Hepimizin hayatta öncelikleri vardır. Bu öncelikleri genelde kendimiz belirleriz. Ama bir de hayatımızda istesek de koparıp atamayacağımız, inkar edemeyeceğimiz, sahiplenme mecburiyetinde olduğumuz değerler vardır.
Öncelik dediğimiz kavramlar kişilere göre çok değişken olabilir. Kimileri için sabah kahvesi veya çayı önceliktir. Kimileri için iş önceliktir. Kimileri için temizlik, kimileri için giyim-kuşam?
Ama vazgeçilmezlerin hemen hepsi her insan için hele hele Müslümanım, diyenler için aynıdır. Maddi bağlamda baktığımızda anne-baba, eş, çocuklar, kardeşler, dostlar, akrabalar, komşular diye bir kaçını sıralayabiliriz.
Manevi anlamda ise namaz, zikir, Kur'an, oruç, iyiliği yapmak ve tavsiye etmek, kötülükten kaçınmak ve kaçındırma noktasında uyarıcı olmak gibi İslam'ın temel ölçülerini sayabiliriz. Listeyi çokça da uzatabiliriz.
Günümüz insan gerçeğine bakacak olursak insanımız, kendi kendine tespit ettiği ve uygulamaya koyduğu öncelikleri hayatın vazgeçmezlerinin önüne geçirdiğini görüyoruz. Ve bu öncelikler hayatımızda o kadar çok yer kaplıyor ki, hayatımızda asıl olan vazgeçilmezlere neredeyse yer kalmıyor.
Peki, kendi önceliklerimizi ve de vazgeçilmez olanları hayatımızın tamamına sığdırabilir miyiz?
Evet. Birçok şekilde anlatılan şu örnek bunun ispatıdır.
Bir profesör sınıfa girer, öğrencilere, 'bugün bir deney yapacağız' der ve masanın altından bir kavanoz çıkarır.
Kavanozun içine tenis topu büyüklüğündeki taşları, kavanoz dolana kadar koyar. "Kavanoz doldu mu?" diye sorar. Salondakiler, evet der.
"Sahi mi?" diye karşılık verir profesör ve masanın altından biraz çakıl taşı çıkarır. Kavanozu önce sallayıp daha sonra içine çakıl taşlarını koyar. Kavanozu tekrar sallar. Böylece küçük taşlar, büyük taşların arasında kendilerine yer bulurlar.
Aynı soruyu tekrar sorar; "Kavanoz şimdi doldu mu?"
Öğrenciler suskundur ama biri "herhalde hayır!" der. Profesör, 'güzel' der ve masanın altından biraz da kum çıkarır. Kumu, kavanoza boşaltır. Kumlar, büyük taşlarla çakıl taşları arasındaki boşlukların hepsini doldurdu.
Sorusunu bir defa daha sorar; "Kavanoz doldu mu?" Öğrenciler hep bir ağızdan "hayır!" der.
Profesör yine 'güzel!" der ve masanın altından bir sürahi su çıkarır. Kavanoza ağzına kadar su doldurur. Kavanozun artık tamamen doluydu.
Profesör, öğrencilere; "Bu deneyden çıkarmamız gereken büyük hakikat nedir?" diye sorar.
Bir öğrenci; "Bir dersten verilen ödeviniz ne kadar çok olursa olsun, gerçekten gayret ederseniz, o ödevin arasına diğer ödevlerinizi de ilave edebilirsiniz."
"Hayır" der profesör. "Bu deneyin bize öğrettiği şey şu: Eğer büyük taşları önce koymazsanız, bir daha asla koyamazsınız. Sizin hayatınızdaki 'büyük taşlar' ne? Sağlığınız, aileniz, arkadaşlarınız, hedefleriniz, sevdiğiniz şeyleri yapmak?"
Örnek böyle. Bizler de hayatımızda ki, büyük taşların (ana öğelerin) neler olduğunu unutmamalıyız. Eğer böyle yapmazsak, hayatımızı diğer önemsiz şeylerle uğraşarak boşu boşuna yaşamış olacağız.
