Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (MB), önceki gün faiz kararını açıkladı ve yüzde 12 olan politika faizini 150 baz puan daha indirerek yüzde 10.5'e düşürdü.
Kararın gerekçesi olarak; uluslararası ölçekte üretici ve tüketici fiyatlarının artış eğiliminin sürmesi; gelişmiş ülke merkez bankalarının, artan enerji fiyatları ve arz-talep uyumsuzluğu ile iş gücü piyasalarındaki katılıklara bağlı olarak enflasyonda görülen yükselişin beklenenden uzun sürebileceğini vurgulaması ifade edildi.
MB'nin duyurusunda, "Küresel büyümeye yönelik belirsizliklerin ve jeopolitik risklerin daha da arttığı bir dönemde sanayi üretiminde yakalanan ivmenin ve istihdamdaki artış trendinin sürdürülmesi açısından finansal koşulların destekleyici olması kritik önem arz etmektedir. Bu çerçevede Kurul, politika faizinin 150 baz puan düşürülmesine karar vermiştir" denildi.
Özetle ifade etmek gerekirse, içeride ve dışarıda yaşanan ekonomik ve siyasi olumsuzlukların, üretimdeki ivmeyi düşürmemesi için üreticilere finansal destek olarak bu faiz indirimi yapılmış.
Peki, bu faiz indirimi gerçekten üreticileri finansal açıdan destekliyor mu?
Hatırlarsanız, İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan, MB Başkanı Kavcıoğlu'na, yüzde 40'dan daha düşük faizle finansa ulaşamadıklarını belirtmiş, hatta başka bir sanayici de yüzde 50 faizden düşük bir kredi bulamadıklarını ifade etmişti.
MB verilerine göre, Temmuz ayında yüzde 30 seviyelerinde olan ticari kredi faizleri geçen hafta yüzde 18.72'ye kadar düştü. Yaz aylarında MB'nin politika faizi yüzde 14 iken birçok şirket özel bankalarda yüzde 50'ye ulaşan ticari kredi faizleri ile karşılaşmış, reel sektörün tepkisini çeken bu durum üzerine MB, ticari kredi faizlerinin politika faizine endeksleyen bir düzenleme getirmişti.
Fakat pratikte müdahale ile indirilen bu faiz oranına pek ulaşamıyor. Faiz indirimlerine rağmen birçok şirket, krediye erişim sorununun devam ettiğini belirtiyor.
Vatandaşlar, bankalara başvurduğunda hâlâ MB'nin duyurduğu ortalama oranların çok üzerinde faiz oranlarıyla karşılaşıyor.
Üretici ve tüketici finansal olarak desteklenecekse, bunun yolu politika faizinin düşürülmesi değil, faiz indirimlerinin gerçek manada üreticiye ve tüketiciye yansıtılmasıdır.
Eğer politika faizi düşürülür, vatandaşlar daha düşük faiz oranlarıyla kredilere ulaşamazsa, bu, bankaların kârını artırmaktan başka bir işe yaramaz.
Hatırlarsanız, bankaların kârı en son yüzde 400'ler seviyesine hatta daha öncesinde de yüzde 700'ler seviyesine kadar çıkmıştı.
MB'den yapılan duyuruda, "Kurul, takip eden toplantıda da benzer bir adım atıldıktan sonra faiz indirim döngüsünün sona erdirilmesini gündeme almıştır" denildi.
Yani Kasım ayında da bir indirim planlanıyor, sonrasında indirim yapılmayacak. Bir 100 puan daha indirildiğinde politika faizi tek haneye düşürülmüş olacak. Fakat faiz indirimleri vatandaşlara yansıtılmayacaksa bu tek haneye düşüşün ne faydası olacak?
Madalyonun diğer yüzünde ise, faiz indirimlerinin vatandaşların üzerinde ekstra yükü oluyor. Çünkü her faiz indiriminde dolar kuru yukarı doğru meylediyor, bu meyli önleyebilmek, dolar kurunu tutabilmek için MB, rezervlerinden satış yapmak zorunda kalıyor. Bu son faiz indiriminin MB'ye faturası ne kadar oldu şu an için bilmiyoruz ama Bloomberg ekonomistlerinden Selva Baziki, 14 Eylül'de yaptığı paylaşımda, Merkez Bankası'nın yükselen döviz kurunu baskılamak için bu yılın ilk 8 ayında 75 milyar dolar sattığını öne sürdü. Bu, aylık ortalama 9.5 milyar dolar yapıyor.
Rakam doğru ya da yanlış, bu konuda MB'nin resmi açıklama yapması gerekiyor ama milyarlarca dolarımızın bu uğurda harcandığı kesin. Milyarlarca dolar harcandığı zaman elbette ki bunun faturasının milletin cebinden ödendiği de kesin…
Peki, olması gereken nedir? Başlıkta da ifade ettiğimiz gibi, tek çözüm Merkez Bankası'nın bağımsızlığına kavuşması, özgürleşmesidir.
Peki, bu nasıl olacak, MB nasıl özgürleştirilebilir? Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'nde bu konu detaylıca, bilimsel olarak anlatılmaktadır.
MB'nin en büyük misyonu, devlet eliyle, millet yararına senyoraj geliri üretmesidir, yani para basmasıdır. Siz eğer bu senyoraj görevini, doların karşılığına endekslerseniz, Prof. Dr. Baş'ın dediği gibi TL'yi, doların tercümesi olarak basarsanız o zaman MB'yi doların kölesi ya da doları basan iradenin kölesi haline getirirsiniz.
MB'yi özgürleştirmek için, para doların karşılığı değil, Milli Ekonomi Modeli'nde belirtildiği gibi emek ve üretim karşılığı ve de kaynaklar karşılığı basılması gerekiyor.
MB, senyoraj gelirini bu şekilde üretirse ve üretilen bu Milli Para, sıfır faizli krediyle üreticilere, sosyal devlet projeleriyle de vatandaşlara verilirse, işte o zaman tüm ekonomik sorunların ortadan kalktığını görürüz.
Bu da ancak, bu eşsiz modeli parti programına alan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) ve lideri Hüseyn Baş ile gerçekleşebilir.
- Doğu Akdeniz’de tehlikeli adım: Kıbrıs’ta eski hesaplar, yeni ittifaklar / 13.06.2026
- Söylemde nas, eylemde faiz / 12.06.2026
- CHP’de mutlak butlan krizi ve yeni parti denklemi / 11.06.2026
- Hürmüz’de kilitlenen dünya ekonomisi / 10.06.2026
- İsrail’in saldırıları ABD’den bağımsız olamaz! / 09.06.2026
- Resmi verilerle fakirleşen bir millet ve çıkış yolu / 08.06.2026
- Türk dünyasında Kıbrıs çatlağı ve aksakalların sessizliği / 07.06.2026
- Yerli üretici ezilirken yabancı sermayeye 20 yıl imtiyaz / 06.06.2026
- İlahi hitabın tecelli ettiği gün Gadir-i Hum / 05.06.2026



























































