Kritik NATO zirvesi sonrası değerlendirmelerimize devam edelim.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, gazetemizde yayımlanan dünkü makalesinde NATO'nun kuruluş amacı ve misyonu hakkında şunları yazmıştı:
"2. Dünya Savaşının ardından kurulan NATO, üye devletlerin bağımsızlıklarını ve toprak bütünlüklerini savunmak maksadıyla var edilen bir savunma teşkilatı? Bu savunma teşkilatının gayesi, anlaşmanın 5. maddesinde "Barış ve güvenliği sağlar" şeklinde yer almasına rağmen maalesef ABD'nin ve üye olmayan İsrail'in çıkarlarına hizmet ettiği herkesin kabul ettiği bir hakikattir."
Sözde 28 üyenin savunma birliği ama gerçekte ve pratikte 2 ülkenin maşası bir ittifak?
Hatta bırakın üye devletlerin savunulmasını, ABD-İsrail ikilisinin çıkarına uygun davranmayı reddeden bir üye varsa, NATO onun için bir aba altından sopa haline dönüşüyor.
NATO üyesi ülkelerin "derin devlet"leri ortadan kalkıyor, "derin NATO"laşıyor.
Yani bu ülkelerin siyasileri ve bu siyasilerle beraber hareket eden diğer yetkilileri milli menfaatleri bir kenara koyuyor, ABD-İsrail ikilisinin çıkarlarını ön planda tutuyor.
Batılı ülkelerin halklarında son yıllarda artan ABD, İsrail, küreselleşme ve kapitalizm karşıtlığının ve de 2006 yılından bu yana Milli Ekonomi Modeli'ni uygulayarak Milli Devlet vasfını yakalayan Rusya'ya olan hayranlıklarının temelinde de işte bu boyunduruktan, bu prangalardan kurtulma çabası vardır.
Şimdi bu gerçeklerden de yola çıkarak "Neden NATO" sorusuna cevap bulalım.
ABD, vatansever bir model uygulayan, alışılmıştan oldukça farklı olarak uluslararası hukuka uygun ve barışçıl bir politika uygulayan Rusya'ya karşı tek başına bir argüman üretememektedir.
Ukrayna politikasında çuvallayan, istediğini elde edemeyen ABD, Esad'ı tamamen devirme aşamasındayken bir anda Rusya kayasına toslamıştır.
Artık Rusya, ABD-İsrail ikilisinin parçalama kapsamında bulunan 22 İslam ülkesinin her biriyle ikili ilişkilerini geliştirmektedir. Adeta hangi taşı kaldırsalar karşılarında Rusya'yı bulmaktadırlar.
ABD, BM'yi kullanarak da Rusya'ya karşı bir mücadele yürütememektedir, çünkü Rusya ve Çin BM'de veto gücüne, ABD ile eşit şartlara sahiptir.
ABD, Rusya'ya karşı körüklediği yaptırımlarda da çuvallamıştır. Masa başında Rusya'ya karşı yaptırım sözü veren Avrupa ülkelerinin hiçbirisi pratikte bu sözlerine bağlı kalmamışlar, Rusya ile bir gerilime girmekten kaçınmışlardır.
Bütün bu koşullar, ABD'yi, içinde Rusya'nın olmadığı tek ittifak olan NATO'yu devreye koymaya itmiştir.
ABD-İsrail ikilisi NATO kalkanını kullanarak şunları hedeflemektedir:
Rusya'nın aktif olarak İslam ülkelerinin yanında yer aldığı Ortadoğu'da, terör üzerinden elde edilen Büyük İsrail kazanımlarının korunması?
BOP kapsamında gerçekleştirilen işgalin meyveleri toplanırken, riskin ve sorumluluğun 28 ülkeye pay edilmesi?
Gerilimin ABD-İsrail arasında değil de NATO-Rusya arasında olmasının sağlanması?
Bu çerçevede soğuk savaşın sıcağa dönüşme ihtimali olursa, çatışmaların ABD'den uzak, NATO kapsamında Karadeniz, Baltık cumhuriyetleri ve de Türkiye'de gerçekleşmesini sağlama?
Rusya'ya meyilli olan Almanya, Fransa, Hollanda ve diğer Avrupa ülkelerinin ABD ile müttefiklikten kopmaması için sözde NATO-Rusya gerilimiyle taraf yapılarak Rusya'dan uzaklaştırılması?
