BOP'ta Türkiye'ye verilen görevler neler?
NATO için oluşturulan doktrinde neler var?
Aslında bu proje, başlangıcı 2. Dünya Savaşı yıllarına kadar değişen dünya koşullarında ABD çıkarlarına koşut olarak geliştirilen ve 1970'li yıllarda üzerinde daha da yoğunlaşan bir projedir.
George F. Kenan'ın da aralarında bulunduğu bir grup tarafından hazırlanan "Büyük Alan" adlı plan, gerçekte bugünün "BOP" un bir ön tasarımıdır.
F. Kenan 1947 Temmuz sayısında yazdığı bir makalede, Sovyetler Birliğine karşı " Çevreleme Planı " uygulamasını öngörmüştür.
Plana göre; Amerikan yayılmacılığı "Sovyetler Birliği" (Komünizm) tehdidi olmadan gerçekleşemezdi.
O nedenle Soğuk Savaş süresince bu tehdit, tüm olanaklarla pompalanmalıydı.
Yeni Dünya Düzeninde her bölgeye özel bir işlev yükleniyordu.
Savaş sonrasında başarılarını kanıtlayan ve artık ABD'nin denetiminde çalışacak olan "İki Büyük Fabrika", yani Almanya ve Japonya sanayi ülkelerine kılavuzluk edeceklerdi.
Dışişleri Bakanlığının 1949 tarihli bir muhtırasında belirtildiği gibi, 3. dünya ülkelerinin temel İşlevi, kapasite ülkeler için bir hammadde kaynağı ve bir pazar olarak hizmet etmek olacaktır.
Yani hamallık!
ABD Yönetimi, güçlü bir askeri ve ekonomik yardımla Türkiye'nin bağımsızlığını koruyabileceğini ve bölgede Sovyet yayılmasını önleyen bir duvar rolü oynayabileceğini umuyordu.
Türk Silahlı Kuvvetleri ABD yardımı sonucu ne kadar güçlenirse, Sovyetleri hayati stratejik önem taşıdığı kabul edilen bu bölgeden uzakta tutulmakta o kadar güvenebilir kabul edilecekti.
NATO daha kurulduğu yıllarda, "Büyük Ortadoğu Projesi"ni hazırlıyor ve Türkiye'ye biçtiği rolü belirliyordu.
1970'li yıllarda proje ABD'nin en büyük savaş, savunma, dış politika ve strateji uzmanı amansız savaşçı Prof. Albert Wohlstetter tarafından ele alınıyordu.
Projeyi 1970'lerin ortalarına doğru, "Güneybatı Asya Doktrini" adıyla gündeme geliyordu.
Türkiye'ye verilecek görevi de, "Türkiye, batıdan doğuya doğru bir köprüdür" gerekçesine dayandırıyordu.
Wohlstetter bu doktrinle, Ortadoğu petrolleri üzerinde ABD'nin mutlak denetimini amaçlıyordu.
Bu bağlamda Türkiye'ye de çok önemli görevler yüklüyordu.
1987 yılında Wohlstetter ile eski Dışişleri Bakanı Henry Kisinger ve Harvard Üniversitesinden siyasi tarihçi Prof. Samuel Hundington, Körfez'e saldırının yakın olduğunu ve NATO'nun burada görev almasına yönelik çalışmaların uygulamaya geçirilmesini istiyorlardı.
Ne var ki; Sovyetler Birliği ile çatışma göze alınamadığından bu gerçekleştirilemiyordu.
Brzezinski bu doktrin çerçevesinde 1979 yılında, İran'da iktidara gelen Humeyni'ye karşı Saddam Hüseyin'i savaşa sokarak, Ortadoğu ve Güneybatı Asya'da Sovyetler Birliği'nin yayılmasına set çekmeye çalışmıştır.
Başkanı Carter, Ocak 1980 yılında yaptığı, Ulusa Sesleniş konuşmasında bu doktrinden şöyle söz etmiştir:
"Şunu açık bir biçimde ifade etmeliyim ki; Körfez Bölgesini kontrol için dışarıdan bir güç müdahale ettiğinde ABD'nin hayati çıkarlarına bir saldırı olarak kabul edilecektir. Bu saldırıya karşı askeri güç kullanmak dahil bütün olanaklar seferber edilerek karşılık verilecektir."
