Milli Devlet’te ekonomiye genel bir bakış -1-
Devletlerin iktisadi olarak kendi ayakları üzerine durmadan siyasi sahada tam bağımsız olmaları mümkün değildir
18.08.2026 00:22:00
Haber Merkezi
Haber Merkezi





Devletlerin iktisadi olarak kendi ayakları üzerine durmadan siyasi sahada tam bağımsız olmaları mümkün değildir.
Sınırların önemini yitirdiği günümüzde, küresel manevralarla dünyaya hâkim olan güçlerin ekonomide Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere ilk empoze ettikleri görüş, ulus devlet anlayışının gereksizliğidir.
Uluslararası şirketlerin, IMF ve Dünya Bankası vasıtasıyla ülkelerin bütçelerine yön verdiği, kaynaklarını ve her türlü gelirlerini ele geçirdiği bir dönemde yaşıyoruz.
Global firmaların ciroları hatırı sayılır büyüklükteki devletlerin GSMH'sından daha fazla bir noktaya gelmiştir.

1994 yılında en büyük 5 global firmanın satış hasılatı 871 milyar dolar iken, aynı yıl tüm az gelişmiş ülkelerin GSYİH 77 milyar dolar düzeyinde idi. İlk 20 firmanın piyasa değeri 2017 itibari ile 6,181 trilyon Dolardır.
Küresel oyunlar sonucunda Türk ekonomisinin sürüklendiği noktada, artık ülkemizin vergi gelirlerinin tamamı, iç ve dış borçlarımızın faizlerini dahi karşılayamaz durumdadır.
Türkiye, yüksek faiz–döviz–borç kısır döngüsü içindedir. Kâr getiren birçok kamu kuruluşu, değerinin çok altında bedelle özelleştirilmiştir. Türkiye piyasalarında bulunan para miktarı ise yeterli değildir.
Piyasalardaki bu açığın kapatılması için Merkez Bankası'nın para basarak para temin etmesi gerekir iken; bu işleri, bankaların çek ve kredi kartlarıyla ve ürettikleri kaydi para ile yapmaları istenmektedir.
Piyasada kullanılan bu araçlarla, bankalar, faiz işleterek yeni bir kazanç kapısı elde etmektedirler. Devlet ise, para basma vazifesini yerine getirmediği için Hazine ihaleleri ile global finans aktörlerine borçlandırılmaktadır.

Bu ihaleler, bankalar ve para ile para kazanan sermaye grupları için yeni bir gelir kapısı olmaktadır.
Türkiye'de devlet, piyasanın ihtiyacı olan emisyonu sağlayamadığı için; yüklü faizli borç yöntemiyle bu açığı, ABD Merkez Bankası (FED) gidermekte ve yabancı para birimleri milli paramızın yerini almaktadır.
Gelinen noktada, böyle bir ülkede milletin refahından ve yararından bahsetmek zor, belki de imkânsızdır.
O halde, Türk milletinin ve aslında kapitalist anlayışın altında ezilen tüm halkların hakkını vermek için, her sahada olduğu gibi ekonomi sahasında da yepyeni bir modeli oluşturarak hayata geçirmeye mecburuz. Bu bağlamda tam bağımsız Sosyal Devlet/Milli Devlet anlayışının, milli bir ekonomiden mahrum olması düşünülemez.

Bu cümleden olarak Milli Ekonomi Modeli, yukarıda kısaca değindiğimiz ülkemizin sıkıntılarının yanında, bugüne kadar hiçbir iktisadi sistemde halledilemeyen şu 3 mesele temel alınarak doğmuştur ve bunlara çözüm getirmektedir:
– Adil bir gelir dağılımı,
– Sürekli büyümenin yakalanması,
– Tam istihdamın sağlanması, yani işsizlik sorunun halledilmesi.
Tanım olarak, "insanın sınırlı ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklardan karşılanması ilmi ve yine ülkelerin gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti üretebilme gücüne sahip olmasının yanı sıra, iç ve dış harcamalarını borçlanmadan temin edebilmesinin formülü" şeklinde ifade edebileceğimiz Milli Ekonomi Modelimiz, ülkelerin ve milletlerin kalkınmasının ve ekonomik bağımsızlığının tek yoludur.
Milli Ekonomi Modeli, ülkelerin kalkınmasında sosyal refahı sağlamalarında kendi kendine yeter bir çözümü ortaya koymaktadır. Esasında bu son derece önemli bir noktadır. Hiç kimseye bağlı olmadan kalkınabilen ülkelerin siyasi olarak da bağımsız olmaları mümkün olacaktır.

Milli Ekonomi Modeli'nin en önemli özelliği, insana verdiği değerin bir göstergesi olarak tüketim yanlısı bir analize dayalı olmasıdır. Liberal–kapitalist modellerin –kaynakların kıt olduğu yanlışından yola çıktıkları için– esas aldıkları bir sınıf vardır ki, bu kesim topluma yön veren küçük bir azınlıktır.
Yani mevcut sistemler, yalnızca gücü elinde bulundurana hizmet etmektedir. Milli Devlet'in ekonomi anlayışında ise, şimdiye kadar hiçbir sistemin yapamadığı gerçekleşmekte; küçük bir azınlık değil, ezilen, hakları gasp edilen ve çoğunluk başta olmak üzere toplumun tamamının çıkarları dikkate alınmaktadır.
Getirilen çözüm önerileri, öncelikle dar gelirli kesimin güçlendirilmesine yöneliktir. Tüketicinin güçlendirilmesiyle elde edilecek netice ise, piyasaların tamamının refahını temin edecek şekilde bir bütünlük arz etmektedir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)
Sınırların önemini yitirdiği günümüzde, küresel manevralarla dünyaya hâkim olan güçlerin ekonomide Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere ilk empoze ettikleri görüş, ulus devlet anlayışının gereksizliğidir.
Uluslararası şirketlerin, IMF ve Dünya Bankası vasıtasıyla ülkelerin bütçelerine yön verdiği, kaynaklarını ve her türlü gelirlerini ele geçirdiği bir dönemde yaşıyoruz.
Global firmaların ciroları hatırı sayılır büyüklükteki devletlerin GSMH'sından daha fazla bir noktaya gelmiştir.

