Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ABD'ye gerçekleştirdiği son ziyaret, bugüne kadar yaptıklarından oldukça faklıydı ve en zorlusuydu.
Değişik ortamlarda yaptığı açıklamalarda, "model ortaklık" vurgusu yapsa da?
ABD'nin Suriye'deki savaşı Türkiye'nin desteği olmadan kazanamayacağını vurgulayıp, "Bize ihtiyacınız var" mesajı verse de?
Koalisyon güçlerinin bir parçası olmaları gerektiğinin altını çizse de?
"Rusya devlet terörü estiren zalim Esed'e zemin hazırladı ve bir ikilemin içine düştü" suçlamalarını yapsa da?
Zaman zaman Musevi din adamlarıyla görüştüğünü söyleyip, onlara, "Bakın, antisemitizmi insanlık suçu olarak ilan eden siyasi liderlerden bir tanesiyim" dediğini belirtse de?
Yahudi kuruluşları temsilcileriyle yaptığı görüşmede, "Ümit ediyoruz ki Türkiye ile İsrail arasındaki sorunlar ortadan kalkacak ve eskiden olduğu gibi iyi bir seviyeye gelecek. İki ülke arasında ortak çıkarlar var, aşırıcılık ve terörle mücadele bunlar arasında. Bu aynı zamanda ABD'nin de söz konusu ülkelerle ortak çıkarı" ifadelerine yer verse de?
"ABD ve Başkan Obama arasındaki ilişkiler sekteye uğradı mı acaba?" sorusuna, "Türkiye-Amerikan ilişkilerinde böyle bir şey var diye araya bir fitne sokmanın hiçbir anlamı yok. Bunu bozmaya çalışanlara fırsat vermeyiz ve Amerika'nın da buna fırsat vermeyeceğine inanan bir liderim. Ve şu anda sizler kanalıyla da bu tür dezenformasyonlara kesinlikle itibar etmeyiz, müsaade de etmeyiz" yanıtını verse de?
ABD'li yetkililer, en düşüğünden Başkanı'na kadar pek sıcak bir karşılama yapmadılar, davranışlarında, konuşmalarında "tavırlı" olduklarını net bir şekilde gösterdiler.
Tavırlar daha Erdoğan ABD'ye ayak bastığında başladı. Erdoğan'ı Andrews Hava Üssü'nde hiçbir Amerikalı yetkili karşılamadı. Karşılama merasiminin başında onbaşı olduğu, Türk heyeti uçak merdivenlerinden indiği sırada tören heyetinin hala yerini almadığı görüldü.
ABD Başkanı Obama ile görüşüp görüşmeyeceği son ana kadar belli değildi. Büyük uğraşlar sonucunda zorla da olsa bir görüşme ayarlanabildi.
50 dakika süren Erdoğan-Obama görüşmesinden sonra Obama, kendisine sorulan, "Erdoğan'ı bir otoriter olarak görüp görmediği" sorusuna, "Türkiye'de benim rahatsız olduğum bazı eğilimlerin olduğu sır değil" ifadelerini kullandı ve Erdoğan Yönetimi'nin "basına karşı benimsediği yaklaşımın, Türkiye'yi çok rahatsız edici bir yola sürükleyebileceğini" söyledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Elizabeth Trudeau, düzenlediği basın toplantısında, bir soru üzerine şu açıklamayı yaptı: "Brookings Enstitüsü'nde protestocular ve Türk güvenlik personeli arasındaki gerilime dair haberleri gördük. Birçok kere ifade ettiğimiz gibi biz ifade özgürlüğü ve barışçıl protesto hakkına saygı gösteririz. Barışçıl protestoculara karşı şiddet kesinlikle kabul edilemez."
Erdoğan'ın düşünce kuruluşları ile yaptığı görüşmeye dair ABD'de yayınlanan Foreign Policy dergisinin internet sitesinde, görüşmeye katılan bir düşünce kuruluşu temsilcisinin izlenimleri aktarıldı. Temsilci şunları ifade etti: "ABD ve Türkiye arasında Suriye'deki Kürt yapılanması PYD ve onun silahlı kolu YPG üzerindeki anlaşmazlık devam ediyor. Türkiye PYD ve YPG'yi 'terör örgütü' ve PKK'nın uzantısı olarak görürken, ABD PYD'nin Suriye'de IŞİD'e karşı yürütülen mücadelede önemli bir ortak olduğunu ifade ediyor."
Yeni Amerika Güvenliği Merkezi temsilcilerinden Julie Smith ise, "Eğer Sayın Cumhurbaşkanı ABD'yle ilişkileri tekrar rayına oturtmak istiyorsa, birkaç günlük temaslardan daha fazlasına ihtiyacı var. Washington Erdoğan'ın başta basın özgürlüğü olmak üzere, Türkiye'deki adımlarından son derece rahatsız" dedi.
