Milli devlette çalışma hayatı ve işçi hakları
Bilinen iktisat modelleri, sermaye sahipleri ile emek sahipleri arasında süregelen mücadelenin adeta bir açılımı gibidir
15.08.2026 00:47:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Bilinen iktisat modelleri, sermaye sahipleri ile emek sahipleri arasında süregelen mücadelenin adeta bir açılımı gibidir.
Liberal– kapitalist ekonomi görüşleri, tercihlerini sermayeyi elinde bulunduranlardan yana koyarken; ona tepki olarak ortaya çıkan sosyalist yaklaşımlar ise, sonuç olarak üretimden elde edilen geliri devleti yöneten bir avuç proletarya ya teslim etmiştir.
Yalnızca belli kesimlerin refahı ve huzuruna çalışan kapitalizmde, sosyal sınıflar arasındaki uçurumlar ve kavgalar kimi zaman savaşa dönüşerek bir manada kapitalizmin sonunu hazırlamıştır.
Yakın tarihe kısa bir göz gezdirirsek, kapitalist anlayışlarda işçi haklarının nasıl göz ardı edildiğini kolayca görebiliriz.
18. ve 19. yüzyılda ekonomik eşitsizlik ve örgütsüzlük nedeniyle haklarını savunmaktan yoksun olan işçi sınıfı, işsizlik tehdidi altında da bulunduğu için işverenlerin elinde adeta köle gibi kullanılmakta idi.
Loncaların yasak edildiği bu dönemde, işçilerin örgütlenerek haklarını arama özgürlükleri de elinden alınmıştı. 18. yüzyıl Fransa'sında çalışma saatleri 14–18 saate kadar çıkarken, küçük çocukların ve kadınların çalıştırılması da bir ilke idi.
"1815–1871 yılları arasında neden çok ciddi bir işi isyanı olduğu konusunda şu örnek çok anlamlıdır: İkinci imparatorluk Fransa'sında ipek sanayiinde çalıştırılan genç kızlar sabahın 5'inde başladıkları işi akşam 22–23'e kadar devam ettirmekteydiler. Tıbbi bir rapora göre, bu koşullarda iki yıl çalışmak bir kızın sağlığı ve güzelliğini mahvediyordu."
Aynı tarihlerde ABD'deki işçilerin hali de pek farklı değildi. Toplama kampından farklı olmayan işçi atölyelerinde 18–20 saatlik bir çalışma temposu vardı.

19. yüzyılın ilk yarısı da benzer uygulamalarla geçmiştir. İnsan emeği mal gibi değerlendirilerek; ekonomilerdeki arzın ve talebin emrinde bir meta olmuştur. Yani işçi konusunda kapitalizmin ilgilendiği tek şey, diğer mallar gibi işgücünün fiyatıdır.
1900'lü yıllarda ABD'de çalıştırılan 29 milyon işçinin 4–9 milyonu 10–15 yaşları arasındaki çocuklardan oluşmaktaydı.
Howard Zine Colorado maden alanında oluşan yerleşim yeri ile ilgili verdiği şu bilgi son derece çarpıcıdır:
"Her maden kampı, şirketin bir lord veya efendi olarak davrandığı bir feodal idareydi. Her kampın şirketçe parası ödenen bir yasa uygulayıcısı, bir polisi müdürü vardı. 'Yasalar' şirketin [saptadığı] kurallarıydı. Geceleri sokağa çıkma yasağı konuyor, 'şüpheli' yabancıların evleri ziyaret etmesine izin verilmiyor, şirket mağazası kampta satılan mallar üstünde tekele sahipti.
Doktor şirketin doktoruydu, okul öğretmenleri şirket tarafından kiralanıyordu ... Colorado'da siyasi güç ekonomik güce sahip olanların ellerindeydi. Bu, Colorado Petrol & Demir'in ve diğer maden işletmecilerinin gerçekte hakim oldukları anlamına geliyordu ... Şirket görevlileri seçim yargıçları olarak atanıyorlardı. Şirket–emrindeki müfettişler ve yargıçlar yaralanan çalışanların tazminatlarını edinmelerini engelliyordu."
İşçilerin bu kötü çalışma ve yaşam koşulları Batı Avrupa ve Rusya'da da aynı idi.

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra yapılan çalışmalarla hakları biraz iyileştirilen işçi sınıfı, ancak 1919 yılında 8 saatlik bir çalışma süresine kavuşabilmiştir.