Yani daha o tarihlerde tek dünya devleti olarak tasavvur edilen ve altyapısı hazırlanan ABD'nin çıkarları, her şeyin üzerinde tutuluyordu.
Irak Savaşıyla birlikte girilen ilişkilerin yeniden düzenlenmesi için ABD turuna çıkan TUSİAD'ın görüştüğü ABD Savunma Bakan Yardımcısı Poul Wolfowitz, Türkiye'ye; "Ortadoğu'da yeni bir dünya kuruluyor, biz de Ortadoğu yol haritamızı çiziyoruz. Türkiye de bu haritadaki yerini bulsun" mesajını göndermiştir.
Wolfowitz, Ortadoğu'da, Türkiye'den destek beklediklerini de söylemiştir.
23-24 Nisan 1999 tarihleri arasında Washington'da toplanan NATO zirvesinde aslında Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi'ne yönelik tehditler ve bunların önlenmesi ele alınarak, "Yeni NATO Stratejik Konsepti" kabul edilmiştir.
NATO'nun tehdit olarak kabul ettiği esaslar şunlardı:
Kitle imha silahlarının yaygınlaştırılmasını önlemek,
İnsan Hakları ihlallerini önlemek,
Demokrasiyi yerleştirmek,
Etnik çatışmaları önlemek,
Din ve mezhep çatışmalarını önlemek,
Terörü önlemek,
Uyuşturucu trafiğini (ticaretini) önlemek,
Toprak (sınır) anlaşmazlıkları önlemek,
Sabotaj ve organize suçları önlemek,
Kitlesel göç hareketlerini önlemek,
Başarısız reformları önlemek,
Başarısız devletleri önlemek,
Hayati enerji ikmal yollarının kesilmesini önlemek,
Kökten dinci akımları önlemek…
Dikkat edilirse, NATO'nun tehdit olarak algıladığı tüm unsurların hayata geçirilmesine, yine NATO öncülük ediyordu!
Yani NATO önce kendisine düşman oluşturuyor ve daha sonra ona müdahaleyi meşru hale getirmek suretiyle, ülkeleri işgal ediyordu.
CIA'nın düşünce kuruluşu olan, Ulusal İstihbarat Konseyinin dünyanın gelecekte nasıl olacağına dair geliştirdiği senaryoları içeren raporda şöyle denilmektedir:
"ABD'nin egemenliği dünyadaki tüm ulusların egemenliğinin üzerindedir.
ABD dünyanın en üst egmenlikli gücüdür.
Bu nedenlerle;
Avrupa Ortadoğu, Doğu, Orta ve Kuzey Asya'da kendisine rakip eşdeğer bir gücün oluşmasına kesinlikle izin vermeyecektir.
Dünyada hiçbir güç, ABD'nin küresel hareket yeteneğini, karada, denizde, uzayda ve sanal uzayda engellemeyecektir.
Tehlikeler oluşmadan, daha gelişme aşamasında iken saptanacak ve ABD; NATO, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi gibi kuruluşlara bağlı olmaksızın tek başına alacağı kararlarla "Önleyici vuruşla" önleyecektir.
Sonuç:
NATO'da olmak, uşaklıkla ve eşeklikten başka hiçbir mana ifade etmemektedir.
Zira NATO demek, ABD demektir.
Allah, NATO güzellemesi yapan bizdeki mankurtlara akıl ve ruh sağlığı versin.
Bu yazımızda Erol Bilbilik hocamızın çalışmalarından yararlanılmıştır.
Kendisini rahmet ve minnetle anıyoruz.
NATO için oluşturulan doktrinde neler var?
Aslında bu proje, başlangıcı 2. Dünya Savaşı yıllarına kadar değişen dünya koşullarında ABD çıkarlarına koşut olarak geliştirilen ve 1970'li yıllarda üzerinde daha da yoğunlaşan bir projedir.
George F. Kenan'ın da aralarında bulunduğu bir grup tarafından hazırlanan "Büyük Alan" adlı plan, gerçekte bugünün "BOP" un bir ön tasarımıdır.
F. Kenan 1947 Temmuz sayısında yazdığı bir makalede, Sovyetler Birliğine karşı " Çevreleme Planı " uygulamasını öngörmüştür.
Plana göre; Amerikan yayılmacılığı "Sovyetler Birliği" (Komünizm) tehdidi olmadan gerçekleşemezdi.
O nedenle Soğuk Savaş süresince bu tehdit, tüm olanaklarla pompalanmalıydı.
