Avrupa'nın altın hesaplarında sessiz ama önemli bir hareketlilik var. Hollanda yaklaşık 86 ton altını New York ve Ottawa'dan Londra'ya taşıdı. Miktar elbette önemli ama asıl dikkat çekici olan miktar değil, adresin değişmesi. Hollanda merkez bankası De Nederlandsche Bank, kararın arkasında jeopolitik huzursuzluk, kriz hazırlığı, likidite ve altının gerektiğinde daha kolay kullanılabilmesi olduğunu söylüyor. Londra'nın dünyanın en önemli fiziksel altın piyasalarından biri olması da tercihte etkili.
Merkez bankaları onlarca ton altını bir yerden başka bir yere taşırken yalnızca bugünün piyasasını düşünmez. Birkaç yıl sonra ortaya çıkabilecek kötü senaryolar da hesabın içindedir. Resmi açıklama kararın teknik gerekçelerini anlatır ama bütün stratejik hesabı anlatmak zorunda değildir. Bu nedenle Hollanda'nın hamlesine yalnızca "altını daha likit hale getiriyorlar" diye bakmak bana eksik geliyor.
Londra daha güvenli mi?
Hollanda'nın hamlesini "Amerika'ya güven kalmadı" diye okumak kolay. Fakat bunun için elimizde yeterli kanıt yok. Üstelik altının Londra'ya taşınması, onu Batı finans sisteminin dışına çıkarmıyor. Yine de şu soru ortada duruyor: Altını yabancı bir ülkede tutmak fiziksel güvenlik açısından avantaj sağlayabilir ama kriz çıktığında o altına ne kadar hızlı ve hangi şartlarla ulaşabileceğiniz başka bir mesele.
Venezuela'nın İngiltere Merkez Bankası'nda tuttuğu yaklaşık 31 ton altın bunun somut örneklerinden biri. Caracas'taki siyasi iktidar ve İngiltere'nin tanıdığı yönetim konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle bu altınlar yıllarca süren bir hukuk mücadelesinin konusu oldu. Altın kasadan kaybolmadı. Sorun, üzerinde kimin işlem yapabileceğiydi. Venezuela bugün de bu rezervlere erişmeye çalışıyor.
Bu örnek Hollanda'nın kararının sebebini kanıtlamıyor. Böyle bir bağlantı kurmak doğru olmaz. Ama önemli bir gerçeği gösteriyor: Altının nerede durduğu ile sahibinin ona ne zaman ve hangi şartlarda erişebildiği aynı şey değil. Eskiden rezerv güvenliği denildiğinde daha çok kasanın fiziksel güvenliği düşünülürdü. Bugün siyasi ortam, yaptırımlar ve devletler arasındaki ilişkiler de hesabın içinde.
Almanya ve Türkiye
Bu tartışmada gözler doğal olarak Almanya'ya çevriliyor. Bundesbank'ın yaklaşık 3.350 ton altını bulunuyor. Bunun yarısından fazlası Frankfurt'ta, önemli bir bölümü New York'ta, kalan kısmı ise Londra'da tutuluyor. Alman merkez bankası New York'taki altının güvenli olduğunu ve burada tutulmasının kriz sırasında dolara çevrilebilme avantajını hala vurguluyor. Almanya buna rağmen 2013-2017 arasında New York ve Paris'ten yüzlerce ton altını Frankfurt'a getirdi. Yani Berlin'in hesabı hiçbir zaman "hepsi içeride olsun" şeklinde olmadı; güvenlik ile piyasa erişimi arasında bir denge arandı.
Türkiye'nin modeli de bu tartışmanın dışında değil. TCMB altınlarının önemli bölümünü Türkiye'de, bir bölümünü ise Londra gibi uluslararası piyasalara erişim sağlayan merkezlerde tutuyor. Ankara da yıllardır iki ihtiyacı birlikte gözetiyor: Altının mümkün olduğunca kendi kontrolünde olması ve gerektiğinde uluslararası piyasalarda kullanılabilmesi. Bu tercih Avrupa'daki tartışmadan aslında çok farklı değil. Fakat bugün değişen koşullar Türkiye'nin de aynı soruyu yeniden sormasını gerektirebilir: Olağan zamanda likidite sağlayan bu dağılım, ciddi bir siyasi veya finansal kriz sırasında ne kadar güvenli?
Avrupa henüz altınlarını topluca ülkelerine getirmiyor. Hollanda New York ve Ottawa'daki altının bir bölümünü Londra'ya taşıyor, Almanya New York'taki rezervinin önemli kısmını koruyor, Fransa ise bazı standart dışı ABD altınlarını satıp Avrupa piyasasından daha yüksek standartta altın aldı. Yani herkes aynı yöne gitmiyor. Fakat rezerv hesabında değişen bir şey var: Altının sadece güvenli bir yerde bulunması yetmiyor; gerektiğinde kullanılabilir olması da önem kazanıyor.
Londra'nın likiditesi var, Frankfurt'un doğrudan kontrol avantajı var, New York'un ise küresel finans piyasalarına erişim avantajı. Hiçbir adres risksiz değil. Normal zamanda güvenli görünen bir kasa ile kriz gününde kolayca erişilebilen bir kasa da her zaman aynı şey olmayabilir.
Belki önümüzdeki yıllarda asıl tartışma "Avrupa altınlarını ülkesine geri getirir mi?" Sorusu olmayacak. Daha zor olan soru şu olacak:
Kriz çıktığında o altın gerçekten kimin elinde olacak?
Cem Bürüç / diğer yazıları
- Avrupa altınının adresi değişiyor / 04.09.2026
- Rusya'nın gökyüzü savaş alanı / 03.09.2026
- ABD ve İngiltere: Özel ilişkinin bedeli / 02.09.2026
- Ukrayna'dan Hazar'a: Savaşın yeni cephesi oluşabilir mi? / 01.09.2026
- Rusya hemen çökmez ama yıpranıyor / 28.08.2026
- İsrail'in Suriye'deki asıl korkusu / 27.08.2026
- Milyarlarca avro isteyen Zelenskiy'ye Fedorov'dan yolsuzluk soruları / 26.08.2026
- Washington'ın Ortadoğu çıkmazı / 24.08.2026
- ABD: Değişen ortaklar, değişen tutumlar / 22.08.2026
- Sanchez'i ve Brüksel'i çevreleyen aşırı sağ Vox / 21.08.2026
- Rusya'nın gökyüzü savaş alanı / 03.09.2026
- ABD ve İngiltere: Özel ilişkinin bedeli / 02.09.2026
- Ukrayna'dan Hazar'a: Savaşın yeni cephesi oluşabilir mi? / 01.09.2026
- Rusya hemen çökmez ama yıpranıyor / 28.08.2026
- İsrail'in Suriye'deki asıl korkusu / 27.08.2026
- Milyarlarca avro isteyen Zelenskiy'ye Fedorov'dan yolsuzluk soruları / 26.08.2026
- Washington'ın Ortadoğu çıkmazı / 24.08.2026
- ABD: Değişen ortaklar, değişen tutumlar / 22.08.2026
- Sanchez'i ve Brüksel'i çevreleyen aşırı sağ Vox / 21.08.2026


























































