Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'in, "Durum kontrolden çıkıyor, hayal edilemez bir noktaya doğru ilerliyor." sözleri, uluslararası diplomasinin geldiği çıkmazı bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Artık mesele sadece Orta Doğu'da yaşanan bir savaş değildir. Mesele, insanlığın vicdanının hangi noktada sustuğu ve uluslararası hukukun ne zaman yalnızca güçlülerin çıkarlarına göre işletildiği sorusudur.
Gazze'de her gün masum insanlar hayatını kaybediyor. Çocuklar açlıkla, hastalıkla ve bombalarla mücadele ediyor. Hastaneler çalışamaz hâle geliyor, yardım koridorları yetersiz kalıyor, diplomasi ise çoğu zaman açıklama yapmanın ötesine geçemiyor. Dünya ise bütün bunları canlı yayınlarda izliyor.
Asıl sorgulanması gereken de budur. Yirmi birinci yüzyılda bilgiye ulaşmanın saniyeler sürdüğü bir dünyada, vicdana ulaşmak neden bu kadar zor?
Tam da bu noktada, merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın yıllarca savunduğu düşünce sisteminin temelinde yer alan adalet anlayışı yeniden hatırlanmayı hak ediyor. Onun yaklaşımında uluslararası ilişkiler; güç dengeleri üzerine değil, insan onuru ve adalet üzerine kurulmalıydı. Güçlünün haklı sayıldığı bir düzenin, er ya da geç bütün insanlığı tehdit edeceğini dile getiriyordu. Bugün yaşanan tablo, bu bakış açısının neden hâlâ güncelliğini koruduğunu gösteriyor.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın ortaya koyduğu fikrî çizgi, sadece ekonomik veya siyasi bir model önermiyor; insanı merkeze alan bir medeniyet anlayışını savunuyordu. Çünkü adaletin olmadığı yerde barışın kalıcı olamayacağını, mazlumun korunmadığı bir dünyanın sonunda herkes için güvensiz bir dünyaya dönüşeceğini ifade ediyordu.
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın ortaya koyduğu siyasi duruş da aynı fikrî zeminden besleniyor. Kimden gelirse gelsin zulme karşı çıkılması, uluslararası hukukun herkese eşit uygulanması ve mazlumun kimliğine göre değişen bir vicdanın kabul edilemeyeceği yönündeki yaklaşımı, bugün Gazze konusunda sergilediği tavrın da temelini oluşturuyor.
Çünkü mesele Filistin, Gazze ya da herhangi bir coğrafyanın ötesindedir. Mesele, insan hayatının evrensel değer taşıyıp taşımadığıdır. Eğer bir çocuğun ölümü, hangi pasaportu taşıdığına göre farklı değerlendiriliyorsa, kaybedilen sadece o çocuk değildir; insanlığın ortak ahlakıdır.
Antonio Guterres'in uyarısı, aslında dünyanın aynaya bakması için son çağrılardan biridir. Ancak aynaya bakmak yetmez; o aynada görülen gerçekle yüzleşmek gerekir.
Gazze'de bombalar sadece binaları yıkmıyor. Sessizlik, adalet duygusunu; çifte standartlar ise uluslararası hukukun güvenilirliğini yıkıyor.
Bugün insanlığın ihtiyacı olan şey daha fazla diplomatik açıklama değil; ilkelere bağlı, tutarlı ve vicdanı merkeze alan bir duruştur. Çünkü adalet, sadece dostlar için istendiğinde değil; herkes için savunulduğunda adalet olur. Vesselam.
Gazze'de her gün masum insanlar hayatını kaybediyor. Çocuklar açlıkla, hastalıkla ve bombalarla mücadele ediyor. Hastaneler çalışamaz hâle geliyor, yardım koridorları yetersiz kalıyor, diplomasi ise çoğu zaman açıklama yapmanın ötesine geçemiyor. Dünya ise bütün bunları canlı yayınlarda izliyor.
Asıl sorgulanması gereken de budur. Yirmi birinci yüzyılda bilgiye ulaşmanın saniyeler sürdüğü bir dünyada, vicdana ulaşmak neden bu kadar zor?
