logo
15 AĞUSTOS 2026

Terörsüz Türkiye'yi anlamak -VII- Haydar Baş yıllar önce neyi görmüştü?

15.08.2026 00:00:00
 
Bir önceki yazımızda Prof. Dr. Haydar Baş'ın terör meselesini Türkiye sınırları içerisine hapsederek okumadığını ifade etmiş ve onun yıllar önce yaptığı uyarılara ayrıca döneceğimizi söylemiştik. Şimdi o uyarılara daha yakından bakalım. Haydar Baş'ın terör konusunda söylediklerini bugün önemli kılan yalnızca PKK'ya karşı çıkmış olması değildir. Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu tehlikeyi çok daha geniş bir siyasi zeminde değerlendirmiş olmasıdır. Ona göre mesele sadece dağdaki terörist değildi. Terör bir araçtı. Asıl görülmesi gereken, bu aracın kimler tarafından, hangi amaçlarla ve Türkiye'yi hangi istikamete sürüklemek için kullanıldığıydı. Bu nedenle yıllar öncesinden Türkiye'nin üniter yapısını, Türk milletinin ortak vatandaşlık anlayışını ve devletin geleceğini tartışmanın merkezine koydu.

Haydar Baş'ın yıllar önce yaptığı en dikkat çekici uyarılardan biri, Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğunu düşündüğü bölünme tehlikesinin yalnızca terör üzerinden okunamayacağı yönündeydi. 30 Nisan 2015 tarihli açıklamasında, "Bakın Türkiye bölünme noktasına gidiyor ve bunu da başkanlık sistemi ile hukuki bir zemine oturtmaya çalışıyorlar." diyordu. Hatta başkanlık sistemini "Türkiye'yi bölmenin hukuki alt yapısı" olarak nitelendiriyordu. Burada dikkat çekici olan, Haydar Baş'ın tehlikeyi yalnızca dağdaki silahlı terör örgütü üzerinden değerlendirmemesidir. Ona göre mesele aynı zamanda Türkiye'nin siyasi ve hukuki yapısıyla ilgiliydi. Bu nedenle çözümü de devletin yapısını değiştirmekte değil, tam tersine üniter yapıyı ve millî birliği korumakta görüyordu. Aynı konuşmasında yaptığı çağrı son derece açıktı: "Gelin üniter yapımızı devam ettirelim. Bir ve bütün olalım. Hiç kimseye ayrılık konusunda fırsat vermeyelim." Dolayısıyla Haydar Baş'ın uyarısı yalnızca bir güvenlik politikası uyarısı değildi. Türkiye'nin üniter yapısının, millet-devlet bütünlüğünün ve geleceğinin korunmasına ilişkin siyasi bir uyarıydı.

Haydar Baş'ın değerlendirmelerini bugün daha da dikkat çekici hâle getiren bir başka husus, genel ifadelerle yetinmemesidir. Siyasi aktörleri de isimleriyle anıyordu. AK Parti'yi söylüyordu. MHP'yi söylüyordu. O günkü HDP çizgisini söylüyordu. CHP'nin bu süreçte üstlenebileceğini düşündüğü rolü de ayrıca değerlendiriyordu. Daha da önemlisi, bu siyasi tablonun arkasında ABD'nin Türkiye ve Ortadoğu politikalarının bulunduğunu savunuyordu. AK Parti ile MHP'nin gelecekte birlikte hareket edebileceğini öngörüyor; HDP çizgisinin de Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren süreçlerde bunlarla aynı zeminde buluşabileceğini ileri sürüyordu. CHP'nin ise görünürde muhalefet etmesine rağmen nihai tabloda farklı bir sonuç ortaya koyamayacağını düşünüyordu. (https://profdrhaydarbasenstitusu.org/makale/7-haziran-2015-secimleri-sonrasi-prof.-dr.-haydar-bas-ile-roportaj-15-haziran-2015)

Bunlar elbette Haydar Baş'ın siyasi değerlendirmeleriydi. Fakat önemli olan, bunların yaşanan hadiselerin ardından söylenmiş sözler olmamasıdır. O, henüz tablo ortaya çıkmadan aktörleri konuşuyordu. Bu nedenle bugün Haydar Baş'ı yeniden okumak, geçmişe dönük bir siyasi hatırlamadan ibaret değildir. Onun yaptığı öngörülerin hangi düşünce sistemine dayandığını anlamak bakımından da önemlidir. Haydar Baş'ın yaklaşımında özellikle korunması gereken bir ayrım vardı. Onun itirazı Kürt vatandaşlarımıza değildi. Tam tersine, Türklerle Kürtlerin aynı millet çatısı altında birlik ve beraberliğini savunuyordu. 10 Ekim 2014 tarihli "Gidecek başka vatanımız var mı?" başlıklı yazısında: "Ülkemizdeki Kürt kardeşlerimiz üzerinden büyük ve sinsi bir oyun sergileniyor." diyordu. Bu ifade onun meseleye bakışını özetlemektedir. Sorunu Kürt vatandaşlarımızda değil, Kürt kimliğinin Türkiye üzerinde hesapları bulunan güçler tarafından siyasi bir araç hâline getirilmesinde görüyordu. Bu nedenle etnik kimlik üzerinden yeni bir devlet düzeni arayışına karşı çıkıyor, mevcut vatandaşlık hukukunu hatırlatıyordu: "Oysa şu anda yaşadığımız Anadolu coğrafyasında aynı anayasal haklara, eşit şartlara sahibiz." Ve yazısının sonunda şu uyarıyı yapıyordu: "Kimse gidecek ikinci bir vatanı olduğu vehmine kapılmasın."