Erdoğan Washington'da kaldığı St. Regis otelinde yaptığı yemekli toplantıya katılımcıları gösteren listedeki skandallar dikkatleri çekti. Şu an görev yapmayan birçok kişi, listede görevdeymiş gibi aktarıldı. Amerikan Foreign Policy dergisinde yemekle ilgili yayımlanan yazıda John Hudson, Obama yönetiminden hiç bir yetkilinin bu yemeğe davetli olduğu halde katılmadığını belirterek şunları kaydetti: "Obama yönetiminden tek bir yetkilinin yemeğe katılmaması iki güç arasındaki güvenilmez ortamı ortaya koyuyor."
Evet, listeyi uzatabiliriz ama skandallarla dolu bir ABD ziyareti gerçekleşti.
Onbaşı düzeyinde karşılama, gazeteci protestosu ve ABD yönetiminin bu konuda Erdoğan'a çatması, PYD'yi Türkiye'ye tercih etme, ciddi eleştiriler, isteksiz ve zoraki randevular, davete icabet etmeme, bozulan ilişki itirafları, "iki güç arasındaki güvenilmez ortam" ifadeleri vs vs.
Erdoğan'ın, zaman zaman yalnız kaldığımızı hissetsek de" ifadesini buna eklersek, okyanus ötesiyle ilişkilerde işlerin eskisi gibi gitmediği açıkça görülüyor.
Kısaca model ortaklıkla sona doğru?
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, sık sık "Ne AB, Ne ABD tek çözüm Bağımsız Türkiye" derken, boşuna konuşmuyor, ya da taşeron siyasilerimize "Saddam", "Şerif Hüseyin" uyarısı yaparken de iş olsun diye uyarmıyor.
Eninde sonunda bu sonuca varılacağı belliydi.
Değişik ortamlarda yaptığı açıklamalarda, "model ortaklık" vurgusu yapsa da?
ABD'nin Suriye'deki savaşı Türkiye'nin desteği olmadan kazanamayacağını vurgulayıp, "Bize ihtiyacınız var" mesajı verse de?
Koalisyon güçlerinin bir parçası olmaları gerektiğinin altını çizse de?
"Rusya devlet terörü estiren zalim Esed'e zemin hazırladı ve bir ikilemin içine düştü" suçlamalarını yapsa da?
Zaman zaman Musevi din adamlarıyla görüştüğünü söyleyip, onlara, "Bakın, antisemitizmi insanlık suçu olarak ilan eden siyasi liderlerden bir tanesiyim" dediğini belirtse de?
Yahudi kuruluşları temsilcileriyle yaptığı görüşmede, "Ümit ediyoruz ki Türkiye ile İsrail arasındaki sorunlar ortadan kalkacak ve eskiden olduğu gibi iyi bir seviyeye gelecek. İki ülke arasında ortak çıkarlar var, aşırıcılık ve terörle mücadele bunlar arasında. Bu aynı zamanda ABD'nin de söz konusu ülkelerle ortak çıkarı" ifadelerine yer verse de?
"ABD ve Başkan Obama arasındaki ilişkiler sekteye uğradı mı acaba?" sorusuna, "Türkiye-Amerikan ilişkilerinde böyle bir şey var diye araya bir fitne sokmanın hiçbir anlamı yok. Bunu bozmaya çalışanlara fırsat vermeyiz ve Amerika'nın da buna fırsat vermeyeceğine inanan bir liderim. Ve şu anda sizler kanalıyla da bu tür dezenformasyonlara kesinlikle itibar etmeyiz, müsaade de etmeyiz" yanıtını verse de?
ABD'li yetkililer, en düşüğünden Başkanı'na kadar pek sıcak bir karşılama yapmadılar, davranışlarında, konuşmalarında "tavırlı" olduklarını net bir şekilde gösterdiler.
Tavırlar daha Erdoğan ABD'ye ayak bastığında başladı. Erdoğan'ı Andrews Hava Üssü'nde hiçbir Amerikalı yetkili karşılamadı. Karşılama merasiminin başında onbaşı olduğu, Türk heyeti uçak merdivenlerinden indiği sırada tören heyetinin hala yerini almadığı görüldü.
ABD Başkanı Obama ile görüşüp görüşmeyeceği son ana kadar belli değildi. Büyük uğraşlar sonucunda zorla da olsa bir görüşme ayarlanabildi.
50 dakika süren Erdoğan-Obama görüşmesinden sonra Obama, kendisine sorulan, "Erdoğan'ı bir otoriter olarak görüp görmediği" sorusuna, "Türkiye'de benim rahatsız olduğum bazı eğilimlerin olduğu sır değil" ifadelerini kullandı ve Erdoğan Yönetimi'nin "basına karşı benimsediği yaklaşımın, Türkiye'yi çok rahatsız edici bir yola sürükleyebileceğini" söyledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Elizabeth Trudeau, düzenlediği basın toplantısında, bir soru üzerine şu açıklamayı yaptı: "Brookings Enstitüsü'nde protestocular ve Türk güvenlik personeli arasındaki gerilime dair haberleri gördük. Birçok kere ifade ettiğimiz gibi biz ifade özgürlüğü ve barışçıl protesto hakkına saygı gösteririz. Barışçıl protestoculara karşı şiddet kesinlikle kabul edilemez."