NATO-Rusya gerilimi, IŞİD'le mücadele, terör örgütü PYD'nin sınır komşumuz olması bahane edilerek NATO'nun Türkiye'de konuşlandırılması, bu sayede hem Suriye'deki ve Irak'taki büyük İsrail kazanımlarının korunması, hem de Büyük İsrail koridorunun Akdeniz'e Türkiye üzerinden tamamlanmasının sağlanması?
Ve daha bilemediğimiz birçok neden de olabilir.
Hangi nedenler olursa olsun Türkiye açısından sonuç, işbilmez ve "NATO kafa NATO mermer" siyasilerimiz sebebiyle hep fiyaskodur.
Cephe ülke olmaktır, can kaybıdır, işgaldir, bölünmedir, parçalanmadır.
Yazımızı Prof. Dr. Baş'ın şu tarihi tespitiyle bitirelim:
"Türkiye, her seferinde eli boş döndüğü Batı kapısı hakkında artık karar vermeli. Menfaatler üzerine kurulu bir dış politikayı seçemediği sürece sadece maşa olmaya mahkûmdur."
Çözüm, ABD'nin, İsrail'in maşası olarak Rusya'ya "Bizi Şangay beşlisine alın" diye yalvarmak değil, BRICS temsilcisi Gorbanovski'nin, "Türkiye olarak Milli Ekonomi Modeli'ni uygulayın, sizi BRICS'e alalım, BRICS-T olsun" ifadesindedir.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, gazetemizde yayımlanan dünkü makalesinde NATO'nun kuruluş amacı ve misyonu hakkında şunları yazmıştı:
"2. Dünya Savaşının ardından kurulan NATO, üye devletlerin bağımsızlıklarını ve toprak bütünlüklerini savunmak maksadıyla var edilen bir savunma teşkilatı? Bu savunma teşkilatının gayesi, anlaşmanın 5. maddesinde "Barış ve güvenliği sağlar" şeklinde yer almasına rağmen maalesef ABD'nin ve üye olmayan İsrail'in çıkarlarına hizmet ettiği herkesin kabul ettiği bir hakikattir."
Sözde 28 üyenin savunma birliği ama gerçekte ve pratikte 2 ülkenin maşası bir ittifak?
Hatta bırakın üye devletlerin savunulmasını, ABD-İsrail ikilisinin çıkarına uygun davranmayı reddeden bir üye varsa, NATO onun için bir aba altından sopa haline dönüşüyor.
NATO üyesi ülkelerin "derin devlet"leri ortadan kalkıyor, "derin NATO"laşıyor.
Yani bu ülkelerin siyasileri ve bu siyasilerle beraber hareket eden diğer yetkilileri milli menfaatleri bir kenara koyuyor, ABD-İsrail ikilisinin çıkarlarını ön planda tutuyor.
Batılı ülkelerin halklarında son yıllarda artan ABD, İsrail, küreselleşme ve kapitalizm karşıtlığının ve de 2006 yılından bu yana Milli Ekonomi Modeli'ni uygulayarak Milli Devlet vasfını yakalayan Rusya'ya olan hayranlıklarının temelinde de işte bu boyunduruktan, bu prangalardan kurtulma çabası vardır.
Şimdi bu gerçeklerden de yola çıkarak "Neden NATO" sorusuna cevap bulalım.
ABD, vatansever bir model uygulayan, alışılmıştan oldukça farklı olarak uluslararası hukuka uygun ve barışçıl bir politika uygulayan Rusya'ya karşı tek başına bir argüman üretememektedir.
Ukrayna politikasında çuvallayan, istediğini elde edemeyen ABD, Esad'ı tamamen devirme aşamasındayken bir anda Rusya kayasına toslamıştır.
Artık Rusya, ABD-İsrail ikilisinin parçalama kapsamında bulunan 22 İslam ülkesinin her biriyle ikili ilişkilerini geliştirmektedir. Adeta hangi taşı kaldırsalar karşılarında Rusya'yı bulmaktadırlar.
ABD, BM'yi kullanarak da Rusya'ya karşı bir mücadele yürütememektedir, çünkü Rusya ve Çin BM'de veto gücüne, ABD ile eşit şartlara sahiptir.
ABD, Rusya'ya karşı körüklediği yaptırımlarda da çuvallamıştır. Masa başında Rusya'ya karşı yaptırım sözü veren Avrupa ülkelerinin hiçbirisi pratikte bu sözlerine bağlı kalmamışlar, Rusya ile bir gerilime girmekten kaçınmışlardır.
Bütün bu koşullar, ABD'yi, içinde Rusya'nın olmadığı tek ittifak olan NATO'yu devreye koymaya itmiştir.
