FETÖ gitti, dinlerarası diyalog bitti zannediliyordu ama tüm hızıyla devam ettiğini maalesef görüyoruz. Çünkü FETÖ bir işgal projesi olan dinlerarası diyalog faaliyetlerinin sadece figüranıydı, piyonuydu; projenin sahibi ise Vatikan'dı.
Şimdi piyon gitti, projenin asıl sahibi en üst perdeden diyalog faaliyeti yürütüyor.
Önceki yazımda Hristiyanlıkta diyalog kelimesinin bizim anladığımız manada olmadığını, kendi teslis inançlarını bu projeyle empoze etmeye çalıştıklarını, bir misyonerlik faaliyeti olduğunu belirtmiştim. Bunu ben demiyorum, Vatikan'ın resmi yayın organı Kateşizm kitabında böyle tanımlanıyor.
Papa'nın Türkiye ziyareti, en üst düzey misyonerlik faaliyeti ve siyasi amaç taşıyor. Harbiye'deki Saint Esprit Katolik Kilisesi'nde (Kutsal Ruh Katedrali) yaptığı konuşmada, "Katolikliğin Anadolu'da doğduğunu" ve "Anadolu'nun Hristiyanlık için önemini" vurguladığı ifade edildi. Burada toplanan piskoposlar, rahipler, diyakonlar ve ruhani görevlilere, "Türkiye'deki Kilise küçük bir topluluktur. Fakat egemenliğin bir tohumu ve mayası gibi verimlidir" ifadelerini kullandı.
Dikkat ederseniz Papa, bu ifadelerinde, Anadolu'nun anavatanları olduğu vurgusunu yapıyor, yani sahipleniyor ve bunu pekiştirecek şekilde de "egemenliğin bir tohumu ve mayası" ifadesini kullanıyor. Egemenlik vurgusunun özellikle altının çizilmesi lazım. Unutmayalım, Papalar kelimeleri seçerek konuşurlar, sembollere çok önem verirler, bu ifadeler öylesine söylenmiş sözler değildir.
Papa, bildiğiniz gibi, perşembe günü Türkiye'ye geldi ve ilk günkü ziyaretler Ankara'daydı. Bir devlet başkanı olarak geldi, karşılandı, ağırlandı ve ekümenik bir dini lider olarak misyonerlik faaliyetlerine devam etti.
Ankara'da Beştepe'de Cumhurbaşkanı Külliyesi'nde ağırlandı. Burada Cihannüma Salonu'nda misafir edildi.
Bu salon, 360 derece panoramik mimarisi, dev kubbesi, Selçuklu-Osmanlı motifli altın varak süslemeleri, kristal avizeli akustik ışıkları ile üst düzey devlet yöneticileri için kullanıyor. Yani itibardan tasarruf edilmemiş!
FETÖ'nün dinlerararsı diyalog programlarından hatırladığımız, Müslüman ve Hristiyan ilahileri söyleyen koro yine sahnedeydi.
En çok dikkat çeken ilahi ise, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Mekke'de Medine'ye hicretinde, kendisini büyük bir sevdayla karşılayan Medine halkı tarafından, Peygamber'e özel övgülerle dolu, Peygamber için söylenen "Taleal Bedru" ilahisinin Papa'nın huzurunda(!) okunmasıydı.
O kadar yanlış bir tablo ortaya çıkardı ki, her kesimden ciddi tepkiler geldi, sosyal medya çalkalandı. Hz. Peygamber'e hitaben söylenen bu ilahinin Papa'nın ziyaretinde tercih edilmesi hangi mantığa hizmet ediyor?
Taleal Bedru ilahisinin anlamı şöyle:
Ay doğdu üzerimize / Veda tepesinden / Şükür gerekti bizlere / Allah'a davetinden.
Sen Güneş'sin, sen Ay'sın / Sen nur üstüne nursun / Sen süreyya ışığısın / Ey sevgili ey rasûl.
Ey bizden seçilen elçi / Yüce bir davetle geldin / Sen bu şehre şeref verdin / Ey sevgili hoş geldin.
Ey rasûl sana söz verdik / Doğruluktan ayrılamayız / Sen ey esenlik yıldızı / Senin sevginle doluyuz.
Peygamber Efendimize hitaben söylenen, O'na olan aşkı ifade eden bir ilahinin Papa'nın bulunduğu ortamda söylenmesi, itikadi sonuçları olacak nitelikte çok yanlış oldu. Bu yanlışın kamuoyu önünde düzeltilmesi lazım.
Eğer bir ilahi tavsiyesi istiyorlarsa, "Allah yolu yektir yek, Lailahe illallah, O birdir bir tektir tek Lailahe illallah" ilahisini tavsiye edebiliriz. Günün anlam ve önemine daha uygun olur.
Katedralde ayin, İznik'te ayin, Volkswagen Arena'da ayin… bunların hepsi Vatikan Devlet Başkanı ve Katoliklerin dini lideri olan bir Papa için üst düzey bir misyonerlik ve dinlerarası diyalog faaliyetidir. Ve son derece tehlikeli sonuçlar doğurabilecek faaliyetlerdir.
Yanlış anlaşılmasın, bir Hıristiyan vatandaşımızın ibadet özgürlüğü kapsamında dinini yaşamasından bahsetmiyoruz, yabancı bir devlet başkanının ülkemizdeki Hıristiyanlara ayin yaptırmasından bahsediyoruz.
Bundan 100 yıl önce de 1925 yılında İznik Konsili'nin 1600. yıldönümünde Papalık, İznik'te ayin yapmak için resmi başvuruda bulunmuştu. Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu talebi reddetmişti.
Atatürk, İznik'in Hristiyanlarca "ikinci Kudüs" olarak görülmesini ulusal egemenlik açısından bir tehdit olarak değerlendirdi. Zira bu tarz bir ziyaret, dini bir merkez oluşturma potansiyeli taşıyordu ve bu da egemenlik açısından ciddi bir kırılma yaratabilirdi. İşte bugün bu kırılmanın tohumları atılıyor.
Patrikhane'nin ekümenikliğini reddeden Atatürk'ün Papa'nın İznik'te ayin yapmasına izin vermesi beklenemezdi; fakat bugün Papa'ya ayin izni verenler, yarın Patrikhane'nin ekümenikliğine de yeşil ışık yakmış oluyorlar.
Çok tehlikeli bir süçten geçiyoruz, vesselam.
- Papa'nın Türkiye ziyaretinin siyasi hedefleri var / 27.11.2025
- Kim terör yandaşı: Süreci dayatanlar mı, yoksa eleştirenler mi? / 26.11.2025
- Öğretmenlerin mutsuzluğu derinleşiyor! / 25.11.2025
- Terörün başının ayağına gidilerek terörsüz Türkiye olur mu? / 22.11.2025
- ‘Vatandaşlık Maaşı’ Prof. Dr. Haydar Baş’ın projesi / 21.11.2025
- ABD, Suud'a F-35'leri İran için mi veriyor? / 20.11.2025
- Gazze tasarısına Rusya ve Çin neden çekimser kaldı? / 19.11.2025
- Borcun yükü dar gelirliye, gelirin aslan payı sermayeye / 18.11.2025
- Hazar'dan Akdeniz'e ABD güdümlü Türkiye-İsrail işbirliğinin taşları mı döşeniyor? / 15.11.2025



















































































