‘Ekonominin kitabını’ yazmıştılar!
Ekonomi yönetiminin her fırsatta "ihracat rekorları" ve "ticari dönüşüm" nutukları attığı AK Parti iktidarının 24 yıllık bilançosu, Türkiye ekonomisinin üretim modelinde nasıl bir çöküş yaşadığını en çıplak haliyle ortaya koydu
15.08.2026 20:26:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Ekonomi yönetiminin her fırsatta "ihracat rekorları" ve "ticari dönüşüm" nutukları attığı AK Parti iktidarının 24 yıllık bilançosu, Türkiye ekonomisinin üretim modelinde nasıl bir çöküş yaşadığını en çıplak haliyle ortaya koydu.
Hükümet sözcülerinin kameralar karşısında sadece madalyonun parlak yüzünü, yani mal ve hizmet ihracatındaki yükselişi anlatmasına karşın; halının altına süpürülen ithalat ve cari açık verileri, ülkenin nasıl devasa bir borç ve dışa bağımlılık sarmalına itildiğini gösteriyor. Uzun vadeli dış ticaret verileri, Cumhuriyet tarihinin tüm dönemlerini geride bırakan kronik bir açığa işaret ediyor.
Rekor Diye Anlatılan İhracatın Arkasındaki İthalat Gerçeği

AK Parti iktidara geldiği 2002 yılında yaklaşık 35 milyar dolar seviyesinde olan yıllık mal ihracatını, 2025 yılı sonu itibarıyla Cumhuriyet tarihinin zirvesi olan 273,3 milyar dolara ulaştırdı.
Hizmet ihracatı da bu süreçte 122,6 milyar dolar seviyesine kadar çıktı. Ancak kürsülerde övünülerek anlatılan bu büyümenin faturası, ithalat cephesinde çok daha ağır oldu. 2002 yılında sadece 50,8 milyar dolar olan Türkiye'nin yıllık ithalatı, 2025 yılında 365,5 milyar dolara fırlayarak adeta kontrolden çıktı.
Bu süre zarfında iktidarın ekonomi politikaları, yerli üretimi desteklemek yerine ithalata bağımlı bir montaj sanayisi inşa etti. Yapılan uzun vadeli hesaplamalara göre, 24 yıllık AK Parti iktidarı döneminde yapılan toplam ithalat 4,1 trilyon doları aşarken, toplam ihracat ise ancak 2,8 trilyon dolar seviyesinde kalabildi.
Cumhuriyet Tarihini Katlayan Devasa Dış Ticaret Açığı

Açıklanan kümülatif rakamlar arasındaki korkunç makas, Türkiye'nin net bir "tüketim toplumuna" dönüştürüldüğünün kanıtı oldu. AK Parti'nin görevde olduğu 24 yıllık süreçte Türkiye'nin toplam dış ticaret açığı 1 trilyon 550 milyar dolar (1,55 trilyon dolar) seviyesine ulaşarak kırılması imkansız bir rekora imza attı.
Oysa AK Parti öncesindeki 79 yıllık Cumhuriyet tarihinde (1923-2002 arası) Türkiye'nin biriktirdiği toplam dış ticaret açığı yalnızca 247 milyar dolar seviyesindeydi. Bu kıyaslama, mevcut iktidarın sadece kendi döneminde, kendisinden önceki neredeyse bir asırlık dönemin toplam dış ticaret açığını 6'ya katladığını net bir şekilde belgeliyor.
Bu kontrolsüz dış ticaret açığı, ihracatın ithalatı karşılama oranlarına da yansıdı. 2002 yılında yüzde 69 seviyesinde olan bu oran, trilyonlarca dolarlık dış ticaret hacmine ve harcanan kaynaklara rağmen 2025 ve 2026 yıllarında da yüzde 71 ila 74 bandına sıkışıp kaldı; yani Türkiye dış dünyadan aldığı her 100 dolarlık mala karşılık kalıcı bir dış ticaret fazlası üretemedi.
Cari Açık Kronikleşti, Borç Yükü Halkın Sırtına Bindirildi

Dış ticaret dengesindeki bu kronik yapısal bozukluk, Türkiye ekonomisinin en büyük yumuşak karnı olan cari işlemler açığını da patlattı. 1950'den 2002 yılına kadar geçen yarım asırlık sürede Türkiye'nin toplam cari açığı sadece 44 milyar dolar düzeyindeyken, AK Parti döneminde bu rakam yüz milyarlarca dolarlık bir kara deliğe dönüştü. Güncel olarak yıllıklandırılmış cari işlemler açığı 37 milyar doların üzerinde seyrederken, iktidar bu açığı kapatabilmek için sıcak paraya, kaynağı belirsiz net hata noksan girişlerine ve yüksek faizli dış borçlanmaya sığınmak zorunda kalıyor.
Sonuç olarak, üretmeden tüketmeye dayalı bu modelin faturası ülkenin brüt dış borç stokuna kesildi.
2002 yılında 129,6 milyar dolar olan Türkiye'nin brüt dış borç stoku, cari açığın fonlanabilmesi adına yıllar içinde katlanarak yarım trilyon dolar sınırına dayandı. İktidar meydanlarda sadece "ihracat rekorları" illüzyonunu satmaya devam etse de, rakamlar Türkiye'nin geleceğinin milyarlarca dolarlık bir ithalat ve borç sarmalıyla ipotek altına alındığını açıkça gösteriyor.
Hükümet sözcülerinin kameralar karşısında sadece madalyonun parlak yüzünü, yani mal ve hizmet ihracatındaki yükselişi anlatmasına karşın; halının altına süpürülen ithalat ve cari açık verileri, ülkenin nasıl devasa bir borç ve dışa bağımlılık sarmalına itildiğini gösteriyor. Uzun vadeli dış ticaret verileri, Cumhuriyet tarihinin tüm dönemlerini geride bırakan kronik bir açığa işaret ediyor.
Rekor Diye Anlatılan İhracatın Arkasındaki İthalat Gerçeği