ABD-İsrail ikilisi NATO kalkanını kullanarak şunları hedeflemektedir:
Rusya'nın aktif olarak İslam ülkelerinin yanında yer aldığı Ortadoğu'da, terör üzerinden elde edilen Büyük İsrail kazanımlarının korunması?
BOP kapsamında gerçekleştirilen işgalin meyveleri toplanırken, riskin ve sorumluluğun 28 ülkeye pay edilmesi?
Gerilimin ABD-İsrail arasında değil de NATO-Rusya arasında olmasının sağlanması?
Bu çerçevede soğuk savaşın sıcağa dönüşme ihtimali olursa, çatışmaların ABD'den uzak, NATO kapsamında Karadeniz, Baltık cumhuriyetleri ve de Türkiye'de gerçekleşmesini sağlama?
Rusya'ya meyilli olan Almanya, Fransa, Hollanda ve diğer Avrupa ülkelerinin ABD ile müttefiklikten kopmaması için sözde NATO-Rusya gerilimiyle taraf yapılarak Rusya'dan uzaklaştırılması?
NATO-Rusya gerilimi, IŞİD'le mücadele, terör örgütü PYD'nin sınır komşumuz olması bahane edilerek NATO'nun Türkiye'de konuşlandırılması, bu sayede hem Suriye'deki ve Irak'taki büyük İsrail kazanımlarının korunması, hem de Büyük İsrail koridorunun Akdeniz'e Türkiye üzerinden tamamlanmasının sağlanması?
Ve daha bilemediğimiz birçok neden de olabilir.
Hangi nedenler olursa olsun Türkiye açısından sonuç, işbilmez ve "NATO kafa NATO mermer" siyasilerimiz sebebiyle hep fiyaskodur.
Cephe ülke olmaktır, can kaybıdır, işgaldir, bölünmedir, parçalanmadır.
Yazımızı Prof. Dr. Baş'ın şu tarihi tespitiyle bitirelim:
"Türkiye, her seferinde eli boş döndüğü Batı kapısı hakkında artık karar vermeli. Menfaatler üzerine kurulu bir dış politikayı seçemediği sürece sadece maşa olmaya mahkûmdur."
Çözüm, ABD'nin, İsrail'in maşası olarak Rusya'ya "Bizi Şangay beşlisine alın" diye yalvarmak değil, BRICS temsilcisi Gorbanovski'nin, "Türkiye olarak Milli Ekonomi Modeli'ni uygulayın, sizi BRICS'e alalım, BRICS-T olsun" ifadesindedir.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Murat Çabas / diğer yazıları
- Suriye’de ABD’nin çıkarına olan, bizim çıkarımıza mıdır? / 21.01.2026
- Suriye'de sorun gerçekten çözüldü mü? / 20.01.2026
- ‘Yargılanan, Türk siyasetinin ifade hürriyetiydi’ / 17.01.2026
- Suriye'deki çatışmalar, bütünlüğün olmayacağının bir göstergesi / 15.01.2026
- Emekli için kaynak yok diyenlere / 14.01.2026
- Trump, deliliğe vuruyor ama işin aslı öyle değil! / 13.01.2026
- Emeklinin talebi 20 bin lira mıydı? / 10.01.2026
- Vekil transferleri ve Meclis aritmetiği / 09.01.2026
- Bu süreçle iç cephe tahkim edilmez, zayıflatılır! / 08.01.2026
- Zorbalıkla payidar olunsaydı, Roma İmparatorluğu ayakta kalırdı / 06.01.2026
- Suriye'de sorun gerçekten çözüldü mü? / 20.01.2026
- ‘Yargılanan, Türk siyasetinin ifade hürriyetiydi’ / 17.01.2026
- Suriye'deki çatışmalar, bütünlüğün olmayacağının bir göstergesi / 15.01.2026
- Emekli için kaynak yok diyenlere / 14.01.2026
- Trump, deliliğe vuruyor ama işin aslı öyle değil! / 13.01.2026
- Emeklinin talebi 20 bin lira mıydı? / 10.01.2026
- Vekil transferleri ve Meclis aritmetiği / 09.01.2026
- Bu süreçle iç cephe tahkim edilmez, zayıflatılır! / 08.01.2026
- Zorbalıkla payidar olunsaydı, Roma İmparatorluğu ayakta kalırdı / 06.01.2026






























































































