logo
25 HAZİRAN 2026

Yeniçeriliğin kaldırılışı-II Vaka-i hayriyye mi, yoksa vaka-i şerriyye mi?

23.04.2012 00:00:00
"Geçmiş bugüne, suyun suya benzemesinden daha çok benzer."
-İbn Haldun-
Saltanatı boyunca gerek ayanlar, gerekse yeniçeriler tarafından sürekli otoritesi baskı altında tutulan 2. Mahmut, her iki kurumu da zaman içerisinde elimine ederek zihnindeki ıslahatları hayata geçirmiştir. Öncelikle Asakir-i Mansuru Muhammediye adıyla yeni merkezi ordu kurulmuştur. Avrupa modelinde oluşturulan ordu, Rus ceketleri, Türk sıkmaları, Tatar eğerleri, Frenk üzengileri, İngiliz kılıçları, Fransız nizamnameleri ve hemen her ülkeden talimcileriyle' kendine özgü bir karakterden yoksun haldedir. (Yeniçeri Ocağının Kaldırılışının Taşradaki Yansıması (1826-1827) isimli makale, Yrd.          Doç. Dr. Hamiyet Sezer, A. Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi).
Artık ülkenin savunmasını Batılı tarzda teşkil edilen bu yeni ordu üstlenecek, fakat pek başarılı olamayacaktır. İlk önce Rusya harekete geçerek Osmanlı hükümetinin uzun süredir onaylamadığı Bükreş Antlaşması hükümlerini onaylatacaktır. 7 Ekim 1826 yılında Ruslar, Osmanlı'nın zayıf durumundan istifade ederek Karadeniz kıyılarındaki toprak kazançlarını, Eflak, Boğdan ve Sırbistan'da elde ettikleri ayrıcalıkları kabul ettireceklerdir. Elbette ki Osmanlı açısından bu hadiselerin en vahimi İngiltere-Fransa-Rusya işbirliği neticesinde 1827 yılında Navarin'de donanmanın yakılmasıdır. Bütün bunlara ilaveten Yunan ayaklanmasına tedbir alamayan Osmanlı kuvvetleri, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa karşısında çaresizliğe düşecek, arkasından Rus kuvvetleri karşısında ağır bir mağlubiyetle Edirne Antlaşması'nı imzalamak mecburiyetinde kalacaklardır. (Yeniçeriler ve İktidar Bağlamında Osmanlı Sisteminin Dönüşümü isimli makale, Dr. Ahmet Elibol, Gazi Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Öğretim Görevlisi).
Ordudaki ıslahatın ardından Sultan Mahmut 3 Mart 1829'da Türk tarihinde bir dönüm noktası olan "Kıyafet Kanunu"nu yayınlamıştır. Önce askerî kıyafetlerde, ardından sivil memur kıyafetlerinde geleneksel tarz terk edilerek Avrupa tarzı benimsendi. Sarığın kaldırılıp yerine fes konması, halk arasında oldukça büyük bi mukavemetle karşılandıysa da, ciddi bir hadiseye sebep olmadı. Sultan Mahmut, Avrupa hükümdarlarının yaptırdıkları gibi doğumunun yıldönümünü törenle kutlamayı adet edindi.1829'dan itibaren batılı devletlerin elçiliklerinin tertipledikleri balolara gidilmeye ve 1833'ten itibaren de bu ziyafet ve eğlencelerin Osmanlı devlet adamları tarafından yapılmasına başlandı. (II. Mahmut Dönemi Islahat Hareketleri isimli yüksek lisans tezi; Ruveyda Nida Yıldırım, Fırat Ünv. S. B. E. İslam Tarihi ve sanatları Ana Bilim Dalı).
Taassubu önlemek için resmî dairelere resmini astıran Sultan Mahmut, hem Avrupaî giyim kuşamı, hem dayatmacı reformları ve batılılaşma çabalarında izlediği yöntem nedeniyle halk arasında "Gavur Padişah" olarak ün saldı.
Batı musikisi, piyano, bando, orkestra, opera ve sahne Osmanlı'ya girmeye başladı. Ayrıca tercüme faaliyetine önem verilerek 1833 yılında Bâb-ı Âli'de bir "Tercüme Odası" açıldı. Gaye devletin dış ülkelerle olan resmî yazışmalarını yürütmek yanında yabancı dil, özellikle Fransızca bilen memurlar yetiştirmekti. Modern devlet anlayışına en yatkın, batı hakkında fikir sahibi olan bürokratlar bu odadan yetişmiştir.
"Tebaamdan Müslümanları ancak camide, Hıristiyanları kilisede, Musevileri de havrada tanımak isterim. Bu mabetlerin dışında hepsi aynı insanlık haklarına sahip bu vatanın evladıdır" diyen Sultan aslında 1838 Baltalimanı Antlaşmasını, 1839 Tanzimat Fermanı'nı ve 1856 Islahat Fermanı'nı müjdeliyordu. Zaman gösterecektir ki bu anlaşma ve fermanlarla Osmanlı hinterlandında Müslüman Türk sermayesi  yok edilip, ekonomide ağırlık, yabancı devletlerin korumasındaki azınlıkların egemenliğine geçecektir.
Bütün bu icraatlardan anlaşılacağı üzere devletin önde gelen kurumlarıyla kendine yeni bir yörünge çizdiğini söyleyebiliriz. Yani; Osmanlı batılılaşması bir dış zorlamadan ziyade, içsel unsurların kararının sonucudur. (İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İlber Ortaylı, İletişim yay., s. 25). Devlet; ordusu, bürokratı ve ulemasıyla varılan uzlaşmanın akabinde kendine "Batı eksenli bir rota" seçmiştir. Burada yeniçeriliğin kaldırılması ise makas ayrımı vazifesi görmüştür.  Kısaca Prof. Dr. Haydar Baş'ın tespitiyle Ehl-i Beyt sevdasının yerini Ehl-i Kitap muhabbeti almıştır.
Halihazırda bu yeni bir durumdur ve kendi ordusunu yenen galip (!) Sultan"ın Yeniçeriliği kaldırması, sonuçta devlette rejim değişikliğine yol açmıştır.
Günümüze gelecek olursak; "kendi ordusunu yenen galip (!) sultanlar" oldukça dünde oluşan tarih aslında dünde kalmayıp bugünü de etkilemeye devam edecektir. Çünkü zamanımızda yaşananlar adeta dünün tekrarı gibidir. Sanki Türk milleti "dejavu" yaşamaktadır.
Eğer öyle değilse; askerin etki alanının minimize edildiği bir dönemde ülkenin üniter bir yapıdan federasyona doğru yelken açması rastlantı olarak algılanabilir mi? Ya da federasyon çığlıklarının, ayrı bayrak, ayrı ordu, ayrı maliye sloganlarına eşlik ettiği bir Türkiye manzaralarına neden askere yapılan psikolojik asimetrik savaş öncesinde rastlanmamaktadır?  
Unutmayalım; tarih boyunca devletin rotasını hep ordunun konumu belirlemiştir ve bu coğrafyada  güçlü orduya sahip olmayan bir devlet hiç var olmadı!
 
Mehmet Maruf / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.