Eğer küçük şeylere öncelik verirsek, (çakıl, kum), hayatımız önemsiz şeylerle dolup geçecek. Bizim için daha önemli olan şeylere az zaman kalacak veya hiç zaman kalmayacak. Bu nedenle, kendi kendinize şu soruyu sormayı hiçbir zaman unutmayın, "Senin hayatının büyük taşları ne?" Bunu belirledikten sonra hayat kavanozunuza önce onları koyduğunuzdan emin olun!"
Hayata kavanozuna ilk önce nelerle doldurmamalıyız, sorusuna birkaç şık yazayım.
Mesela günün yarısını televizyon izleyerek geçirmek. Ya da telefon, internet. Veya barlar, eğlence mekanları, kahvehaneler, oyun salonlarında saatler harcamak. Veya bir araya gelip insanları çekiştirmek.
Bunları (örnekler artabilir) hayat kavanozunun içine ilk olarak koyarsak, o hayat kavanozunda asıllara yer kalmaz. Ve gün gelir, 'ne kadar boş bir hayat yaşamışım' derken o kavanoz çatlar ve de kırılır. Süpürür, çöpe atarlar. Kimse de hatırlamaz.
Hayata kavanozun öyle dolu olsun ki, sen olmasan bile geride kalanların hep başucunda olsun. Ona bakarak ilham alsınlar?
Öncelik dediğimiz kavramlar kişilere göre çok değişken olabilir. Kimileri için sabah kahvesi veya çayı önceliktir. Kimileri için iş önceliktir. Kimileri için temizlik, kimileri için giyim-kuşam?
Ama vazgeçilmezlerin hemen hepsi her insan için hele hele Müslümanım, diyenler için aynıdır. Maddi bağlamda baktığımızda anne-baba, eş, çocuklar, kardeşler, dostlar, akrabalar, komşular diye bir kaçını sıralayabiliriz.
Manevi anlamda ise namaz, zikir, Kur'an, oruç, iyiliği yapmak ve tavsiye etmek, kötülükten kaçınmak ve kaçındırma noktasında uyarıcı olmak gibi İslam'ın temel ölçülerini sayabiliriz. Listeyi çokça da uzatabiliriz.
Günümüz insan gerçeğine bakacak olursak insanımız, kendi kendine tespit ettiği ve uygulamaya koyduğu öncelikleri hayatın vazgeçmezlerinin önüne geçirdiğini görüyoruz. Ve bu öncelikler hayatımızda o kadar çok yer kaplıyor ki, hayatımızda asıl olan vazgeçilmezlere neredeyse yer kalmıyor.
Peki, kendi önceliklerimizi ve de vazgeçilmez olanları hayatımızın tamamına sığdırabilir miyiz?
Evet. Birçok şekilde anlatılan şu örnek bunun ispatıdır.
Bir profesör sınıfa girer, öğrencilere, 'bugün bir deney yapacağız' der ve masanın altından bir kavanoz çıkarır.
Kavanozun içine tenis topu büyüklüğündeki taşları, kavanoz dolana kadar koyar. "Kavanoz doldu mu?" diye sorar. Salondakiler, evet der.
"Sahi mi?" diye karşılık verir profesör ve masanın altından biraz çakıl taşı çıkarır. Kavanozu önce sallayıp daha sonra içine çakıl taşlarını koyar. Kavanozu tekrar sallar. Böylece küçük taşlar, büyük taşların arasında kendilerine yer bulurlar.
Aynı soruyu tekrar sorar; "Kavanoz şimdi doldu mu?"
Öğrenciler suskundur ama biri "herhalde hayır!" der. Profesör, 'güzel' der ve masanın altından biraz da kum çıkarır. Kumu, kavanoza boşaltır. Kumlar, büyük taşlarla çakıl taşları arasındaki boşlukların hepsini doldurdu.
Sorusunu bir defa daha sorar; "Kavanoz doldu mu?" Öğrenciler hep bir ağızdan "hayır!" der.
Profesör yine 'güzel!" der ve masanın altından bir sürahi su çıkarır. Kavanoza ağzına kadar su doldurur. Kavanozun artık tamamen doluydu.
