Trump'ın 'Türk ordusu' övgüsü, Barrack'ın 'monarşi' ilgisi
ABD Başkanı Donald Trump'ın ve ABD Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın Türkiye ile ilgili açıklamaları oldukça dikkat çekici.
Trump'ın açıklamaları bir övgü gibi görünse de aslında ABD'nin küresel ve Ortadoğu ile ilgili bölgesel planlarının bir parçası niteliğinde.
Bu planlar nedir sorusunu sorduğunuzda, cevabı Barrack'ın açıklamalarında karşılık buluyor.
Bu arada hatırlatalım, Epstein'in yazışmalarında Trump kadar Barrack'ın da ismi geçiyor ve her ikisinin de Epstein ile mesajları oldukça samimi. Çok yakın arkadaşlar ve ortak noktaları da çok.
Bu açıdan da bakıldığında Barrack'ın ifade ettikleri aslında Trump'ın ifade etmek isteyip de konumu gereği ifade edemedikleri.
Şimdi bu açıklamalardan güncel olanları aktaralım.
Trump, Amerikan internet gazetesi The Politico'ya mülakat verdi ve bir soru üzerine "NATO için zor olan ülkeler var" derken, Türkiye'yi örnek gösterdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan için "Benim arkadaşım" diyen Trump, NATO ülkelerinin Türkiye ile sorun yaşadığında kendisini aradığını söyledi.
Trump, "Başa çıkmakta zorlanıyorlar ve benden onu aramamı istiyorlar. Ben de arıyorum ve her zaman onunla bir çözüm buluyorum" dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile her zaman anlaşabildiğini kaydeden Trump, "O güçlü bir ülke ve güçlü bir ordu inşa etti" ifadesini kullandı.
Trump'tan özellikle bu ikinci başkanlık döneminin başından bugüne Erdoğan'a hep övgüler geldi. Ve Trump'ın "Türk ordusu" vurgusu ilk değil, defalarca bu övgüyü yaptı.
Bir ABD başkanı, bir lider ve bir ordu için boşuna övgü ifadeleri kullanmaz. Özellikle de söz konusu ordu, ABD'nin BOP kapsamında bölmek ve parçalamak istediği bir ülkenin ordusu ise burada "Acaba niye?" diye sorup şüphelenmek ve gerçek niyeti anlamaya çalışmak lazım.
Bu noktada ABD'nin şu niyetleri olabilir:
Birincisi bölgede zayıflatmak ve yok etmek istediği güçlü bir ordu vardır, övdüğü orduyu burada kullanmayı planlayabilir. Bu durumda akla gelen ilk ordu İran'ın ordusudur.
12 günlük İran-İsrail savaşında eğer ateşkes sağlanmadaydı, şu an İsrail'in bölgede esamesi okunmayacaktı. İsrail'in İran'ın füzelerini engelleyebilecek savunma gücü kalmamıştı.
ABD'nin uzun zamandan beri bölgenin iki kadim milletleri olan Türkleri ve İranlıları karşı karşıya getirmek gibi kirli bir planı var. Ve bunu bugüne kadar başaramadı.
İşte Trump'ın bu övgüleri bu tehlikenin bir habercisi olabilir.
İkincisi, Trump bu övgüleri yaparak ters bir mantıkla Türkiye'de BOP'un tam manasıyla uygulanması için en büyük engelin Türk ordusu olduğunu vurguluyor olabilir. Yani engel bu, bunu yıpratmadan planımızı uygulayamayız hesabı olabilir.
Esasen birinci niyet, ikinci niyetin bir kapısı olarak da düşünülmüş olabilir. ABD, 8 yıl süren İran-Irak savaşında sözde Irak'ı destekledi ama savaş bittikten birkaç yıl sonra Körfez Harekatı'ında İran'ı değil, Irak'ı vurdu.
Başka hesaplar da olabilir onu da siz ilave edebilirsiniz.
