Avrupa Birliği Konsey Dönem Başkanlığı, 1 Temmuz'dan itibaren Danimarka'ya geçti. Danimarkalı siyasetçiler, peşpeşe Türkiye'nin Avrupa Birliği macerasına dönük ilginç açıklamalar yapıyorlar.
Mesela Danimarka'nın Ankara Büyükelçisi Christian Hoppe, önceki gün yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB'ye girebilmesi için ölüm cezası ve anadilde yayın-eğitim konularında yapacağı düzenlemelerin yeterli olmadığını, yerine getirilmesi gereken başka kriterler bulunduğunun altını çizdi. Ancak, Büyükelçi Hoppe, "yapılması gerekenler konusunda" ayrıntı vermedi.
Yapılması gerekenler... Bunların bir bölümü Türkiye'nin AB'ye sunduğu Ulusal Program'da ve AB'nin hazırladığı Katılım Ortaklığı Belgesi'nde yer alıyor. Başka önemli hususlar da, zamanla masaya getirilecek tabii.
Biz bu ANALİZ'imizde daha ziyade Danimarka bağlamında AB'nin yabancılara karşı tutumunu irdeleyeceğiz. Bilindiği üzere Avrupa'da aşırı sağ partiler atakta. Avusturya, İtalya ve Danimarka'da iktidara ortaklar. Fransa ve Hollanda'da son derece güçlüler. Bu partilerin en bariz özellikleri, genelde yabancılara, özelde ise Müslümanlara karşı "menfi tutum" takınmaları... Avrupa'da yaşayan 13 milyon Müslümanı sürekli olarak "Damokles'in kılıcı" altında tutuyorlar. Oysa İslam dünyası içinde bu sayıdan çok daha fazla Hıristiyan yaşıyor. Onların böyle bir sıkıntısı yok. Mesela sadece Mısır'da yaşayan Hıristiyanların sayısı 10 milyona ulaşıyor. Mısır'daki Hıristiyanların refah düzeyleri, Müslümanlardan kat be kat fazla...
Dertleri yok ama yabancı düşmanlıkları var
Bu yıl sonuna kadar Avrupa Birliği'nin 'patronluğunu' üstlenen Danimarka'da ekomomik sorunlar yok denecek kadar az, işsizlik oranı düşük ve yabancıların sayısı, diğer AB ülkeleri ortalamasının altında. Bu tabloda ise "aşırı sağcı" Danimarka Halk Partisi'nin payı bir hayli fazla. Yabancı düşmanı bir politika izleyen bu parti, ülkedeki yabancılara hayatı zehir edecek Yabancılar Yasası'yla sert düzenlemeler getirdi.
Sözkonusu "ırkçı" parti, son seçimlerde oyların yüzde 12'sini alarak ne kadar etkin bir siyasi güç olduğunu gösterdi. Danimarka Halk Partisi, Rasmussen başbakanlığındaki sağ liberal-muhafazakar hükümete de destek veriyor. Bu durum ülkedeki yabancılar politikasında da bazı önemli değişikliklere neden oluyor.
Yabancı karşıtı söylemleriyle ülkenin üçüncü büyük siyasi partisi haline gelen Danimarka Halk Partisi'nin baskısıyla yabancılar ve iltica yasalarında sert düzenlemelere gidilmesi, toplumsal hoşgörünün mevcudiyeti hakkında şüphelere yol açıyor.
Beş yıldır Danimarka'da yaşayan Hollandalı gazeteci Rolien Creton, Andersen'in masallarından günümüze yansıyan, bu 'farklı olana karşı korku' psikolojisini şöyle açıklıyor:
"Bence, pekçok Danimarkalı refah seviyelerinin düşmesinden korkuyor. Yabancıların çalışmak yerine aylak aylak dolaşıp sosyal sisteme yük olmak istediklerini düşünüyorlar. Ayrıca Danimarka toplumu, uzun süre homojen bir yapıdaydı. Hollanda'nın aksine, yabancılar buraya çok sonra geldi."