Komünizmin işçiyi ele alışı da farklı değildir. Marks ve Engels'in ortaya attığı komünist ekonomi ideolojisinde, tarih boyunca üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, emekçi kesimi sömürmüştür.
İşçi hareketleri ve sendikacılık faaliyetleri ile sosyalizm, kapitalizmi yıkacak eleştiriler getirmiştir. Kapitalizm bu sömürünün bilinen son aşamasıdır. Bunun önüne geçmenin yolu, sınıf farklılığının kaldırılması ve kapitalist anlayışının zıddını hayata geçirmektedir. Yani özel mülkiyetin kaldırılması ile bireyler eşit ve özgür olacaklardır.
Marksist anlayış, Rusya'da hakim olduğu dönemlerde komünal toplum yapısına ulaşılamadığı gibi, bir proleterya (işçi sınıfı) diktatörlüğü doğmuş, bu sefer de idareci sınıf halkı sömürmüştür. Netice, diğer sistemlerdeki gibi güçlünün zayıfı ezdiği bir düzen olduğu ortaya çıkmıştır.
Hem ekonomik ve hem de sosyal haklar olarak değerlendirilebilecek işçi hakları konusunda, günümüzün gelişmiş ülkelerinde de yukarıdaki uygulamalar devam etmektedir. İnsan haklarının düzeltilmesiyle de ilgili olarak Birleşmiş Milletler çerçevesinde imzalanan Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, global manada ekonomik ve sosyal hakların temininde önemli bir belgedir.
Sözleşmenin 6. Maddesi, çalışma hakkından bahsetmektedir. 7. Maddede çalışanlara adil ücret ödeneceği belirtildikten sonra kadınlarla erkekler arasında eşit işe eşit ücret ilkesinin uygulanacağı kaydedilmektedir.
11. Maddede herkesin yeterli bir yaşam standardına kavuşma hakkı güvence altına alınmaktadır. Buna göre gıda, giyim, barınma haklarının korunması gereği vurgulanmakta; ayrıca, sözleşmede sendika kurma hakkına da yer verilmektedir. 1966 yılında imzaya açılan bu sözleşmeye Türkiye 2000 yılında imza koydu.
Ancak, ülkelerin, imza atarken çekince hakkının olduğu bu sözleşme, çekinceleri ile pek çok konunun uygulanmasında sadece kağıt üzerinde kalmıştır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Liberal– kapitalist ekonomi görüşleri, tercihlerini sermayeyi elinde bulunduranlardan yana koyarken; ona tepki olarak ortaya çıkan sosyalist yaklaşımlar ise, sonuç olarak üretimden elde edilen geliri devleti yöneten bir avuç proletarya ya teslim etmiştir.
Yalnızca belli kesimlerin refahı ve huzuruna çalışan kapitalizmde, sosyal sınıflar arasındaki uçurumlar ve kavgalar kimi zaman savaşa dönüşerek bir manada kapitalizmin sonunu hazırlamıştır.
Yakın tarihe kısa bir göz gezdirirsek, kapitalist anlayışlarda işçi haklarının nasıl göz ardı edildiğini kolayca görebiliriz.
18. ve 19. yüzyılda ekonomik eşitsizlik ve örgütsüzlük nedeniyle haklarını savunmaktan yoksun olan işçi sınıfı, işsizlik tehdidi altında da bulunduğu için işverenlerin elinde adeta köle gibi kullanılmakta idi.
Loncaların yasak edildiği bu dönemde, işçilerin örgütlenerek haklarını arama özgürlükleri de elinden alınmıştı. 18. yüzyıl Fransa'sında çalışma saatleri 14–18 saate kadar çıkarken, küçük çocukların ve kadınların çalıştırılması da bir ilke idi.
"1815–1871 yılları arasında neden çok ciddi bir işi isyanı olduğu konusunda şu örnek çok anlamlıdır: İkinci imparatorluk Fransa'sında ipek sanayiinde çalıştırılan genç kızlar sabahın 5'inde başladıkları işi akşam 22–23'e kadar devam ettirmekteydiler. Tıbbi bir rapora göre, bu koşullarda iki yıl çalışmak bir kızın sağlığı ve güzelliğini mahvediyordu."
Aynı tarihlerde ABD'deki işçilerin hali de pek farklı değildi. Toplama kampından farklı olmayan işçi atölyelerinde 18–20 saatlik bir çalışma temposu vardı.