Gelelim Tom Barrack'ın açıklamalarına:
"Batı, bu bölgeye yön vermekte ya da bir düzen mimarisi sunmakta pek de iyi bir iş çıkarmadı. Sykes-Picot'tan beri Batı'nın, bölgenin (Orta Doğu) kendi içinde gelişmesine izin vermek yerine bölgeye dayattığı neredeyse her karar bir hata oldu ve biz bugün bunun sonuçlarını yaşıyoruz."
"O (ABD Başkanı Trump), Suriye Cumhurbaşkanı Şara'ya bir fırsat verme, bu lidere kendi düzenini kurma ve bunun dış müdahale olmadan gerçekleşmesine imkan tanıma yönünde bir karar verdi. Kendi yapınızı kendinizin belirlemesine izin vereceğiz. ABD'nin bu seferki katkısı geçmişte yaptıklarından çok farklı olacak."
"Olması gereken ilk şey şu: Onlara (Suriye'ye) kendi sistemlerini kendilerinin tanımlamasına izin vermeliyiz. Batı'nın '12 ay içinde demokrasi istiyoruz' şeklindeki beklentileriyle oraya girmemeliyiz. Zaten hiçbir zaman gerçek bir demokrasimiz olmadı. Ben bir demokrasi görmüyorum."
"İsrail kendisinin bir demokrasi olduğunu iddia edebilir ama bu bölgede gerçekte en iyi işleyen şey, ister beğenin ister beğenmeyin 'hayırsever bir monarşi' olmuştur. İşleyen model budur."
Barrack'ın bu açıklamalarını Ortadoğu geneli için değerlendirirsek, talep edilenin demokrasi değil, monarşi olduğu ve bunun ABD'nin çıkarlarına daha çok hizmet ettiği vurgulanıyor.
Peki neden? Çünkü demokrasilerde topyekun halkın ikna edilmesi lazım, monarşide ise bir kişiyi ikna ettiğinizde topyekun millet kabul etmiş oluyor.
Şara'yı örnek gösteriyor, İsrail'e de monarşiyi tavsiye ediyor ve başta Türkiye olmak üzere bütün Ortadoğu ülkelerine de.
Bir de bu ülkelerin liderleri ABD kapısında meşruiyet arıyorsa, işte bu ABD'nin tam da istediği şey.
Sonuç olarak şunu diyebiliriz ki; ABD'nin bu kirli planlarının tuzağından kurtulmak istiyorsak:
"Ne AB, ne ABD, tam bağımsız Türkiye" demeliyiz.
"Bağımsızlık benim karakterimdir" diyen Atatürk'ün gerçekten izinde yürümeliyiz.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'ni ülkemizde uygulayacak olan Bağımsız Türkiye Partisi'ne ve lideri Hüseyin Baş'a tam bağımsız bir milli ekonomi ve tam bağımsız bir Türkiye için fırsat vermeliyiz.
Yoksa Osmanlı'nın son dönemlerinde olduğu gibi bir oldubittiyle bir anda ülkemizin sıcak çatışmalara girdiğini, bölünmenin içine düştüğünü görebiliriz. Allah muhafaza...
- Trump, mağlubiyeti zafer olarak mı ilan edecek? / 02.04.2026
- ABD savaştan çekilmenin yollarını arıyor / 01.04.2026
- ‘Bu gidişle rejim değişikliği ABD'de yaşanacak’ / 31.03.2026
- ‘Müslümana mezhebi, mazluma dini sorulmaz’ / 28.03.2026
- ABD, İran’la kara savaşı yapabilir mi? / 27.03.2026
- BBC muhabiri: ‘Kimse ABD ve İsrail’e güvenmiyor’ / 25.03.2026
- Trump yönetimi bu yılın sonunu göremez! / 24.03.2026
- Riyad’da toplandılar; ABD ve İsrail’i değil, İran’ı kınadılar! / 20.03.2026
- İran cephesi, savaşa nasıl bakıyor? / 19.03.2026

























