Profesör, öğrencilere; "Bu deneyden çıkarmamız gereken büyük hakikat nedir?" diye sorar.
Bir öğrenci; "Bir dersten verilen ödeviniz ne kadar çok olursa olsun, gerçekten gayret ederseniz, o ödevin arasına diğer ödevlerinizi de ilave edebilirsiniz."
"Hayır" der profesör. "Bu deneyin bize öğrettiği şey şu: Eğer büyük taşları önce koymazsanız, bir daha asla koyamazsınız. Sizin hayatınızdaki 'büyük taşlar' ne? Sağlığınız, aileniz, arkadaşlarınız, hedefleriniz, sevdiğiniz şeyleri yapmak?"
Örnek böyle. Bizler de hayatımızda ki, büyük taşların (ana öğelerin) neler olduğunu unutmamalıyız. Eğer böyle yapmazsak, hayatımızı diğer önemsiz şeylerle uğraşarak boşu boşuna yaşamış olacağız.
Eğer küçük şeylere öncelik verirsek, (çakıl, kum), hayatımız önemsiz şeylerle dolup geçecek. Bizim için daha önemli olan şeylere az zaman kalacak veya hiç zaman kalmayacak. Bu nedenle, kendi kendinize şu soruyu sormayı hiçbir zaman unutmayın, "Senin hayatının büyük taşları ne?" Bunu belirledikten sonra hayat kavanozunuza önce onları koyduğunuzdan emin olun!"
Hayata kavanozuna ilk önce nelerle doldurmamalıyız, sorusuna birkaç şık yazayım.
Mesela günün yarısını televizyon izleyerek geçirmek. Ya da telefon, internet. Veya barlar, eğlence mekanları, kahvehaneler, oyun salonlarında saatler harcamak. Veya bir araya gelip insanları çekiştirmek.
Bunları (örnekler artabilir) hayat kavanozunun içine ilk olarak koyarsak, o hayat kavanozunda asıllara yer kalmaz. Ve gün gelir, 'ne kadar boş bir hayat yaşamışım' derken o kavanoz çatlar ve de kırılır. Süpürür, çöpe atarlar. Kimse de hatırlamaz.
Hayata kavanozun öyle dolu olsun ki, sen olmasan bile geride kalanların hep başucunda olsun. Ona bakarak ilham alsınlar?
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Akın Aydın / diğer yazıları
- Namus sadece CHP’de aranmamalı / 25.01.2026
- Kürt sorunu var mı, yok mu? / 24.01.2026
- ABD ile yürüyen doğruya ulaşamaz / 23.01.2026
- Uyuşturucuyu tabana yaydılar / 21.01.2026
- Sen bir katil ve sapıkla dost olur musun? / 20.01.2026
- Hakan Fidan ‘uyandık’ diyor / 19.01.2026
- PKK’yı bitirmek yerine büyüttüler / 18.01.2026
- Hepsi emeklilerin yanında / 17.01.2026
- Allah’a ve Resulüne muhalefetin bedelidir bu zillet / 16.01.2026
- Ortadoğu bataklığında Türkiye, kime dost kime düşman? / 14.01.2026
- Kürt sorunu var mı, yok mu? / 24.01.2026
- ABD ile yürüyen doğruya ulaşamaz / 23.01.2026
- Uyuşturucuyu tabana yaydılar / 21.01.2026
- Sen bir katil ve sapıkla dost olur musun? / 20.01.2026
- Hakan Fidan ‘uyandık’ diyor / 19.01.2026
- PKK’yı bitirmek yerine büyüttüler / 18.01.2026
- Hepsi emeklilerin yanında / 17.01.2026
- Allah’a ve Resulüne muhalefetin bedelidir bu zillet / 16.01.2026
- Ortadoğu bataklığında Türkiye, kime dost kime düşman? / 14.01.2026





























































































