Atatürk'ün "dinsiz" gösterilerek Müslüman Türk insanının gözünden ve gönlünden düşürülmesi projesi, tamamen dış ayaklı olmakla birlikte, bu ihanet kampanyası daha 1930'larda başlamıştır. Üstelik bu proje çok ilginç şekilde daha Atatürk'ün sağlığında başlamıştır.
Örneğin, Alman asıllı Ortadoğu uzmanı Kurt Ziemke, 1930 yılında 'Die Neu Türkei' (Yeni Türkiye) adında bir kitap yayımlamıştır. Bu kitapta Almanya'nın Türkiye'ye yönelik uygulaması gereken politikalar hakkında akıl ve taktikler verilmektedir.
Bu strateji ve politikalara göre, İngilizler Musul'da hedeflerine ulaşmak için bir yandan Türkiye'deki ayrılıkçı hareketlere destek verirken, bir diğer yandan Atatürkçü akımın yayılmasını engelleyecek önlemlere yönelmişlerdir. Yapılması gereken, Atatürk Cumhuriyetinin hem din düşmanı, hem de Kürt düşmanı olduğu temasını ortaya atıp işlemektir.
Ziemke'nin bu projesi doğrultusunda dış ve iç Türkiye Cumhuriyeti düşmanları "dinsiz Atatürk" propagandasına 1930'larda başlamışlardır.
Maalesef bu ihanet projesi, özellikle de Atatürk sonrası hız kazanmıştır.
Menderes döneminde ise bu karşıtlık zirveye taşınmış ve Atatürk aleyhtarı oluşumların meşruiyet kazanmasına kadar varmıştır.
Gün geldi bu ihanet odakları hatırı sayılır dernekler ve sivil toplum örgütleri maskesiyle, toplumsal hayatta daha çok güçlendiler.
Hatta hükümet belirlemeye veya devirmeye varacak kadar bir güce eriştiler.
Bu durumdan en çok rahatsız olan kesimlerin başında şüphesiz, Türk ordusu ve şerefli mensupları olmuştur.
Ancak öyle dönemler yaşanmıştır ki, Atatürk karşıtı odakların muhafazakâr kesimleri etki altına almak için başvurdukları 'din istismarı' yöntemleri fazlasıyla karşılık bulmuştur.
1930'larda dış ihanet odaklarınca başlatılan Atatürk karşıtı ihanet projesi, 2000'li yıllara gelinceye kadar aralıksız olarak sürmüştü.
Bu tarihten sonra çok ilginç bir gelişme yaşandı.
Türk siyasi hayatına "Bağımsız Türkiye Partisi" ismi ile merhaba diyen bir kuvva hareketi, yaşanmakta olan bu durumu tam tersi yönde değiştirmeye başladı.
Özellikle de Atatürk karşıtı dış odakların hedefindeki isim, Prof. Dr. Haydar Baş'tı. Çünkü onların hedeflerine ulaşmalarına az bir zaman kalmıştı.
Türkiye'de, laik-dindar, Sünni-Alevi vs. gibi tartışmalar yüzünden büyük bir iç savaşın çıkarılmasına ramak kalmıştı.
İşte Haydar Baş ismi, sırf bu bakımdan Türkiye'de uzun bir süre medyada adeta yasak hale getirilmişti.
Haydar Baş Bey siyasetin merkezine insanı koyarken, Türkiye'de her şeyin merkezine Atatürk'ün konulması gerektiğini söylerdi.
Atatürk'e din üzerinden atılan iftiralar ve ucu dışarıda olan tüm karanlık odaklar, Haydar Baş sayesinde etkisiz hale getirilmişlerdi.
Özellikle de Haydar Baş Bey tarafından kaleme alınan ve devrim niteliğinde olan, "Hoş geldin Atatürk" eseri, tüm karanlık fikirleri, bir daha yeryüzüne çıkmamak üzere toprağın altına gömmüştür.
Din istismarı Atatürk için çok büyük bir suçtu. Haydar Baş Bey de ömrü hayatında en fazla bu konuya dikkat çekmiştir. O yüce insan, Atatürk için şu sözleri sloganlaştırmıştı:
Atatürk vatandır.
Atatürk bayraktır.
Atatürk birleştirici harçtır.
Şimdi bu kutlu yolu takip eden Hüseyin Baş'tır.
Ne ilginç değil mi!
"Kendimi 29 yaşında, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bağımsızlığına adıyorum" diyen Hüseyin Baş'ın Meclis'e girmesi istenmemiştir.
Demem o ki, Atatürk yaşasaydı oyunu Bağımsız Türkiye Partisi'nin dışında hiçbir partiye vermezdi.
Yüce Türk milletinin takdir ve insafına…
- Viyana’da Türk devrimi / 09.02.2026
- İnsanlık tarihinin en büyük iktisat modeli BTP’de / 02.02.2026
- Peygamberimizin tavsiyesi: “Türklerin dilini öğreniniz” / 28.01.2026
- 1921 Anayasası “Kürtlere özerklik tanıdı” yalanı! / 27.01.2026
- Emeklinin de, Türkiye’nin de tek bir kurtuluşu var: ‘MEM’ / 26.01.2026
- Dünyanın hayranlık duyduğu tek lider: ATATÜRK / 20.01.2026
- Askeri hastaneler acilen açılmalı / 19.01.2026
- Grönland’ın ilk sahipleri Türklerdir Bay Trump! / 18.01.2026
- NATO’ya uşaklık ve eşeklik etmek! / 13.01.2026



























