AK Parti iktidara geldiği 2002 yılında yaklaşık 35 milyar dolar seviyesinde olan yıllık mal ihracatını, 2025 yılı sonu itibarıyla Cumhuriyet tarihinin zirvesi olan 273,3 milyar dolara ulaştırdı.
Hizmet ihracatı da bu süreçte 122,6 milyar dolar seviyesine kadar çıktı. Ancak kürsülerde övünülerek anlatılan bu büyümenin faturası, ithalat cephesinde çok daha ağır oldu. 2002 yılında sadece 50,8 milyar dolar olan Türkiye'nin yıllık ithalatı, 2025 yılında 365,5 milyar dolara fırlayarak adeta kontrolden çıktı.
Bu süre zarfında iktidarın ekonomi politikaları, yerli üretimi desteklemek yerine ithalata bağımlı bir montaj sanayisi inşa etti. Yapılan uzun vadeli hesaplamalara göre, 24 yıllık AK Parti iktidarı döneminde yapılan toplam ithalat 4,1 trilyon doları aşarken, toplam ihracat ise ancak 2,8 trilyon dolar seviyesinde kalabildi.
Cumhuriyet Tarihini Katlayan Devasa Dış Ticaret Açığı

Açıklanan kümülatif rakamlar arasındaki korkunç makas, Türkiye'nin net bir "tüketim toplumuna" dönüştürüldüğünün kanıtı oldu. AK Parti'nin görevde olduğu 24 yıllık süreçte Türkiye'nin toplam dış ticaret açığı 1 trilyon 550 milyar dolar (1,55 trilyon dolar) seviyesine ulaşarak kırılması imkansız bir rekora imza attı.
Oysa AK Parti öncesindeki 79 yıllık Cumhuriyet tarihinde (1923-2002 arası) Türkiye'nin biriktirdiği toplam dış ticaret açığı yalnızca 247 milyar dolar seviyesindeydi. Bu kıyaslama, mevcut iktidarın sadece kendi döneminde, kendisinden önceki neredeyse bir asırlık dönemin toplam dış ticaret açığını 6'ya katladığını net bir şekilde belgeliyor.
Bu kontrolsüz dış ticaret açığı, ihracatın ithalatı karşılama oranlarına da yansıdı. 2002 yılında yüzde 69 seviyesinde olan bu oran, trilyonlarca dolarlık dış ticaret hacmine ve harcanan kaynaklara rağmen 2025 ve 2026 yıllarında da yüzde 71 ila 74 bandına sıkışıp kaldı; yani Türkiye dış dünyadan aldığı her 100 dolarlık mala karşılık kalıcı bir dış ticaret fazlası üretemedi.
Cari Açık Kronikleşti, Borç Yükü Halkın Sırtına Bindirildi

Dış ticaret dengesindeki bu kronik yapısal bozukluk, Türkiye ekonomisinin en büyük yumuşak karnı olan cari işlemler açığını da patlattı. 1950'den 2002 yılına kadar geçen yarım asırlık sürede Türkiye'nin toplam cari açığı sadece 44 milyar dolar düzeyindeyken, AK Parti döneminde bu rakam yüz milyarlarca dolarlık bir kara deliğe dönüştü. Güncel olarak yıllıklandırılmış cari işlemler açığı 37 milyar doların üzerinde seyrederken, iktidar bu açığı kapatabilmek için sıcak paraya, kaynağı belirsiz net hata noksan girişlerine ve yüksek faizli dış borçlanmaya sığınmak zorunda kalıyor.
Sonuç olarak, üretmeden tüketmeye dayalı bu modelin faturası ülkenin brüt dış borç stokuna kesildi.
2002 yılında 129,6 milyar dolar olan Türkiye'nin brüt dış borç stoku, cari açığın fonlanabilmesi adına yıllar içinde katlanarak yarım trilyon dolar sınırına dayandı. İktidar meydanlarda sadece "ihracat rekorları" illüzyonunu satmaya devam etse de, rakamlar Türkiye'nin geleceğinin milyarlarca dolarlık bir ithalat ve borç sarmalıyla ipotek altına alındığını açıkça gösteriyor.















































