19. yüzyılın ilk yarısı da benzer uygulamalarla geçmiştir. İnsan emeği mal gibi değerlendirilerek; ekonomilerdeki arzın ve talebin emrinde bir meta olmuştur. Yani işçi konusunda kapitalizmin ilgilendiği tek şey, diğer mallar gibi işgücünün fiyatıdır.
1900'lü yıllarda ABD'de çalıştırılan 29 milyon işçinin 4–9 milyonu 10–15 yaşları arasındaki çocuklardan oluşmaktaydı.
Howard Zine Colorado maden alanında oluşan yerleşim yeri ile ilgili verdiği şu bilgi son derece çarpıcıdır:
"Her maden kampı, şirketin bir lord veya efendi olarak davrandığı bir feodal idareydi. Her kampın şirketçe parası ödenen bir yasa uygulayıcısı, bir polisi müdürü vardı. 'Yasalar' şirketin [saptadığı] kurallarıydı. Geceleri sokağa çıkma yasağı konuyor, 'şüpheli' yabancıların evleri ziyaret etmesine izin verilmiyor, şirket mağazası kampta satılan mallar üstünde tekele sahipti.
Doktor şirketin doktoruydu, okul öğretmenleri şirket tarafından kiralanıyordu ... Colorado'da siyasi güç ekonomik güce sahip olanların ellerindeydi. Bu, Colorado Petrol & Demir'in ve diğer maden işletmecilerinin gerçekte hakim oldukları anlamına geliyordu ... Şirket görevlileri seçim yargıçları olarak atanıyorlardı. Şirket–emrindeki müfettişler ve yargıçlar yaralanan çalışanların tazminatlarını edinmelerini engelliyordu."
İşçilerin bu kötü çalışma ve yaşam koşulları Batı Avrupa ve Rusya'da da aynı idi.

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra yapılan çalışmalarla hakları biraz iyileştirilen işçi sınıfı, ancak 1919 yılında 8 saatlik bir çalışma süresine kavuşabilmiştir.
Komünizmin işçiyi ele alışı da farklı değildir. Marks ve Engels'in ortaya attığı komünist ekonomi ideolojisinde, tarih boyunca üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, emekçi kesimi sömürmüştür.
İşçi hareketleri ve sendikacılık faaliyetleri ile sosyalizm, kapitalizmi yıkacak eleştiriler getirmiştir. Kapitalizm bu sömürünün bilinen son aşamasıdır. Bunun önüne geçmenin yolu, sınıf farklılığının kaldırılması ve kapitalist anlayışının zıddını hayata geçirmektedir. Yani özel mülkiyetin kaldırılması ile bireyler eşit ve özgür olacaklardır.
Marksist anlayış, Rusya'da hakim olduğu dönemlerde komünal toplum yapısına ulaşılamadığı gibi, bir proleterya (işçi sınıfı) diktatörlüğü doğmuş, bu sefer de idareci sınıf halkı sömürmüştür. Netice, diğer sistemlerdeki gibi güçlünün zayıfı ezdiği bir düzen olduğu ortaya çıkmıştır.
Hem ekonomik ve hem de sosyal haklar olarak değerlendirilebilecek işçi hakları konusunda, günümüzün gelişmiş ülkelerinde de yukarıdaki uygulamalar devam etmektedir. İnsan haklarının düzeltilmesiyle de ilgili olarak Birleşmiş Milletler çerçevesinde imzalanan Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, global manada ekonomik ve sosyal hakların temininde önemli bir belgedir.
Sözleşmenin 6. Maddesi, çalışma hakkından bahsetmektedir. 7. Maddede çalışanlara adil ücret ödeneceği belirtildikten sonra kadınlarla erkekler arasında eşit işe eşit ücret ilkesinin uygulanacağı kaydedilmektedir.
11. Maddede herkesin yeterli bir yaşam standardına kavuşma hakkı güvence altına alınmaktadır. Buna göre gıda, giyim, barınma haklarının korunması gereği vurgulanmakta; ayrıca, sözleşmede sendika kurma hakkına da yer verilmektedir. 1966 yılında imzaya açılan bu sözleşmeye Türkiye 2000 yılında imza koydu.
Ancak, ülkelerin, imza atarken çekince hakkının olduğu bu sözleşme, çekinceleri ile pek çok konunun uygulanmasında sadece kağıt üzerinde kalmıştır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)














































