Yeni Dünya Düzeninde her bölgeye özel bir işlev yükleniyordu.
Savaş sonrasında başarılarını kanıtlayan ve artık ABD'nin denetiminde çalışacak olan "İki Büyük Fabrika", yani Almanya ve Japonya sanayi ülkelerine kılavuzluk edeceklerdi.
Dışişleri Bakanlığının 1949 tarihli bir muhtırasında belirtildiği gibi, 3. dünya ülkelerinin temel İşlevi, kapasite ülkeler için bir hammadde kaynağı ve bir pazar olarak hizmet etmek olacaktır.
Yani hamallık!
ABD Yönetimi, güçlü bir askeri ve ekonomik yardımla Türkiye'nin bağımsızlığını koruyabileceğini ve bölgede Sovyet yayılmasını önleyen bir duvar rolü oynayabileceğini umuyordu.
Türk Silahlı Kuvvetleri ABD yardımı sonucu ne kadar güçlenirse, Sovyetleri hayati stratejik önem taşıdığı kabul edilen bu bölgeden uzakta tutulmakta o kadar güvenebilir kabul edilecekti.
NATO daha kurulduğu yıllarda, "Büyük Ortadoğu Projesi"ni hazırlıyor ve Türkiye'ye biçtiği rolü belirliyordu.
1970'li yıllarda proje ABD'nin en büyük savaş, savunma, dış politika ve strateji uzmanı amansız savaşçı Prof. Albert Wohlstetter tarafından ele alınıyordu.
Projeyi 1970'lerin ortalarına doğru, "Güneybatı Asya Doktrini" adıyla gündeme geliyordu.
Türkiye'ye verilecek görevi de, "Türkiye, batıdan doğuya doğru bir köprüdür" gerekçesine dayandırıyordu.
Wohlstetter bu doktrinle, Ortadoğu petrolleri üzerinde ABD'nin mutlak denetimini amaçlıyordu.
Bu bağlamda Türkiye'ye de çok önemli görevler yüklüyordu.
1987 yılında Wohlstetter ile eski Dışişleri Bakanı Henry Kisinger ve Harvard Üniversitesinden siyasi tarihçi Prof. Samuel Hundington, Körfez'e saldırının yakın olduğunu ve NATO'nun burada görev almasına yönelik çalışmaların uygulamaya geçirilmesini istiyorlardı.
Ne var ki; Sovyetler Birliği ile çatışma göze alınamadığından bu gerçekleştirilemiyordu.
Brzezinski bu doktrin çerçevesinde 1979 yılında, İran'da iktidara gelen Humeyni'ye karşı Saddam Hüseyin'i savaşa sokarak, Ortadoğu ve Güneybatı Asya'da Sovyetler Birliği'nin yayılmasına set çekmeye çalışmıştır.
Başkanı Carter, Ocak 1980 yılında yaptığı, Ulusa Sesleniş konuşmasında bu doktrinden şöyle söz etmiştir:
"Şunu açık bir biçimde ifade etmeliyim ki; Körfez Bölgesini kontrol için dışarıdan bir güç müdahale ettiğinde ABD'nin hayati çıkarlarına bir saldırı olarak kabul edilecektir. Bu saldırıya karşı askeri güç kullanmak dahil bütün olanaklar seferber edilerek karşılık verilecektir."
Yani daha o tarihlerde tek dünya devleti olarak tasavvur edilen ve altyapısı hazırlanan ABD'nin çıkarları, her şeyin üzerinde tutuluyordu.
Irak Savaşıyla birlikte girilen ilişkilerin yeniden düzenlenmesi için ABD turuna çıkan TUSİAD'ın görüştüğü ABD Savunma Bakan Yardımcısı Poul Wolfowitz, Türkiye'ye; "Ortadoğu'da yeni bir dünya kuruluyor, biz de Ortadoğu yol haritamızı çiziyoruz. Türkiye de bu haritadaki yerini bulsun" mesajını göndermiştir.
Wolfowitz, Ortadoğu'da, Türkiye'den destek beklediklerini de söylemiştir.
23-24 Nisan 1999 tarihleri arasında Washington'da toplanan NATO zirvesinde aslında Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi'ne yönelik tehditler ve bunların önlenmesi ele alınarak, "Yeni NATO Stratejik Konsepti" kabul edilmiştir.
