Tayyip Erdoğan’ın, sultanlara ve sultanlığa olan merakı iyice kendini göstermeye başladı. Önceleri hem sevenleri hem de sevmeyenleri tarafından “mücahitlikle” taltif ve tarif edilen Erdoğan, şimdilerde yine sevenleri ve sevmeyenleri tarafından “sultan ve padişah” olarak taltif veya tarif edilmeye başlandı.
Sevenlerinin bu kavramlar üzerinden liderlerine övgüsünü anlıyorum da, sevmeyenlerinin, sözde muhalefet edenlerin bu kavramlarla Erdoğan’a hitaplarının mantığını hiç anlamıyorum. Bu ileri (!) zekâlılar, bu kavramların milletimiz nezdinde özel bir yere sahip olduğunu bilmiyorlar mı? Bu kavramlar utanılacak kavramlar veya sıfatlar değil ki… Zaten Erdoğan da bu yakıştırmalardan hiç alınmadığı gibi tam aksine memnun da oluyor. Zaten konuşmalarında hep Osmanlı’dan, Osmanlı sultanlarından örnekler veriyor. Kalabalıklar “Sultan Erdoğan” diye tempo tutuyor. “Mücahitlik” bitti çünkü mücahit sıfatı, batıl ile yani Hıristiyan ve Yahudilerle mücadele edenlere verilir. Erdoğan ise bu zümreleri dost edindiği için bu sıfatı otomatikman kaybetti.
Sultanlığa gelince, sultan vasfı ağır yükümlülükler taşıyan, sorumluluğu ağır olan bir makamdır. Ama Erdoğan’ı, yandaşları “sultanlığa” layık görüyor. CHP layık görüyor. Arap dünyasındaki, haçlı sempatizanı medya ve siyasiler layık görüyor. Bu medyadan etkilenen kitleler layık görüyor. Artık “sultanım sen çok yaşa” diyenler var mı bilmiyorum?
Ama Sultan Süleyman (Kanuni) bu makamda tam 46 yıl oturdu. Hatta vasiyetinde; Bir elinin tabutundan dışarı bırakılmasını istedi. Halk görsün ki, sultan bu dünyadan bir şey götüremiyor, diye. Sonra yine Sultan Süleyman, mezarına, zamanın fetvacısı Ebu Suud’dan aldığı tüm fetvaların konulmasını istedi. Neden? Çünkü hesap vereceğini ve bu hesabın zor olacağını çok iyi biliyordu.
Erdoğan’ın en çok verdiği Sultan örneği ise Fatih Sultan Mehmet. Sırf kendi istedikleri olsun diye çıkardıkları yeni eğitim sistemine itirazları da, Fatih Sultan Mehmet’i örnek göstererek susturmaya ve haklı çıkmaya çalışmıştı.
“66 ay deyip geçme. Bizim çocuklarımız zekidir. Hiç endişe etmiyoruz. Bir an önce hayata katılımlarını istiyoruz. 13 yaşında babası “gel Osmanlı’nın başına geç” denilen Fatih Sultan Mehmet’i kalkıp da 13 yaşındaki evlat “Ben daha 13 yaşındayım. Bunu yapacak noktada değilim. Sana emrediyorum gel devletin başına geç” diyor.
Evet, Erdoğan’ın verdiği bu örnek yaşanmış bir hadise. 2. Murat, oğlu Mehmet (Fatih) daha genç yaşta iken devletin başına geçmesini emretti. 2. Murat sırf oğluna güvendiğinden mi bu kararı vermişti? Hayır. Oğlunun yanında, onu yetiştiren değerli alimler, ilim ve siyaset adamları vardı; Akşamseddin, Molla Hüsrev, Molla Gürani, Ali Kuşçu gibi.
Sonra genç yaşta tahta geçen Fatih, o sıralar patlak veren bir savaşa karşı babasına; “Eğer devletin başı sen isen gel ordunun başına geç. Yok, eğer ben isem, emrediyorum, gel ordunun başına geç” Yani bu yaşta ben bu işi başaramam, zaferle neticelendiremem, diyordu.