Oturma izni ve aile birleşimi büyük sorun
Gerçekten de Danimarka'daki yabancılar arasında işsizlik oranı oldukça yüksek düzeyde. Tüm kısıtlamalara rağmen, halen devletten sosyal yardım alan yabancıların sayısı, AB ortalamasının üzerinde. Yabancılar Yasası'na getirilen yeni düzenlemeler, yabancıların bir hayli sıkıntıya sokuyor. Örneğin sürekli oturma izni alabilmek için yedi yıldır Danimarka'da ikamet etme şartı aranıyor. Oysa daha önceki uygulamada bu süre sadece üç yıldı. Ayrıca aile birleşimi konusunda da zorlaştırıcı düzenlemeler yapıldı. 26 yıldır Danimarka'da yaşayan Arif Arı adlı Türk gurbetçi, tüm yabancıların aynı kefeye konmasından dolayı hükümete kızgın olduğunu söylüyor ve şunları dile getiriyor: "Danimarkalıların hali vakti yerinde, ama yabancılar için aynı şey söylenemez. Özellikle de Müslümanlar çok büyük zorluklarla karşılaşıyorlar. 11 Eylül'deki terör saldırılarından sonra bizim için durum daha da kötüleşti. Pekçok Danimarkalı, hepimizin Usame Bin Ladin'i desteklediğini düşünmeye başladı."
2. Kuvay-ı Milli Hareketi'nin Mimarı ve Önderi Prof. Dr. Haydar Baş beyin, çeşitli salon toplantılarında defaatle kaydettiği gibi, Avrupa Birliği'nde ne insan hakkı, ne de "hoşgörü" namına bir şey var. Bundan sonra da olmayacak gibi. Bu tür hasletler, İslam toplumuna özgüdür. Üstelik, gittikçe güçlenen Avrupalı aşırı sağcılar, koskoca kıtada yaşayan 13 milyon Müslümanı, Orta Çağ İspanyası'nda olduğu gibi boğazlayabilirler de. Bu tespit atmasyon değil. Akıntının seyrettiğe yöne dönük bir öngörüdür.
Mesela Danimarka'nın Ankara Büyükelçisi Christian Hoppe, önceki gün yaptığı açıklamada, Türkiye'nin AB'ye girebilmesi için ölüm cezası ve anadilde yayın-eğitim konularında yapacağı düzenlemelerin yeterli olmadığını, yerine getirilmesi gereken başka kriterler bulunduğunun altını çizdi. Ancak, Büyükelçi Hoppe, "yapılması gerekenler konusunda" ayrıntı vermedi.
Yapılması gerekenler... Bunların bir bölümü Türkiye'nin AB'ye sunduğu Ulusal Program'da ve AB'nin hazırladığı Katılım Ortaklığı Belgesi'nde yer alıyor. Başka önemli hususlar da, zamanla masaya getirilecek tabii.
Biz bu ANALİZ'imizde daha ziyade Danimarka bağlamında AB'nin yabancılara karşı tutumunu irdeleyeceğiz. Bilindiği üzere Avrupa'da aşırı sağ partiler atakta. Avusturya, İtalya ve Danimarka'da iktidara ortaklar. Fransa ve Hollanda'da son derece güçlüler. Bu partilerin en bariz özellikleri, genelde yabancılara, özelde ise Müslümanlara karşı "menfi tutum" takınmaları... Avrupa'da yaşayan 13 milyon Müslümanı sürekli olarak "Damokles'in kılıcı" altında tutuyorlar. Oysa İslam dünyası içinde bu sayıdan çok daha fazla Hıristiyan yaşıyor. Onların böyle bir sıkıntısı yok. Mesela sadece Mısır'da yaşayan Hıristiyanların sayısı 10 milyona ulaşıyor. Mısır'daki Hıristiyanların refah düzeyleri, Müslümanlardan kat be kat fazla...
Dertleri yok ama yabancı düşmanlıkları var
Bu yıl sonuna kadar Avrupa Birliği'nin 'patronluğunu' üstlenen Danimarka'da ekomomik sorunlar yok denecek kadar az, işsizlik oranı düşük ve yabancıların sayısı, diğer AB ülkeleri ortalamasının altında. Bu tabloda ise "aşırı sağcı" Danimarka Halk Partisi'nin payı bir hayli fazla. Yabancı düşmanı bir politika izleyen bu parti, ülkedeki yabancılara hayatı zehir edecek Yabancılar Yasası'yla sert düzenlemeler getirdi.
Sözkonusu "ırkçı" parti, son seçimlerde oyların yüzde 12'sini alarak ne kadar etkin bir siyasi güç olduğunu gösterdi. Danimarka Halk Partisi, Rasmussen başbakanlığındaki sağ liberal-muhafazakar hükümete de destek veriyor. Bu durum ülkedeki yabancılar politikasında da bazı önemli değişikliklere neden oluyor.