NATO'nun tehdit olarak kabul ettiği esaslar şunlardı:
Kitle imha silahlarının yaygınlaştırılmasını önlemek,
İnsan Hakları ihlallerini önlemek,
Demokrasiyi yerleştirmek,
Etnik çatışmaları önlemek,
Din ve mezhep çatışmalarını önlemek,
Terörü önlemek,
Uyuşturucu trafiğini (ticaretini) önlemek,
Toprak (sınır) anlaşmazlıkları önlemek,
Sabotaj ve organize suçları önlemek,
Kitlesel göç hareketlerini önlemek,
Başarısız reformları önlemek,
Başarısız devletleri önlemek,
Hayati enerji ikmal yollarının kesilmesini önlemek,
Kökten dinci akımları önlemek…
Dikkat edilirse, NATO'nun tehdit olarak algıladığı tüm unsurların hayata geçirilmesine, yine NATO öncülük ediyordu!
Yani NATO önce kendisine düşman oluşturuyor ve daha sonra ona müdahaleyi meşru hale getirmek suretiyle, ülkeleri işgal ediyordu.
CIA'nın düşünce kuruluşu olan, Ulusal İstihbarat Konseyinin dünyanın gelecekte nasıl olacağına dair geliştirdiği senaryoları içeren raporda şöyle denilmektedir:
"ABD'nin egemenliği dünyadaki tüm ulusların egemenliğinin üzerindedir.
ABD dünyanın en üst egmenlikli gücüdür.
Bu nedenlerle;
Avrupa Ortadoğu, Doğu, Orta ve Kuzey Asya'da kendisine rakip eşdeğer bir gücün oluşmasına kesinlikle izin vermeyecektir.
Dünyada hiçbir güç, ABD'nin küresel hareket yeteneğini, karada, denizde, uzayda ve sanal uzayda engellemeyecektir.
Tehlikeler oluşmadan, daha gelişme aşamasında iken saptanacak ve ABD; NATO, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi gibi kuruluşlara bağlı olmaksızın tek başına alacağı kararlarla "Önleyici vuruşla" önleyecektir.
Sonuç:
NATO'da olmak, uşaklıkla ve eşeklikten başka hiçbir mana ifade etmemektedir.
Zira NATO demek, ABD demektir.
Allah, NATO güzellemesi yapan bizdeki mankurtlara akıl ve ruh sağlığı versin.
Bu yazımızda Erol Bilbilik hocamızın çalışmalarından yararlanılmıştır.
Kendisini rahmet ve minnetle anıyoruz.
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Hacı Gaydan / diğer yazıları
- 1921 Anayasası “Kürtlere özerklik tanıdı” yalanı! / 27.01.2026
- Emeklinin de, Türkiye’nin de tek bir kurtuluşu var: ‘MEM’ / 26.01.2026
- Dünyanın hayranlık duyduğu tek lider: ATATÜRK / 20.01.2026
- Askeri hastaneler acilen açılmalı / 19.01.2026
- Grönland’ın ilk sahipleri Türklerdir Bay Trump! / 18.01.2026
- NATO’ya uşaklık ve eşeklik etmek! / 13.01.2026
- ‘Etnik grup’ vurgusu, CIA projesi! / 12.01.2026
- Gücün yoksa yatak odandan alırlar! / 06.01.2026
- Hedef Çin değil, Türkiye’dir! / 05.01.2026
- Türk milleti bu gerçeği anladığı gün… / 02.01.2026
- Emeklinin de, Türkiye’nin de tek bir kurtuluşu var: ‘MEM’ / 26.01.2026
- Dünyanın hayranlık duyduğu tek lider: ATATÜRK / 20.01.2026
- Askeri hastaneler acilen açılmalı / 19.01.2026
- Grönland’ın ilk sahipleri Türklerdir Bay Trump! / 18.01.2026
- NATO’ya uşaklık ve eşeklik etmek! / 13.01.2026
- ‘Etnik grup’ vurgusu, CIA projesi! / 12.01.2026
- Gücün yoksa yatak odandan alırlar! / 06.01.2026
- Hedef Çin değil, Türkiye’dir! / 05.01.2026
- Türk milleti bu gerçeği anladığı gün… / 02.01.2026

























































































