logo
24 HAZİRAN 2026

Kübra Yiğit: Şimdi o yoktur korkuyoruz artık!

14.05.2020 00:00:00
Hep uzun yaşayacağına inanmıştım. Babam "hocam en az 100 yıl yaşar, Allah'ın izniyle. Hocamın eliyle toprağa gireceğim" derdi. Her türlü inanmıştık, uzun yaşayacağına…

Hiç aklımıza gelmezdi, haberlerde ölümünü öğreneceğiz.  "Lütfen biri yalan haber desin"  yakarışları hala kulaklarımızda çınlıyor. Ailenin bütün fertleri kendinden geçmiş vaziyette, şoklar içerisinde ağlaşırken, komşuların "ne oldu!" diye koşup, sonra garip garip bakmaları, daha da yaraladı bizi.

Kimse bizi anlamazdı.

Anlayamazdı.

Felekler yandı ahımızdan…

Gözyaşlarımız dinmedi.

Ekranlarda eski konuşmalarını izlediğimizde, sanki bizler için yeni konuşmuş gibi O HEYECANLA DİNLİYORUZ. O, hepimizin babasıydı. Başımıza bir şey gelecek olsa,  "hocamız var" diye düşünürdük. O da bunu fark etmiş ki bazen "korkmayın konuşun, Haydar Hoca'nız var" derdi.

Gerçekten o varken korkmazdık. Babamızın başına bir şey gelse, hocam var derdik. Ailemizin başına bir şey gelse, hocamız var, bize sahip çıkar derdik. Türkiye'nin başına bir şey gelse, o dua eder, diye güvenirdik.

Şimdi o yoktur korkuyoruz artık!

Ne bileyim deprem olsa, savaş çıksa, hocamız var derdik. Ona inanıp güvenen yüz binler, yanına gitmese de, görmese de, gidenden haber alır, görenden dinlerdi. Gitmiş görmüş, gibi olurdu herkes.

Babam hocamı gördüğünde teyzem sorar, sanki gitmiş olurdu. Annem sorar, iyi olduğu haberlerini alır, hepimiz onun iyi haberleriyle mutlu olurduk. "Bir köy var uzakta, gitmesek de, gelmesek de o köy bizim köyümüzdür" diyor ya şair, aynen böyle…

Ona gitmeyenin de hocasıydı, o…

Bir dini konu tartışıldığında, kafalar karıştığında doğrusunu Haydar Hoca çıkar söyler, diye düşünen büyük bir kitle vardı. Seçimde bu kitle oy vermezdi belki ama din iman konusunda tek doğru adres olduğunda şüpheleri yoktu.

Böyle bir etkisi vardı üstadımızın.

Başını okşamadığı yetim yoktu. Üstüne kıyafet almadığı öksüz yoktu. Onun eli fakirlerin üzerindeydi. O, çaresizlerin çaldığı kapıydı. O, gözyaşları silen bir babaydı. Babaları vefat eden insanları, ilk o arar, o teskin ederdi.

O, acılı gönüllerin dineceği tek limandı.

"Babanın ölmesi nedir, ben bilirim" dermiş. Evladını kaybedenlerin başını koyup ağladığı diz, onun diziydi. "Baba, anne,  acısını bilirim ama evlat acısı en ağır olandır" sözü de ona ait. Ne kadar ciğeri yanan var, ona koşardı.

Şimdi yüz binlerin, ciğeri yanıyor, kime gidecek hocam!

Gül kokan kabrin dışında, ağlayacak kapımız kalmadı.

"Alper Tunga öldü mü" diyen asırlar öncesi yürekler, bizlerin halini görse "Haydar Baş öldü mü!" diyeceklerdir. Yürekler hem nasıl yırtılıyor. Allah, önce ailesine ve evlatlarına, sonra da sevenlerine sabırlar versin.

Asla geçmeyecek, kalıcı bir acı içindeyiz.

Bir aya yaklaştı ama her gün, her saat ondan söz ederek acımız hafifleyeceğine, artıyor.  O, ekranlarda hepimize  "Allah'tan geldik Allah'a gideceğiz" demişti.  Şimdi bu sözleri tekrar dinleyerek, acımızı dindireceğiz.

Son sözlerimiz Şeyh Galip'ten olsun:

Efendimsin cihanda itibarım varsa sendendir

Miyan-ı Aşıkanda içtiharım varsa sendendir

 
Misafir Kalem / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.