1994 yılında en büyük 5 global firmanın satış hasılatı 871 milyar dolar iken, aynı yıl tüm az gelişmiş ülkelerin GSYİH 77 milyar dolar düzeyinde idi. İlk 20 firmanın piyasa değeri 2017 itibari ile 6,181 trilyon Dolardır.
Küresel oyunlar sonucunda Türk ekonomisinin sürüklendiği noktada, artık ülkemizin vergi gelirlerinin tamamı, iç ve dış borçlarımızın faizlerini dahi karşılayamaz durumdadır.
Türkiye, yüksek faiz–döviz–borç kısır döngüsü içindedir. Kâr getiren birçok kamu kuruluşu, değerinin çok altında bedelle özelleştirilmiştir. Türkiye piyasalarında bulunan para miktarı ise yeterli değildir.
Piyasalardaki bu açığın kapatılması için Merkez Bankası'nın para basarak para temin etmesi gerekir iken; bu işleri, bankaların çek ve kredi kartlarıyla ve ürettikleri kaydi para ile yapmaları istenmektedir.
Piyasada kullanılan bu araçlarla, bankalar, faiz işleterek yeni bir kazanç kapısı elde etmektedirler. Devlet ise, para basma vazifesini yerine getirmediği için Hazine ihaleleri ile global finans aktörlerine borçlandırılmaktadır.

Bu ihaleler, bankalar ve para ile para kazanan sermaye grupları için yeni bir gelir kapısı olmaktadır.
Türkiye'de devlet, piyasanın ihtiyacı olan emisyonu sağlayamadığı için; yüklü faizli borç yöntemiyle bu açığı, ABD Merkez Bankası (FED) gidermekte ve yabancı para birimleri milli paramızın yerini almaktadır.
Gelinen noktada, böyle bir ülkede milletin refahından ve yararından bahsetmek zor, belki de imkânsızdır.
O halde, Türk milletinin ve aslında kapitalist anlayışın altında ezilen tüm halkların hakkını vermek için, her sahada olduğu gibi ekonomi sahasında da yepyeni bir modeli oluşturarak hayata geçirmeye mecburuz. Bu bağlamda tam bağımsız Sosyal Devlet/Milli Devlet anlayışının, milli bir ekonomiden mahrum olması düşünülemez.

Bu cümleden olarak Milli Ekonomi Modeli, yukarıda kısaca değindiğimiz ülkemizin sıkıntılarının yanında, bugüne kadar hiçbir iktisadi sistemde halledilemeyen şu 3 mesele temel alınarak doğmuştur ve bunlara çözüm getirmektedir:
– Adil bir gelir dağılımı,
– Sürekli büyümenin yakalanması,
– Tam istihdamın sağlanması, yani işsizlik sorunun halledilmesi.
Tanım olarak, "insanın sınırlı ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklardan karşılanması ilmi ve yine ülkelerin gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti üretebilme gücüne sahip olmasının yanı sıra, iç ve dış harcamalarını borçlanmadan temin edebilmesinin formülü" şeklinde ifade edebileceğimiz Milli Ekonomi Modelimiz, ülkelerin ve milletlerin kalkınmasının ve ekonomik bağımsızlığının tek yoludur.
Milli Ekonomi Modeli, ülkelerin kalkınmasında sosyal refahı sağlamalarında kendi kendine yeter bir çözümü ortaya koymaktadır. Esasında bu son derece önemli bir noktadır. Hiç kimseye bağlı olmadan kalkınabilen ülkelerin siyasi olarak da bağımsız olmaları mümkün olacaktır.

Milli Ekonomi Modeli'nin en önemli özelliği, insana verdiği değerin bir göstergesi olarak tüketim yanlısı bir analize dayalı olmasıdır. Liberal–kapitalist modellerin –kaynakların kıt olduğu yanlışından yola çıktıkları için– esas aldıkları bir sınıf vardır ki, bu kesim topluma yön veren küçük bir azınlıktır.
Yani mevcut sistemler, yalnızca gücü elinde bulundurana hizmet etmektedir. Milli Devlet'in ekonomi anlayışında ise, şimdiye kadar hiçbir sistemin yapamadığı gerçekleşmekte; küçük bir azınlık değil, ezilen, hakları gasp edilen ve çoğunluk başta olmak üzere toplumun tamamının çıkarları dikkate alınmaktadır.
Getirilen çözüm önerileri, öncelikle dar gelirli kesimin güçlendirilmesine yöneliktir. Tüketicinin güçlendirilmesiyle elde edilecek netice ise, piyasaların tamamının refahını temin edecek şekilde bir bütünlük arz etmektedir." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)





















































































































