logo
23 HAZİRAN 2026

İdlib operasyonu risklerle dolu

11.10.2017 00:00:00
Türk Silahlı Kuvvetleri İdlib'e yönelik operasyon kapsamında epey zamandır Hatay'ın Reyhanlı bölgesine yığınak yapıyordu. Tank, Fırtına Obüsü, ZPT, çok namlulu roketatar, iş makineleri, ambulans gibi araçlar, sınır hattındaki birliklerde konuşlandırılmıştı.
8 Ekim'de Özel Kuvvet unsurlarından oluşan keşif timleri Suriye içine girdi ve görev yapılacak yerleri belirledi. İnsansız hava araçları devreye sokuldu ve bölgeye radarlar yerleştirildi. Önceki gün de TSK'ya bağlı unsurlar İdlib'e ulaşmak için sınırı remen geçtiler.
Genelkurmay Başkanlığı, operasyonun amacını, 30 Aralık 2016'da başlayan ateşkesin devamının sağlanması, Astana sürecinin etkinliğinin sağlanması ve çatışmaların sona erdirilmesi olarak açıkladı. Yapılan açıklamada, operasyonun Astana sürecinde garantör ülkelerce (Türkiye, Rusya, İran) mutabık kalınan angajman kuralları çerçevesinde yapıldığı belirtildi.
Şimdilik TSK, garantörü olduğu Özgür Suriye Ordusu'na (ÖSO) destek sağlamaya çalışıyor ama İdlib'deki durumun ciddiyeti, sadece destekle sınırlı kalınmayacağını gösteriyor.
İdlib'de buraya göç edenlerle birlikte 4 milyona yakın sivil yaşıyor. Bölge Heyet'ül Tahrir-i Şam (HTŞ) örgütünün kontrolü altında ve 20-30 bin silahlı militanı olduğu ifade ediliyor.
İdlib operasyonunu Fırat Kalkanı Harekatı'yla mukayese etmek oldukça yanlış. Fırat Kalkanı'nın yapıldığı coğrafyada 250 bin civarında sivil yaşarken, İdlib bölgesinde 4 milyon sivil yaşıyor; Fırat Kalkanı'nda mücadele edilen IŞİD'li terörist sayısı 3 binken, şu anda bunun 10 katı 30 bin teröristle mücadele edilecek. 3 bin IŞİD'liyle mücadelede bile ÖSO'da kaçmalar, dağılmalar yaşandı, bu gerçekler dikkate alındığında, İdlib operasyonunda işin büyük kısmı Türk askerinin sırtında olacak.
İşin garip tarafı, Suriye'nin garantörü olan Rusya, Suriye ordusunun girdiği çatışmalarda hava operasyonu desteği, füze ile uzaktan vurma desteği, silah, eğitim ve strateji desteği veriyor. Kendi askerini sahada çok fazla riske atmıyor.
PYD/PKK'nın garantörü olan ABD de yine IŞİD'e karşı yürüttüğü operasyonlarda sahada YPG/DSG militanlarını kullanıyor, silah, strateji ve hava operasyonu desteği sağlıyor. Yine askerlerini asla riske sokmuyor, cephe gerisinde üslerde tutuyor.
Ama Türkiye olarak garantörü olduğumuz ÖSO sahada çok fazla etkin değil, bütün işi Türk askeri yapmak zorunda ve bütün riskler Türkiye'nin sırtında? Ve savaşacağımız HTŞ militanlarının yüzde 90'ı Suriyeli, bölgenin insanı? Konuya vakıf olan askeri uzmanların tamamı, Türk askeri için çok zor bir operasyon olacağını açıkça belirtiyorlar.
Bu operasyon başka riskleri de barındırıyor. Örneğin, Türk askerinin İdlib'e yoğunlaştığı bir dönemde, YPG unsurlarının içimizde terör, sınırmızda da saldırı girişimleriyle Türkiye'yi zor duruma düşürme adımları olabilir.
Dikkat ederseniz, dün YPG'nin elinde bulunan Tel Abyad'dan Türkiye tarafına taciz atışı yapıldı. Daha işin başında yapılan bu saldırı, devamının olacağını gösteriyor.
Fırat Kalkanı'nda teröristlerin El Bab'dan kaçabilecekleri Rakka, İdlib gibi bölgeler vardı. Rakka operasyonunda ABD-YPG IŞİD'le anlaştı ve çatışma yaşanmadan çekildiler. Fakat İdlib'deki HTŞ unsurlarının gidecekleri başka bir yer yok. Türkiye, PYD bölgesi, Suriye yönetimi arasında sıkışmış vaziyetteler? Yani ya teslim olmak ya da çatışmak zorundalar. Ayrıca bölgede 4 milyon sivilin bulunması oldukça büyük bir risk? Terör unsurlarının sivilleri canlı kalkan olarak kullanmaları bilinen bir gerçek?
Musul operasyonunda hava desteği veren ABD; Halep ve diğer bölgelerde de Rusya bu sebepten dolayı sivil ölümlere neden olmakla suçlanmıştı. Şimdi aynı suçlamalara Türkiye muhatap olacak? ABD ve Rusya'nın BM daimi üyeleri olduğunu hatırlatalım. Yani onlara kimse hesap soramıyor, peki, ya Türkiye?
Vize krizinden önce ABD'den İdlib operasyonuna destek açıklaması gelmişti. Çünkü ABD, PYD/YPG ile ele geçirdiği bölgeleri şimdilik yeterli görüyor, koridorun tamamlanmasını zamana bırakmış olabilir. Üstelik vize krizi sonrası, el altından HTŞ'ye destek vererek Türkiye'ye farklı şekilde zarar vermek isteyebilir. Zaten bölgedeki bütün terör örgütlerini kuran iradenin ABD olduğunu da unutmayalım.
Devlet Bahçeli, "81 Düzce'den sonra, 82 Kerkük, 83 Musul" diyor. Hatta "84'ü açıklamayayım, 85'in heyecanı kalmayacak" diyor. Ama şunu unutmayalım ki, 1 koyup 3 alacağız derken, 5-10 da verebiliriz. Yani 81, 80'e, 70'e hatta daha aza da düşebilir.
Bu durumda, Atatürk'ün dış politika tavsiyelerine yeniden kulak verelim: "Komşularınızın iç işlerine karışmayın. Arap ülkeleriyle tarihi, sosyal, kültürel ilişkilerinizi geliştirin, fakat aralarındaki anlaşmazlıklara karışmayın. Batı ile ilişki kurun, fakat onların emperyalist emellerine alet olmayın?"
Bugün bunun ifadesi, Prof. Dr. Haydar Baş'ın, "Üzerimize hesabı olmayan ülkelerle ilişkilerimizi geliştirmeliyiz", "Bölgesel sorunları bölge ülkeleriyle çözmeliyiz", "Birlik ve beraberliğimize, üniter yapımızı korumaya ve sınırlarımızın güvenliğini sağlamaya odaklanmalıyız" ve de "Ne AB, ne ABD tek çözüm Bağımsız Türkiye" tespitleri değil midir?
 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.