Avrupa Parlamentosu'nun (AP) Türkiye'yi "uluslararası hukuku ihlal etmekle" suçlayan ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adadan derhal çekilmesini talep eden son kararı, Brüksel'in Kıbrıs meselesine yönelik taraflı ve tarihi gerçeklerden kopuk bakış açısını bir kez daha gözler önüne sermiştir.
575 lehte oyla kabul edilen bu karar, adadaki tarihsel süreci ve Türk varlığının hukuki zeminini tamamen görmezden gelen, Rum-Yunan tezlerinin adeta birer kopyası niteliğindedir.
Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) tarafından şiddetle kınanan bu adım, esasen Avrupa Birliği'nin (AB) tarafsızlığını çoktan yitirdiğinin ve adayı tamamen Rum idaresine teslim etme arzusunun diplomatik bir tezahürüdür.
1974 meşru müdahalesi ve tarihin hakikati
AP kararında, Birleşmiş Milletler'in daha sonra "işgal" olarak nitelediği askeri operasyonlara atıfta bulunularak Türkiye'den tazminat talep edilmesi, tarihi açıkça tersyüz etmektir.
1974 yılından önce Kıbrıslı Rumların, Türk köylerine yönelik sistematik baskınları, gerçekleştirdikleri katliamlar ve kadın ile çocukları hedef alan insanlık dışı saldırıları, dönemin uluslararası raporlarında da yer bulan acı gerçeklerdir.
15 Temmuz 1974'te Yunanistan'daki cuntanın desteğiyle adayı tamamen Yunanistan'a bağlamayı (Enosis) amaçlayan kanlı darbenin ardından Türkiye, seyirci kalamazdı.
Türkiye, 1960 Garanti Antlaşması'ndan doğan yasal hak ve yükümlülükleri çerçevesinde 20 Temmuz 1974'te Kıbrıs Barış Harekâtı'ni gerçekleştirmiştir.
Bu müdahale, yalnızca Kıbrıs Türk halkının can güvenliğini sağlamakla kalmamış, adadaki Rumların daha büyük toplu katliamlarının ve tecavüzlerinin de önüne geçmiştir.
Dolayısıyla Türk askerinin adadaki varlığı, işgal değil; barışın, huzurun ve adaletin teminatıdır.
Nitekim harekattan bu yana adada kitlesel bir çatışmanın yaşanmamış olması, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sağladığı caydırıcı gücün en somut kanıtıdır.
AB serabı ve stratejik hataların bedeli
Avrupa Parlamentosu'nun aldığı bu karar, Türkiye'nin önüne konulan AB üyeliği hedefinin aslında ne kadar gerçek dışı bir serap olduğunu yeniden ispatlamıştır.
AB'nin Türkiye'yi tam üyeliğe kabul etme noktasında samimi bir iradesi olsaydı, adada kalıcı barışı sağlayan Türk askerinden ve Türkiye'nin meşru garantörlük haklarından rahatsızlık duymazdı.
Bu durum, Türkiye'nin en haklı davası olan Kıbrıs konusunda, hiçbir "AB vizyonu" veya dış baskı uğruna taviz vermemesi gerektiğini açıkça göstermektedir.
Geçmiş dönemlerde yürütülen esnek Kıbrıs politikaları ve AB vizyonuna endeksli yaklaşımlar, Türkiye'yi adanın etrafındaki zengin enerji kaynaklarından mahrum bırakma riskini doğurmuştur.
Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon yatakları ve stratejik hamleler göz önüne alındığında, Kıbrıs politikasında gevşekliğe yer olmadığı aşikardır.
Kıbrıs'ın güvenliği, doğrudan Türkiye'nin jeopolitik ve milli güvenliği demektir.
Bu doğrultuda, adadan tek bir askerin dahi geri çekilmesi veya garantörlük haklarından feragat edilmesi düşünülemez.
"Kıbrıs yavru vatan değil, vatandır"
KKTC Dışişleri Bakanlığı'nın da belirttiği üzere, Kıbrıs Türk halkının iradesini ve özden gelen haklarını yok sayan bu tür kararlar Türkiye ve KKTC açısından yok hükmündedir.
Türkiye'nin bu aşamadan sonra atması gereken en stratejik adım, KKTC'nin uluslararası alanda tam bağımsız bir devlet olarak tanınmasını sağlamak için diplomatik seferberlik başlatmaktır.
Bu süreçte öncelikle dost ve müttefik ülkeler nezdinde yoğun bir tanınma diplomasisi yürütülmelidir.
Bağımsız Türkiye Partisi'nin (BTP) ebedi lideri Prof. Dr. Haydar Baş'ın da önemle vurguladığı gibi; "Kıbrıs yavru vatan değil, vatandır."
Kıbrıs, Türkiye'nin kopmaz bir parçası, Doğu Akdeniz'deki egemenlik kalesidir.
Türkiye, bu milli davada sonuna kadar mücadele etmeli, KKTC'yi tüm dünyaya tanıtarak adadaki Türk varlığını ve haklarını sonsuza dek koruma kararlılığını sürdürmelidir.
- Avrupa’nın göbeğindeki kara leke: Srebrenitsa Soykırımı / 12.07.2026
- S-400 kumarı: Türkiye’nin F-35 inadı ile bölgesel dengeler arasındaki hassas çizgi / 11.07.2026
- Ankara'daki NATO zirvesi ve stratejik sıkışma / 10.07.2026
- Ankara’da NATO Zirvesi: Gerçekler ve tuzaklar / 09.07.2026
- İşgalden hürriyete: Adı destan, kendi Kurtuluş Savaşı / 08.07.2026
- Siyasetin tıkanan çarkları arasında yükselen BTP güneşi / 07.07.2026
- BTP’nin üye rekoru ve gençlik kampı heyecanı / 03.07.2026
- Lübnan’da barış çerçevesi mi, süresiz işgalin yasallaşması mı? / 02.07.2026
- Çalışanın da çalışamayanın da mağdur olduğu Türkiye ekonomisi / 01.07.2026

























































