HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 16 EYLÜL 2021, PERŞEMBE

Yaşadıklarımız…

17.07.2021 00:00:00
'Yaşadıklarımız…' seslendirme dosyası:

Son günlerde yaşadıklarımız hiç de normal şeyler değil. 

Dünya genelinde olanlar zaten büyük bir kaosun habercisi gibi görünüyor.  Kanada gibi bir ülkede bile sıcaklıkların böylesine artması, küresel bir ısınmanın devam ettiğini; insan ırkının tehlike altında olduğunu işaret ediyor.

Su savaşları, petrol savaşlarının önüne geçti. Belki az petrol ile idare edilebilir ancak az su ile yaşamak mümkün değil. Afrika ülkelerindeki açlık, Güney Amerika ülkelerindeki yönetim krizleri, nükleer savaş tehditlerine aldırmamak düşünen insanlar için mümkün değil. 

Bütün bu sorunlara eklenen hızlı nüfus artışı, yetersiz tarım, sağlıksız yaşam alanları, denizlerin kirlenmesi gibi konularoldukça ürkütücü. Bir köye çekilip; "Dünyada ne olursa olsun, ben burada mutluyum" edebiyatı yapmak ise tüm bu gerçeklerle yüzleşmeyeceğimiz anlamına gelmiyor.

Galiba insanların en büyük sıkıntısı hiç de öyle maddi olaylar değil. Düşünme yeteneğini kaybetmeye başlaması ve bunun farkında olmaması. Kaz Dağları civarında yaşayanların siyanürlü altın aramasına aldırmaması onları nasıl ileride karşılaşacağı hastalık ve sakatlıklardan korumayacağı gibi, günümüzde yaşananlara kulak tıkaması da nihai sonucu değiştirmeyecek. 

Dünyadaki tüm sorunları elbette bizler halledemeyiz. Ancak kendi çevremizden başlayıp, yeryüzü bildirgesinde yer alan temiz toplum, temiz çevre, temiz yiyecek ve su, temiz insanlık gibi kavramları kabullenip birlik olmamız gerekiyor. 

Bencilliğin ve her konuda egoizmin böylesine kapitalist bir anlayış ile damarlarımıza zerk edildiği ortamın farkına varmak; sorunlara duyarlı bireyler olarak yaşamaya çalışmak bugünü kurtaramasak bile, gelecek kuşakların bilinçlenmesine yardımcı olacaktır. "Hayat bir gün o da bugün" diyerek sadece 18 saati baz almak, geleceğe ihanettir.  Çocuklarımıza, torunlarımıza, kısacası soyumuza ihanettir. 

Hoş, bu kadar vurdumduymaz politikacıların var olduğu; siyasetin oy avcılığı üzerine inşa edildiği bir ülkede devlet politikalarının bunların paralelinde olmaması mümkün değildir. Siz ne kadar kanun metni kabul ederseniz edin, uygulamacılar bu kanunlara dikkat etmiyorlar ve "Kanun şurada dursun, biz bildiğimizi yapalım, ona bir zararımız olmaz, o da bize zarar vermesin" diyen yönetim anlayışı sürüyor ise, vatandaş olarak yapacak bir şey kalmıyor. 

Konu sadece bir kanunu; uygulama veya uygulamama meselesi değildir. Konu; düzgün bir ahlak anlayışının topluma yerleştirilememesi, eğitim sisteminin iflas etmesi, zenginin fakire üstünlüğü, güçlünün güçsüze tahakkümü, yasaların eğilip bükülerek uygulanması meselesidir. 

Aileler kendi çocuklarına söz geçiremez, doğruyu anlatamaz duruma düşmüştür. Ahlak bacak arasına sıkışıp kalmış; namus başörtüsü kalkanına sarmalanmıştır. Oysa günümüzde ruhsal terbiyeden, ahlaktan, insanlık onurundan ve faziletten hiç bahsedilmemektedir. Din farklılaşmış, cennet ve cehennem korkusu ile yetişen, okudukça ateist kuralların egemen olduğu bir toplum yapısı insanımızı boşluğa düşürmüştür. 

Her ne yoldan olursa olsun varlık sahibi olmak, akıllı ve zeki insanların harcı gibi gösterilmekte; elindeki fırsatları değerlendirmemiş olanlar aptal, enayi gibi sıfatlandırılmaktadır. Çoğumuz en az bir kez "akıllı ol oğlum" lafını duymuş, yaşam düsturu olarak benimseyenlerle karşılaşmışızdır. Yani siz; zengin olmak ve rahat yaşamak için hırsızlık, yalancılık, dolandırıcılık yapmadığınız takdirde yoksul kalmaya mahkûmsunuz anlayışı yerleştirilmeye başlanmıştır.  Ben değil, biz için çalışanlardan bu anlayışı değiştirmeleri, koydukları hedeflere ulaşmak için her yol mubahtır düsturunu benimsemeleri istenmektedir. 

Namusu ile çalışmanın bir fazilet olmadığı ve bu tür insanların zaten zar zor geçinerek yaşadığı, birikimleri olamayacağı inancı topluma yerleşmiştir. Bu dönemde çok iyi okulları bitirdikleri halde iş bulamayan, ya da çok düşük maaşlarla çalışmak zorunda bırakılan kaliteli bir işçi ordusu yaratılmıştır. Bu durum gençlerin sadece gelecekle ilgili karamsarlığını körüklemekle kalmayıp, yoldan çıkmalarına, ülkeden kaçarak başka yerlerde yaşam arayışlarına da sebep olmaktadır. 

Artık eski ve köklü markalara sahip, verdiği sözü tutan iş adamları kalmamıştır. Mevcutlar da çok az sayıdadır. Çoğu, çarkın dişlilerine karşı duramamışlar, ya ayak uydurmak zorunda kalmışlar, ya da terki ticaret etmişlerdir. 

Haydar Hoca'nın Milli Devlet ve Milli Ekonomi Modeli'ni okudukça, küresel canavarların nasıl büyüdüklerini;  ülkelerin yerini markaların nasıl aldığını; sınırların çok uluslu şirketlerce nasıl yok edildiğini veya delindiğini görebiliyoruz. 

Kendinizden vazgeçseniz bile, çocuklarınızın geleceğini karartan bu durumla mücadele edin.  Onları geleceğe hazırlamak ve başarılarına destek olmak zorundayız. .

Yoksa, her geçen gün daha kötü bir dünyaya uyanmak zorunda kalacağız…

Yıldızlar bizi kurtaramayacak…

 
Taner Tümerdirim / diğer yazıları

Yeni Mesaj arşivinde 'tarihte bugün'

Yeni Mesaj Gazetesi arşivi 2001 yılına kadar eksiksiz içerikle erişime açık olup ayrıca tüm arşivde anahtar kelimelerle arama yapmak da mümkündür.

17.07.2020, 17.07.2019, 17.07.2018, 17.07.2017, 17.07.2016, 17.07.2015, 17.07.2014, 17.07.2013, 17.07.2012, 17.07.2011, 17.07.2010, 17.07.2009, 17.07.2008, 17.07.2007, 17.07.2006, 17.07.2005, 17.07.2004, 17.07.2003, 17.07.2002


logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 425 10 66
Faks: (212) 424 69 77
E-posta: [email protected] [email protected]


WhatsApp haber: (0542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2021

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez.