HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 18 MAYIS 2021, SALI

Su savaşları

27.07.2001 00:00:00
Dicle ve Fırat sularının paylaşımı meselesi biliyorsunuz sık sık gündeme gelir, Türkiye sıkıştırılırdı. Türkiye'den, kendi sularını başkalarının çıkarını gözeterek kullanması, daha doğrusu kullanmaması, barajlar yapmaması, boşa akıtarak Suriye ve Irak'a vermesi istenirdi.

Bu istek hep Suriye ve Irak'tan gelir zannederdik. Fakat Körfez savaşından sonra ses seda kesildi. Pratik olarak iki komşumuz hâlâ aynı coğrafyada bulunduklarına göre taleplerinde gene ısrarcı olmaları beklenmeli idi, değil mi?

Hayır öyle olmadı.

Çünkü batının bu coğrafyada Türkiye'ye ihtiyacı vardı. Küreselleşmeciler Ortadoğu'da amaçlarına ulaşabilmek için su manivelâsını kullanarak Suriye ve Irak'ı Türkiye'ye karşı kışkırtmaktan, Türkiye'yi bir de bu açıdan sıkıştırmaktan, onlara destek olmaktan bir süre için vaz geçtiler.

Bu arada her türlü engellemeye, dış kredi kesintileri ve çıkarılan çeşitli zorluklara rağmen Türkiye güneydoğuda barajlarını bitirdi, GAP belli bir seviyeye geldi, artık Harran'da "sörf" yapılmaya başlandı.

Güneydoğu insanının bin yıllık susuzluğu sona ermişti.

Şimdi Türkiye'nin suyuna başka tâlipler çıktı. Güneydoğuda artık Suriye ve Irak yok ama "yabancı sermaye" var. Yabancı sermayenin yerli işbirlikçiler ile beraber kurduğu pilot bölgeler, tekno kentler, "şehir devletler"i var.

Sermaye'nin önündeki "yabancı" sözcüğünü kolayca "Yahudi" diye değiştirebilirsiniz.

Yahudiler çeşitli kılıkta bölgede yer edinmiş vaziyetteler. Ama ortalıkta görünen "Türk" ortak ve "Türk" beyaz yakalılar.

Sevgili Dr. Ümit Emre feryadı basıyor, "amaç sadece su değil, petrol denizinin üzerinde oturuyor Türkiye ve farkında değil" diyor, kimse umursamıyor.

Endüstri Bölgeleri Yasa tasarısı çıkıyor, Hazine Arazilerinin Yabancılara satışı onaylanıyor.

Endüstri Bölgeleri Yasasında sözü edilen "tarım, turizm, tarihi doku, sit alanı" sayılan toprakların hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmadan, kadastro, imar izni gibi engellere takılmadan "buraya endüstri bölgesi inşa edeceğiz" diyen sermayeye, yabancı sermayeye, yahudi sermayesine açılmasının nasıl kolaylaştırıldığını; hazine arazilerinin satışının onaylanması ile de hiçbir engel kalmadığını görebiliyor musunuz?

Anlaşmazlık olunca "şikâyet edilecek kadı" konumuna da "Tahkim" yasası ile yine yabancıları getirmemiş miydik?

Kimi kime şikâyet edeceksiniz?

İsrail şu an son yılların en büyük su problemini yaşıyor. Su rezervleri oldukça azalan ülkede, deniz kıyısı yakınlarındaki taban sularında tuz oranı artıyor. Konudan sorumlu Bakan Avidor Liebermann, tarım yapanlar için yeni kuyuların açılması onayını verse de ülkede su yönetiminin doğru yapılıp yapılmadığı tartışılıyor Sular İdaresi Müdürü Şimon Tal, "İsrail tarihinin en kötü su krizini yaşıyor. İçme suyu rezervleri en düşük seviyede. Seviye kırmızı sınırın da altına düşerse ciddi tehlike var demektir" diyerek durumun önemine dikkat çekiyor. Hükümet bu sene tarım için ihtiyaç duyulanın ancak yarı miktarında su verebilmiş. Tüm dünyaya deniz suyunun arıtılması için teknoloji satan İsrail kendi ürettiği bu teknolojiyi hemen hemen hiç kullanmıyor. Bu teknoloji ile üretilmiş üç büyük tesisin 2004 yılında devreye sokulması planlanıyor. Bu tarihe kadar içme suyu sıkıntısını biraz olsun yenebilmek için İsrail, Türkiye'den su alımına başlamak istiyor. Sular İdaresi Müdürü söz konusu önlemlerle üç yıl içinde arz-talep dengesini sağlayabileceklerini belirtiyor.

İsrail çözüm için Manavgat suyunu istiyor. Olur diyor, metre küpüne 15 sent istiyoruz. Bu, İsrail'in deniz suyundan elde ettiği içme suyunun maliyetinden daha pahalı. Ona rağmen kabul ediyor ama "ufak" bir şartı daha var. Hem Manavgat'ın kaynağının mülkiyetini istiyor hem nehrin iki yakasında 5'er kilometrelik bir bant.

Manavgat'ın boyu 80 kilometredir. Kaynaktan denize kadar on kilometre genişliğinde ve 80 kilometre uzunluğunda yeni bir İsrail'in kurulması demektir bu...

Hele Endüstri Bölgeleri, Hazine Arazileri ve Tahkim Yasaları da ellerinde olduğuna göre yapılacak iş kalmamıştır bizim için.

Ve İsrail'liler "Ekonomik kriz yüzünden savunmanız zaafa düşebilir. Savunmanıza yardım edelim" de diyorlar.

Başbakan Ecevit "Türk halkı sabırlıdır, patlama filan olmaz" diyor, Başbakan Yardımcısı Bahçeli Kazan İlçesinde "Türkiye'nin çok kısa bir sürede bu zor şartları aşacağını" ifade ediyor.

Siz ne diyorsunuz?

Bahçeli'nin "zor" diye nitelediği şartlar acaba mevcut "Yahudi saldırısı" mı?

Farkında mı Bahçeli, Yılmaz, Ecevit ve etkili ve yetkili diğer zâtı muhteremler durumun vehametinden?
 
Hüseyin Mümtaz / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.