2. Mehmet (Fatih), 2. kez tahta geçtiğinde İstanbul’un fethi için çalışmalar başlatmış ve fetih gerçekleşmişti. Fatih ismini de bu fetihten sonra almıştı. O Fatih ki, Ayasofya’yı bedelini ödeyerek İslam’ın hizmetine açmış ve bu camii bir daha farklı amaçlar için kullananlara meşhur bedduasını tarihe kaydettirmişti.
Şimdi Fatih’i dilinden düşürmeyen Erdoğan (ki, İstanbul belediye başkanlığı da yaptı, üç dönemdir başbakan) bu bedduadan haberdardır illaki. Eskiden ateşli bir şekilde burayı ibadete açacaklarını iddia eden bu zihniyet şimdi sus, pus. Hatta aynı partili Belediye Başkanı ve Kültür Bakanı bu tür polemiklerin yersiz ve gereksiz olduğunu, Ayasofya’nın müze olarak kalması gerektiğini savunuyorlar.
Aynı Fatih 15 Ağustos 1461’de de Trabzon’u fethetmişti. Erdoğan ise 15 Ağustos 2010’da Sümela’yı Rumların ibadetine açtı. Açılışları devam da ediyor. Aynı Fatih, hayatını haçlılarla mücadele ederek geçirdi. Bitmek bilmeyen haçlı seferlerine ve haçlı zulmüne karşı imanından aldığı güçle karşı durdu. Erdoğan ise haçlı savaşlarını ve haçlı vahşetini iki medeniyetin (haçlı ve İslam) kaynaşması olarak algılayıp, anlattı.
Artık kimden kime, nerden nereye!
Sevenlerinin bu kavramlar üzerinden liderlerine övgüsünü anlıyorum da, sevmeyenlerinin, sözde muhalefet edenlerin bu kavramlarla Erdoğan’a hitaplarının mantığını hiç anlamıyorum. Bu ileri (!) zekâlılar, bu kavramların milletimiz nezdinde özel bir yere sahip olduğunu bilmiyorlar mı? Bu kavramlar utanılacak kavramlar veya sıfatlar değil ki… Zaten Erdoğan da bu yakıştırmalardan hiç alınmadığı gibi tam aksine memnun da oluyor. Zaten konuşmalarında hep Osmanlı’dan, Osmanlı sultanlarından örnekler veriyor. Kalabalıklar “Sultan Erdoğan” diye tempo tutuyor. “Mücahitlik” bitti çünkü mücahit sıfatı, batıl ile yani Hıristiyan ve Yahudilerle mücadele edenlere verilir. Erdoğan ise bu zümreleri dost edindiği için bu sıfatı otomatikman kaybetti.
Sultanlığa gelince, sultan vasfı ağır yükümlülükler taşıyan, sorumluluğu ağır olan bir makamdır. Ama Erdoğan’ı, yandaşları “sultanlığa” layık görüyor. CHP layık görüyor. Arap dünyasındaki, haçlı sempatizanı medya ve siyasiler layık görüyor. Bu medyadan etkilenen kitleler layık görüyor. Artık “sultanım sen çok yaşa” diyenler var mı bilmiyorum?
Ama Sultan Süleyman (Kanuni) bu makamda tam 46 yıl oturdu. Hatta vasiyetinde; Bir elinin tabutundan dışarı bırakılmasını istedi. Halk görsün ki, sultan bu dünyadan bir şey götüremiyor, diye. Sonra yine Sultan Süleyman, mezarına, zamanın fetvacısı Ebu Suud’dan aldığı tüm fetvaların konulmasını istedi. Neden? Çünkü hesap vereceğini ve bu hesabın zor olacağını çok iyi biliyordu.
Erdoğan’ın en çok verdiği Sultan örneği ise Fatih Sultan Mehmet. Sırf kendi istedikleri olsun diye çıkardıkları yeni eğitim sistemine itirazları da, Fatih Sultan Mehmet’i örnek göstererek susturmaya ve haklı çıkmaya çalışmıştı.
“66 ay deyip geçme. Bizim çocuklarımız zekidir. Hiç endişe etmiyoruz. Bir an önce hayata katılımlarını istiyoruz. 13 yaşında babası “gel Osmanlı’nın başına geç” denilen Fatih Sultan Mehmet’i kalkıp da 13 yaşındaki evlat “Ben daha 13 yaşındayım. Bunu yapacak noktada değilim. Sana emrediyorum gel devletin başına geç” diyor.