Haydar Baş'ın millî birlik anlayışının özü burada yatıyordu. Türk'ü Kürt'ten ayırmak değil; Türk'ü ve Kürt'ü birbirinden ayırmak isteyen siyasete karşı çıkmak. Terörün çözümünü nerede görüyordu? Haydar Baş'ın farkı sadece tehlikeyi önceden tarif etmesi değildi. Bir çözüm modeli de ortaya koyuyordu. Onun çözümünde devlet geri çekilmiyor, aksine vatandaşının hayatına daha güçlü biçimde giriyordu. Devlet ekonomik olarak güçlenecek, millî kaynaklarını kendisi değerlendirecek, gelir dağılımındaki adaletsizliği ortadan kaldıracak, gençlerine eğitim ve iş sağlayacak, vatandaşını sosyal devlet anlayışıyla güvence altına alacaktı. Haydar Baş vatandaşlık maaşını da bu nedenle yalnızca ekonomik bir proje olarak görmüyordu. Bir ailenin ekonomik olarak devleti yanında hissetmesi hâlinde çocuğunu terör örgütüne kaptırmayacağını anlatıyor; vatandaşlık maaşı, istihdam ve sosyal devlet politikalarını doğrudan millî birlik meselesiyle ilişkilendiriyordu. Bu yaklaşımın temelinde basit ama önemli bir düşünce vardı: Vatandaş devletini yanında görürse, devletine yabancılaşmaz. Bu nedenle terörü sona erdirmenin yolu devletin yapısını tartışmaya açmak değil, devlet ile vatandaş arasındaki bağı kuvvetlendirmekti.

Haydar Baş'ın siyasi çizgisinin merkezinde de bu anlayış bulunuyordu: üniter devlet, millî birlik, sosyal devlet ve ekonomik bağımsızlık. Bu cümlede hem teşhis hem çözüm vardır. Bir tarafta üniter devlet. Diğer tarafta millî birlik. Bunun yanında sosyal devlet. Ekonomik bağımsızlık. Eğitimde fırsat eşitliği. Devlet-millet kaynaşması. Ve bütün bunların üzerinde Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'in korunması.

Nitekim Haydar Baş, 7 Haziran 2015 Milletvekili Genel Seçimi öncesinde Türkiye genelindeki seçmenlere gönderdiği mektupta bu siyasi çizgisini son derece açık biçimde ortaya koymuştu: "Atatürk'ün kurduğu laik, demokratik, hukuk devletini, üniter yapımızı yıkmaya, Türk kelimesini ortadan kaldırmaya, bütünlüğümüzü bozmak isteyenlere karşı BTP'deyiz!" Bu cümle Haydar Baş'ın terör meselesine hangi noktadan baktığını anlamak açısından önemlidir. Onun açısından mesele yalnızca teröristin dağdan indirilmesi değildi. Onun açısından mesele yalnızca teröristin dağdan indirilmesi değildi. Terör sona erdirilirken Türkiye'nin üniter yapısının, millî kimliğinin ve ortak vatandaşlık anlayışının pazarlık konusu yapılmamasıydı.

Haydar Baş'ın söylediklerine bugün baktığımızda iki şeyi birbirinden ayırmak gerekir. Birincisi, bunların kendi döneminde yapılmış siyasi değerlendirmeler ve öngörüler olduğudur. İkincisi ise bu öngörülerin bugün yeniden incelenmeyi hak edip etmediğidir. Bizim yaptığımız budur. Haydar Baş yıllar öncesinden Türkiye'nin bölünme tehlikesinden söz etti. Bu tehlikenin yalnızca silahlı terör üzerinden yürümeyeceğini söyledi. Meselenin siyasete taşınabileceğini söyledi. Hukuki düzenlemelere dikkat çekti. Siyasi aktörleri isimleriyle değerlendirdi. Dış güçlerin rolüne işaret etti. Buna karşılık çözüm olarak etnik kimlikler üzerinden yeni siyasi modeller önermedi. Üniter devleti, ortak vatandaşlığı, ekonomik bağımsızlığı, sosyal devleti ve devlet-millet bütünleşmesini savundu. Dolayısıyla bugün Haydar Baş'ın söylediklerini yeniden hatırlamak, yalnızca "yıllar önce söylemişti" demek için anlamlı değildir.

Asıl mesele şudur: Bir devlet terörle mücadele ederken sadece teröristi mi etkisiz hâle getirmelidir; yoksa terörü doğuran ekonomik, sosyal ve uluslararası zemini de ortadan kaldırarak milletini devletine daha güçlü biçimde mi bağlamalıdır? Haydar Baş'ın cevabı açıktı. Türkiye'nin birliğini korumanın yolu, milleti kimlikler üzerinden yeniden tarif etmekten değil; vatandaşını aynı devletin eşit ve güçlü bir ferdi hâline getirmekten geçiyordu. Bugün yeniden düşünmemiz gereken asıl mesele de budur: Terörü bitirmek başka şeydir; terörü bitirirken Türkiye'yi değiştirmek başka şey. Haydar Baş'ın yıllar önce yaptığı uyarının özü, bu ikisini birbirine karıştırmamaktı.

Devam edecek...

 
Prof. Dr. Ahmet H. Kepekçi / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.