Tam da bu noktada, merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın yıllarca savunduğu düşünce sisteminin temelinde yer alan adalet anlayışı yeniden hatırlanmayı hak ediyor. Onun yaklaşımında uluslararası ilişkiler; güç dengeleri üzerine değil, insan onuru ve adalet üzerine kurulmalıydı. Güçlünün haklı sayıldığı bir düzenin, er ya da geç bütün insanlığı tehdit edeceğini dile getiriyordu. Bugün yaşanan tablo, bu bakış açısının neden hâlâ güncelliğini koruduğunu gösteriyor.
Prof. Dr. Haydar Baş'ın ortaya koyduğu fikrî çizgi, sadece ekonomik veya siyasi bir model önermiyor; insanı merkeze alan bir medeniyet anlayışını savunuyordu. Çünkü adaletin olmadığı yerde barışın kalıcı olamayacağını, mazlumun korunmadığı bir dünyanın sonunda herkes için güvensiz bir dünyaya dönüşeceğini ifade ediyordu.
Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın ortaya koyduğu siyasi duruş da aynı fikrî zeminden besleniyor. Kimden gelirse gelsin zulme karşı çıkılması, uluslararası hukukun herkese eşit uygulanması ve mazlumun kimliğine göre değişen bir vicdanın kabul edilemeyeceği yönündeki yaklaşımı, bugün Gazze konusunda sergilediği tavrın da temelini oluşturuyor.
Çünkü mesele Filistin, Gazze ya da herhangi bir coğrafyanın ötesindedir. Mesele, insan hayatının evrensel değer taşıyıp taşımadığıdır. Eğer bir çocuğun ölümü, hangi pasaportu taşıdığına göre farklı değerlendiriliyorsa, kaybedilen sadece o çocuk değildir; insanlığın ortak ahlakıdır.
Antonio Guterres'in uyarısı, aslında dünyanın aynaya bakması için son çağrılardan biridir. Ancak aynaya bakmak yetmez; o aynada görülen gerçekle yüzleşmek gerekir.
Gazze'de bombalar sadece binaları yıkmıyor. Sessizlik, adalet duygusunu; çifte standartlar ise uluslararası hukukun güvenilirliğini yıkıyor.
Bugün insanlığın ihtiyacı olan şey daha fazla diplomatik açıklama değil; ilkelere bağlı, tutarlı ve vicdanı merkeze alan bir duruştur. Çünkü adalet, sadece dostlar için istendiğinde değil; herkes için savunulduğunda adalet olur. Vesselam.
Uğur Kepekçi / diğer yazıları
- Sessizliğin suça dönüştüğü yer: Gazze / 25.07.2026
- Hak edilmeyen makamın bedeli / 24.07.2026
- O gün sokaklara yansıyan Milli Ruh / 23.07.2026
- Kıbrıs sadece bir ada değil Milli Dava’dır / 22.07.2026
- Vatanı bölmek isteyenlere fırsat vermeyin / 21.07.2026
- Güç dengesinin değiştiği dünya / 20.07.2026
- İhanet unutulursa tekrar eder / 19.07.2026
- Uyanık olmak zorundayız / 18.07.2026
- Egemenlik teslim edilmez / 17.07.2026
- Fakirliği yönetmek değil, zenginliği paylaşmak / 16.07.2026
- Hak edilmeyen makamın bedeli / 24.07.2026
- O gün sokaklara yansıyan Milli Ruh / 23.07.2026
- Kıbrıs sadece bir ada değil Milli Dava’dır / 22.07.2026
- Vatanı bölmek isteyenlere fırsat vermeyin / 21.07.2026
- Güç dengesinin değiştiği dünya / 20.07.2026
- İhanet unutulursa tekrar eder / 19.07.2026
- Uyanık olmak zorundayız / 18.07.2026
- Egemenlik teslim edilmez / 17.07.2026
- Fakirliği yönetmek değil, zenginliği paylaşmak / 16.07.2026






















































