HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 26 TEMMUZ 2021, PAZARTESİ

TL’de büyük değer kaybı

05.06.2021 00:00:00
'TL’de büyük değer kaybı' seslendirme dosyası:

Dolar kurundaki önlenemez artış, diğer bir ifadeyle TL'deki büyük değer kaybı, ülke ekonomisine her yönüyle darbe vurmaktadır. Dolardaki artışı, sadece dolar birikimi olanların oturduğu yerden para kazanması olarak algılayanlar, gerçekleri asla görememiş ve anlamamış demektir. Çünkü ülkemiz finans olarak tamamen dolara bağımlıdır, alınan dolar borç karşılığı TL'miz basılmaktadır. Milli Ekonomi Modeli'nin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş'ın meşhur ifadesiyle, "cebimizdeki TL doların tercümesi"dir.

Durum bu olunca, yapılan üretimin karşılığı dolardır, tüketim için dolara ihtiyaç vardır, yatırım ancak dolar varsa yapılabilmektedir.

Para, ülke ekonomisi için vücuttaki kan gibidir. Nasıl ki, sağlıklı bir bünye için damarda dolaşan kanın kalitesi önemlidir, bu, ekonomideki harketliliği sağlayan para için de geçerlidir.

Yabancı para, ülke ekonomileri için zehirli kan gibidir. Ulaştığı her yere hastalık götürür. Ekonomideki hastalıklar, enflasyon, deflasyon, stagflasyon, işsizlik, gelir adaletsizliği, borç kısırdöngüsü, kırılganlık, satın alma gücünün azalması, açlık, yoksulluk ve niceleri sayılabilir. İşte bunların tamamı, maliyetli yani faizli yabancı paranın piyasalarda dolanımından kaynaklanır. 

Türkiye'de bu hastalıkların tamamı en yüksek seviyede yaşanmaktadır.

Şimdi bütün bu gerçeklerden yola çıkarak ülkemizdeki "dolar" gerçeğini gözler önüne serelim.

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın söz arası söylediği "faiz indirimi" söylemi bile dolar kurunun 8.82 lira ile tarihi bir rekor kırmasına neden oldu.

Dolar daha sonra 8.61 liraya düşmesine rağmen, dün 8.70 lira seviyesine yükseldi. 3 Haziran 2020'de dolar kuru 6.73 lira idi. Yani dolardaki yıllık artış yüzde 30. 

Euro ise geçen yıl 7.54 lira idi. Dün 10.60 liradan işlem gördü. Eurodaki yıllık artış yüzde 40.

Ülkemizin yabancı paraya bağımlılığı sebebiyle, siyasilerimizin küresel finansörleri kızdırdığı her adım, her söylem doların rekor kırmasına neden oluyor.

Dolar önce rekor tazeliyor, sonra bir önceki rekoruna dönerek konumlanıyor. Sonuçta 2 ileri 1 geri şekilde sürekli yükselmeye devam ediyor.

Uluslar arası Finans Enstitüsü'nden (IIF), 2 Mayıs 2021'de yapılan açıklama oldukta dikkat çekiciydi. IIF, Mart'tan beri "yatırımcı algısında görülen sert bozulma" nedeniyle dolar/TL "adil değer" tahminini 7.50'den 9.50'ye çıkardığını açıkladı. IIF Baş Ekonomisti Robin Brooks Twitter'da, Türkiye'nin cari açığının önemli oranda artmasıyla IIF'nin dolar/TL tahminini geçen yıl iki kere yukarı çektiğini belirtti.

Gördüğünüz gibi; küresel kuruluşlar Türkiye'deki dolar tahminini 9.5 lira olarak yapmışlardı, dolar 8.82 liraya çıktı. Adım adım küresel finansörlerin tahminine doğru gidiyoruz. Şu bir gerçek ki, bu tür tahminler, bize borç verenlerin bizde görmek istedikleri döviz kurlarıdır.

Peki, dolar kurundaki bu artış ne anlama geliyor?

Borcunun önemli bir bölümü dolar olan ülkemiz için bu artış, borçların ve faiz yükünün artması demek. IIF'nin küresel borç raporuna göre Türkiye'nin toplam borcu 1 trilyon 250 milyar dolar. Dolar kuru bir yılda yüzde 30 arttığına göre, borç bu oranda artıyor.

Kur artışı ayrıca devlet için "daha maliyetli borçlanmak" demek.

Ve bu maliyet sonuçta vatandaşların sırtına kalmaktadır.

Ülkemizde ekonomi değirmeninin suyu dolarla döndüğü için, dolar kurundaki artış, aynı zamanda üretim maliyetlerindeki artış demek. Üstelik hammadde ve enerji konusunda da ithalata bağımlıyız. İthalat yapmak için zaten dolara ihtiyaç var, ama yerli üretim için gerekli olan TL için de dolar borç almaya ihtiyaç var. Doların tercümesi TL için dolar olması gerekiyor.

Bu sebeple dolar ülkemizde önemli bir maliyet unsurudur. Bu maliyeti (kurdaki yüzde 30 artışı) üretici elbette ki ürettiği ürünlerin fiyatına yansıtmak zorundadır.

Dolar birikimi olup da dolar kuru arttıkça sevinen vatandaşlarımız fazla sevinmesin. Çünkü dolar kuru artışı diğer taraftan ürün fiyatlarındaki artış demek olduğu için nihai anlamda bu bir kazanç olmamaktadır.

Dolar kuru artışı sabit gelirliye büyük darbe vurmaktadır. Ürün fiyatları dolara endeksli olarak bir yılda yüzde 30 artarken, masabaşı enflasyon çalışmalarıyla enflasyon yüzde 16.59 hesaplandı. Asgari ücretli işçi için, memur ve emekli için bu, maaşın yüzde 13 erimesi demektir. Dolar borcu olan vatandaşlar için zaten bir şey söylemeye gerek yok.

Dolar kuru artışı bir anlamda faizlerdeki artış demektir. Neticede dolar kurunu sabit tutmak için politika faizi yüzde 10.25'ten yüzde 19'a çıkartılmıştır. Bu artış üretici ve tüketici faizlerini de direkt olarak etkilemektedir. Yani dolar kuru artışı, TL borcu olanları da ciddi manada etkilemektedir.

Prof. Dr. Baş, 05.01.2012 tarihli "Maliyet enflasyonu" başlıklı yazısında şu tespiti yapmaktadır: "Ülkemizde görülen maliyet enflasyonunun temel sebebi, devletlerin senyoraj hakkını devreye koyarak kendi paralarını basmak yerine maliyetli parayı tercih etmeleridir. IMF ve Dünya Bankası talimatları ile idare edilen Türk ekonomisinin bu badireleri aşabilmesi, ancak onların kurallarının tersinin hayata geçirilmesi ile mümkündür."

Çözüm, Sayın Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'nde belirtilen "Milli Para" formulüdür.

Milli Para, emek ve üretim karşılığında senyorajla elde edilen paradır. Bu formül, doları, yani zehirli kanı piyasalarımızdan çıkartacak tek formüldür.

Tüketiciye sosyal devlet projeleriyle, üreticiye ise sıfır faizli krediyle verilen Milli Para, yukarıda saydığımız tüm sorunların tek çözümüdür.

Bu eşsiz Modeli uygulayacak tek parti olan Bağımsız Türkiye Partisi'ne fırsat verelim, yüksek kur, yüksek faiz sömürüsü artık kaderimiz olmasın.

 
Murat Çabas / diğer yazıları


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.