Evet, Erdoğan’ın verdiği bu örnek yaşanmış bir hadise. 2. Murat, oğlu Mehmet (Fatih) daha genç yaşta iken devletin başına geçmesini emretti. 2. Murat sırf oğluna güvendiğinden mi bu kararı vermişti? Hayır. Oğlunun yanında, onu yetiştiren değerli alimler, ilim ve siyaset adamları vardı; Akşamseddin, Molla Hüsrev, Molla Gürani, Ali Kuşçu gibi.
Sonra genç yaşta tahta geçen Fatih, o sıralar patlak veren bir savaşa karşı babasına; “Eğer devletin başı sen isen gel ordunun başına geç. Yok, eğer ben isem, emrediyorum, gel ordunun başına geç” Yani bu yaşta ben bu işi başaramam, zaferle neticelendiremem, diyordu.
2. Mehmet (Fatih), 2. kez tahta geçtiğinde İstanbul’un fethi için çalışmalar başlatmış ve fetih gerçekleşmişti. Fatih ismini de bu fetihten sonra almıştı. O Fatih ki, Ayasofya’yı bedelini ödeyerek İslam’ın hizmetine açmış ve bu camii bir daha farklı amaçlar için kullananlara meşhur bedduasını tarihe kaydettirmişti.
Şimdi Fatih’i dilinden düşürmeyen Erdoğan (ki, İstanbul belediye başkanlığı da yaptı, üç dönemdir başbakan) bu bedduadan haberdardır illaki. Eskiden ateşli bir şekilde burayı ibadete açacaklarını iddia eden bu zihniyet şimdi sus, pus. Hatta aynı partili Belediye Başkanı ve Kültür Bakanı bu tür polemiklerin yersiz ve gereksiz olduğunu, Ayasofya’nın müze olarak kalması gerektiğini savunuyorlar.
Aynı Fatih 15 Ağustos 1461’de de Trabzon’u fethetmişti. Erdoğan ise 15 Ağustos 2010’da Sümela’yı Rumların ibadetine açtı. Açılışları devam da ediyor. Aynı Fatih, hayatını haçlılarla mücadele ederek geçirdi. Bitmek bilmeyen haçlı seferlerine ve haçlı zulmüne karşı imanından aldığı güçle karşı durdu. Erdoğan ise haçlı savaşlarını ve haçlı vahşetini iki medeniyetin (haçlı ve İslam) kaynaşması olarak algılayıp, anlattı.
Artık kimden kime, nerden nereye!
Akın Aydın / diğer yazıları
- Sayın Erdoğan’ın ‘İşçi Ahmet’i’ hatırlar mı? / 08.06.2026
- ABD neden kazanamadı? / 07.06.2026
- Peygamber Efendimizin son doksan günü -3- / 06.06.2026
- Peygamber Efendimizin son doksan günü -2- / 05.06.2026
- Peygamber Efendimizin son doksan günü -1- / 04.06.2026
- İslam’ın 3. ve 23. Yılı / 03.06.2026
- Kafalardaki Osmanlı ile gerçek Osmanlı aynı değil / 02.06.2026
- Arafat üzerinden Gazze siyaseti / 01.06.2026
- NAS mı, Abraham anlaşması mı? / 31.05.2026
- Herkese düşen kurban / 29.05.2026
- ABD neden kazanamadı? / 07.06.2026
- Peygamber Efendimizin son doksan günü -3- / 06.06.2026
- Peygamber Efendimizin son doksan günü -2- / 05.06.2026
- Peygamber Efendimizin son doksan günü -1- / 04.06.2026
- İslam’ın 3. ve 23. Yılı / 03.06.2026
- Kafalardaki Osmanlı ile gerçek Osmanlı aynı değil / 02.06.2026
- Arafat üzerinden Gazze siyaseti / 01.06.2026
- NAS mı, Abraham anlaşması mı? / 31.05.2026
- Herkese düşen kurban / 29.05.2026



























































