Yiğit Bulut gelir. Yiğit Bulut o zamanlar Erdoğan’ı “ata” olarak kabul etmemiş, “benim atamdır” dememişti. Hükümetin ekonomi politikalarını yerden yere vuruyor, AB’ye, NATO’ya sayabildiği kadar sayıyordu.
Yine o günlerde bir karikatür krizi yaşanıyordu ve bu alçak saldırıyı daha sonra Erdoğan hükümetinin desteğiyle, NATO genel sekreteri olacak olan Rasmussen “fikir özgürlüğü” olarak yorumluyordu.
Yiğit Bulut’ta ifade özgürlüğünü kullanarak; “Rasmussen gibi bir şerefsiz, NATO Genel Sekreteri oldu…” diyordu. Bakalım Yiğit Bulut aynı özgürlüğünü Fazıl Say’a karşı kullanacak mı?
Milletimiz bu duruma neden düştü ve bu hakaretleri kabul ediyor mu? Maalesef milletimiz bu acziyete kendi eliyle düştü. Hani genelde siyasiler için anlatılan bir güvercin hikâyesi var ya! Bu hikâye hayatın her alanı için geçerli… Birileri seçilinceye, güç, iktidar sahibi oluncaya, üne, şöhrete kavuşuncaya kadar elimizden yiyorlar sonra havalanınca üstümüze pisliyorlar. Durum budur…
Akın Aydın / diğer yazıları
- Bir adım daha atma, geri dön dediler ama o dönmedi / 19.05.2026
- ‘Türkiye eğitim ve öğretimde 20 yılda devrim yaptı’ / 18.05.2026
- Kapitalizmin çöküşü ABD’nin çöküşüdür / 17.05.2026
- Ruhban Okulu'nun açılmasını kimler istiyor? / 15.05.2026
- Sayın Erdoğan, Hüseyin Baş’ı doğruladı / 14.05.2026
- ‘Tahtakurusu’ kelimesini yasaklatan Cennet Mekan! / 13.05.2026
- Mustafa Çiftçi ve 2. Abdülhamit / 12.05.2026
- ODTÜ'den Amedspor’a / 11.05.2026
- Yuvayı dişi kuş yapar / 10.05.2026
- Deniz Gezmiş’in mücadelesi, mahkemesi ve mektupları -2- / 09.05.2026
- ‘Türkiye eğitim ve öğretimde 20 yılda devrim yaptı’ / 18.05.2026
- Kapitalizmin çöküşü ABD’nin çöküşüdür / 17.05.2026
- Ruhban Okulu'nun açılmasını kimler istiyor? / 15.05.2026
- Sayın Erdoğan, Hüseyin Baş’ı doğruladı / 14.05.2026
- ‘Tahtakurusu’ kelimesini yasaklatan Cennet Mekan! / 13.05.2026
- Mustafa Çiftçi ve 2. Abdülhamit / 12.05.2026
- ODTÜ'den Amedspor’a / 11.05.2026
- Yuvayı dişi kuş yapar / 10.05.2026
- Deniz Gezmiş’in mücadelesi, mahkemesi ve mektupları -2- / 09.05.2026
























