Yabancı karşıtı söylemleriyle ülkenin üçüncü büyük siyasi partisi haline gelen Danimarka Halk Partisi'nin baskısıyla yabancılar ve iltica yasalarında sert düzenlemelere gidilmesi, toplumsal hoşgörünün mevcudiyeti hakkında şüphelere yol açıyor.
Beş yıldır Danimarka'da yaşayan Hollandalı gazeteci Rolien Creton, Andersen'in masallarından günümüze yansıyan, bu 'farklı olana karşı korku' psikolojisini şöyle açıklıyor:
"Bence, pekçok Danimarkalı refah seviyelerinin düşmesinden korkuyor. Yabancıların çalışmak yerine aylak aylak dolaşıp sosyal sisteme yük olmak istediklerini düşünüyorlar. Ayrıca Danimarka toplumu, uzun süre homojen bir yapıdaydı. Hollanda'nın aksine, yabancılar buraya çok sonra geldi."
Oturma izni ve aile birleşimi büyük sorun
Gerçekten de Danimarka'daki yabancılar arasında işsizlik oranı oldukça yüksek düzeyde. Tüm kısıtlamalara rağmen, halen devletten sosyal yardım alan yabancıların sayısı, AB ortalamasının üzerinde. Yabancılar Yasası'na getirilen yeni düzenlemeler, yabancıların bir hayli sıkıntıya sokuyor. Örneğin sürekli oturma izni alabilmek için yedi yıldır Danimarka'da ikamet etme şartı aranıyor. Oysa daha önceki uygulamada bu süre sadece üç yıldı. Ayrıca aile birleşimi konusunda da zorlaştırıcı düzenlemeler yapıldı. 26 yıldır Danimarka'da yaşayan Arif Arı adlı Türk gurbetçi, tüm yabancıların aynı kefeye konmasından dolayı hükümete kızgın olduğunu söylüyor ve şunları dile getiriyor: "Danimarkalıların hali vakti yerinde, ama yabancılar için aynı şey söylenemez. Özellikle de Müslümanlar çok büyük zorluklarla karşılaşıyorlar. 11 Eylül'deki terör saldırılarından sonra bizim için durum daha da kötüleşti. Pekçok Danimarkalı, hepimizin Usame Bin Ladin'i desteklediğini düşünmeye başladı."
2. Kuvay-ı Milli Hareketi'nin Mimarı ve Önderi Prof. Dr. Haydar Baş beyin, çeşitli salon toplantılarında defaatle kaydettiği gibi, Avrupa Birliği'nde ne insan hakkı, ne de "hoşgörü" namına bir şey var. Bundan sonra da olmayacak gibi. Bu tür hasletler, İslam toplumuna özgüdür. Üstelik, gittikçe güçlenen Avrupalı aşırı sağcılar, koskoca kıtada yaşayan 13 milyon Müslümanı, Orta Çağ İspanyası'nda olduğu gibi boğazlayabilirler de. Bu tespit atmasyon değil. Akıntının seyrettiğe yöne dönük bir öngörüdür.
Recep Bahar / diğer yazıları
- ABD harika bir ekonomiye mi sahip? / 14.08.2018
- Ne yapmalı? / 13.08.2018
- Komşunla kavga et uzaklarda pazar ara! / 02.02.2016
- Diyarbakır'da kilise-ev faktörü! / 01.02.2016
- Çin ekonomisi alarm mı veriyor? / 20.01.2016
- Büyük İsrail yolunda sıra İran'da / 19.01.2016
- Terör Sultanahmet bölgesini sıfırla çarptı / 15.01.2016
- Sultanahmet'in şifreleri / 13.01.2016
- Türkiye ile Suudi Arabistan ne zaman papaz olacak? / 09.01.2016
- Ekonomik çöküşü bir de buradan seyredin / 05.01.2016
- Ne yapmalı? / 13.08.2018
- Komşunla kavga et uzaklarda pazar ara! / 02.02.2016
- Diyarbakır'da kilise-ev faktörü! / 01.02.2016
- Çin ekonomisi alarm mı veriyor? / 20.01.2016
- Büyük İsrail yolunda sıra İran'da / 19.01.2016
- Terör Sultanahmet bölgesini sıfırla çarptı / 15.01.2016
- Sultanahmet'in şifreleri / 13.01.2016
- Türkiye ile Suudi Arabistan ne zaman papaz olacak? / 09.01.2016
- Ekonomik çöküşü bir de buradan seyredin / 05.01.2016





























