Erdoğan'ın düşünce kuruluşları ile yaptığı görüşmeye dair ABD'de yayınlanan Foreign Policy dergisinin internet sitesinde, görüşmeye katılan bir düşünce kuruluşu temsilcisinin izlenimleri aktarıldı. Temsilci şunları ifade etti: "ABD ve Türkiye arasında Suriye'deki Kürt yapılanması PYD ve onun silahlı kolu YPG üzerindeki anlaşmazlık devam ediyor. Türkiye PYD ve YPG'yi 'terör örgütü' ve PKK'nın uzantısı olarak görürken, ABD PYD'nin Suriye'de IŞİD'e karşı yürütülen mücadelede önemli bir ortak olduğunu ifade ediyor."
Yeni Amerika Güvenliği Merkezi temsilcilerinden Julie Smith ise, "Eğer Sayın Cumhurbaşkanı ABD'yle ilişkileri tekrar rayına oturtmak istiyorsa, birkaç günlük temaslardan daha fazlasına ihtiyacı var. Washington Erdoğan'ın başta basın özgürlüğü olmak üzere, Türkiye'deki adımlarından son derece rahatsız" dedi.
Erdoğan Washington'da kaldığı St. Regis otelinde yaptığı yemekli toplantıya katılımcıları gösteren listedeki skandallar dikkatleri çekti. Şu an görev yapmayan birçok kişi, listede görevdeymiş gibi aktarıldı. Amerikan Foreign Policy dergisinde yemekle ilgili yayımlanan yazıda John Hudson, Obama yönetiminden hiç bir yetkilinin bu yemeğe davetli olduğu halde katılmadığını belirterek şunları kaydetti: "Obama yönetiminden tek bir yetkilinin yemeğe katılmaması iki güç arasındaki güvenilmez ortamı ortaya koyuyor."
Evet, listeyi uzatabiliriz ama skandallarla dolu bir ABD ziyareti gerçekleşti.
Onbaşı düzeyinde karşılama, gazeteci protestosu ve ABD yönetiminin bu konuda Erdoğan'a çatması, PYD'yi Türkiye'ye tercih etme, ciddi eleştiriler, isteksiz ve zoraki randevular, davete icabet etmeme, bozulan ilişki itirafları, "iki güç arasındaki güvenilmez ortam" ifadeleri vs vs.
Erdoğan'ın, zaman zaman yalnız kaldığımızı hissetsek de" ifadesini buna eklersek, okyanus ötesiyle ilişkilerde işlerin eskisi gibi gitmediği açıkça görülüyor.
Kısaca model ortaklıkla sona doğru?
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, sık sık "Ne AB, Ne ABD tek çözüm Bağımsız Türkiye" derken, boşuna konuşmuyor, ya da taşeron siyasilerimize "Saddam", "Şerif Hüseyin" uyarısı yaparken de iş olsun diye uyarmıyor.
Eninde sonunda bu sonuca varılacağı belliydi.
Murat Çabas / diğer yazıları
- 'Milli Ekonomi Modeli refah artışını toplumsal tabana yayar' / 21.02.2026
- 12. MEM Kongresi için Buhara’dan davet / 20.02.2026
- Dünyada barış ve huzur MEM ile sağlanır / 19.02.2026
- Bilim insanları Viyana’da ‘MEM’ dedi / 18.02.2026
- ‘Talep olmazsa arzın hiçbir anlamı yoktur’ / 17.02.2026
- "Milli Ekonomi Modeli bir zorunluluktur" / 14.02.2026
- BTP lideri Hüseyin Baş’ın kongre konuşması tarihi bir manifestoydu / 13.02.2026
- Milli Ekonomi Modeli ‘dinamik’ bir model / 12.02.2026
- 11. MEM Kongresi, tebliğ hazırlayan ve sunan bilim insanları, konular / 11.02.2026
- 11. MEM Kongresi bu hafta sonu Viyana’da / 04.02.2026
- 12. MEM Kongresi için Buhara’dan davet / 20.02.2026
- Dünyada barış ve huzur MEM ile sağlanır / 19.02.2026
- Bilim insanları Viyana’da ‘MEM’ dedi / 18.02.2026
- ‘Talep olmazsa arzın hiçbir anlamı yoktur’ / 17.02.2026
- "Milli Ekonomi Modeli bir zorunluluktur" / 14.02.2026
- BTP lideri Hüseyin Baş’ın kongre konuşması tarihi bir manifestoydu / 13.02.2026
- Milli Ekonomi Modeli ‘dinamik’ bir model / 12.02.2026
- 11. MEM Kongresi, tebliğ hazırlayan ve sunan bilim insanları, konular / 11.02.2026
- 11. MEM Kongresi bu hafta sonu Viyana’da / 04.02.2026

























































