Türk milletinin tarihteki en büyük varoluş mücadelelerinden biri olan Kurtuluş Savaşı, yalnızca cephede kazanılan askeri başarılarla sınırlı kalmamış; bu zafer, diplomasi masasında taçlandırılarak geleceğimize yön vermiştir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Nutuk'ta "Benzeri görülmemiş bir siyasi zafer" olarak nitelediği Lozan Barış Antlaşması, modern Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin uluslararası alandaki tescili ve bağımsızlığının sarsılmaz tapusudur.
Lozan'ın taşıdığı tarihi ve hayati değeri tam olarak kavrayabilmek ise ancak bu antlaşmadan önce milletimize reva görülen karanlık dönemi ve Sevr'in getirmek istediği felaketi hatırlamakla mümkündür.
Sevr kıskacında bir imparatorluk ve Kurtuluş Savaşı'nın doğuşu
Balkan Savaşları'nın ağır sarsıntısının ardından I. Dünya Savaşı'nın mağlubiyetiyle yüzleşen Osmanlı İmparatorluğu, hem askeri hem siyasi hem de ekonomik açıdan Batılı güçlerin tam kontrolüne girmişti.
Anadolu toprakları dört bir yandan işgal edilirken, vatan evlatlarının can, mal, namus ve inanç güvenliği tamamen ortadan kalkmıştı.
İşgal altındaki İstanbul'da Osmanlı yönetimi iradesini kaybetmiş, İtilaf Devletleri'nin dayatmalarına boyun eğmek zorunda kalmıştı.
Bu esaretin resmi belgesi olan Sevr Antlaşması, Türk milletini Anadolu'nun dar bir bölgesine hapsetmeyi ve bağımsızlığını elinden almayı hedefleyen bir yıkım planıydı. Sevr şartlarına bakıldığında;
Trakya, İzmir ve çevresinin yönetimi Yunanistan'a; Güneydoğu Anadolu'daki birçok ilimiz Fransız denetimindeki Suriye'ye bırakılıyordu.
Boğazların yönetimi Türk iradesinden tamamen çıkarılarak uluslararası bir komisyona teslim ediliyordu.
Fırat'ın doğusunda özerk ve ardından bağımsız bir devlet kurulması öngörülüyor, Doğu Anadolu'da sınırlarını ABD'nin belirleyeceği bir Ermenistan devletinin temelleri atılıyordu.
Osmanlı ordusu 50 bin kişiyle sınırlandırılıyor, donanması tasfiye ediliyor ve ordu İtilaf Devletleri'nin denetimine veriliyordu.
Kapitülasyonlar müttefikler lehine ağırlaştırılarak geri getiriliyor, maliye tamamen yabancı komisyonların idaresine bırakılıyordu.
Ege adaları ve Musul gibi bölgelerin kaybı dahi Lozan'da değil, işte bu Sevr sürecinde gerçekleşmişti.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da başlattığı ve Türk milletinin canıyla, kanıyla yürüttüğü Kurtuluş Savaşı, işte bu yok oluş belgesini tarihin çöplüğüne atmak için verilmiş amansız bir kavgaydı.
Lozan'ın kazanımları ve "gizli madde" şehir efsanesinin sonu
Atatürk ve silah arkadaşlarının öncülüğünde yürütülen Kurtuluş Savaşı'nın zaferle sonuçlanmasıyla imzalanan Lozan Barış Antlaşması, Sevr'in bütün maddelerini çiğneyip geçmiştir. Lozan ile birlikte:
Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti uluslararası alanda resmen tanınmış, Avrupalı güçlerin "Şark Meselesi" adı altında Türkleri Anadolu'dan atma hayalleri son bulmuştur.
Kapitülasyonlar tamamen kaldırılarak Türkiye ekonomik bağımsızlığına kavuşmuştur.
Anadolu üzerinde hedeflenen vesayet planları ve hayali devlet projeleri tamamen reddedilmiştir.
Türkiye, herhangi bir ülkeye savaş tazminatı ödemeden, kendi sınırlarını ve bağımsızlığını tüm dünyaya kabul ettirmiştir.
Türkiye'de yaşayan tüm Müslüman unsurlar Türk milleti kimliği altında birleşmiş, gayrimüslimler azınlık statüsüne alınarak ulusal bütünlük tescillenmiştir.
Buna rağmen, zaman zaman Lozan'a yönelik "hezimet" nitelemeleri yapılabilmekte veya "Türkiye'nin 2023 yılına kadar madenlerini çıkaramayacağına dair gizli maddeler olduğu" iddiaları ortaya atılmaktadır.
Merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın da sıkça vurguladığı gibi, "Lozan Türkiye'nin tapusudur; Lozan ile Sevr maddeleri ayağın altına alınmıştır."
Ülkenin yeraltı kaynaklarının olmadığı veya çıkarılamadığı yönündeki mantık dışı iddialar, tarihsel gerçeklerle bağdaşmamaktadır.
Nitekim bu iddialara dair son nokta resmi kurumlarca da koyulmuştur. BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın çağrısıyla CİMER'e (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi) yöneltilen sorulara devletin verdiği resmi yanıt nettir: "Lozan Barış Anlaşması'nda gizli maddeler bulunmamakta olup, maden çıkartmamıza engel teşkil eden herhangi bir madde yer almamaktadır."
Bağımsızlık mirasına sahip çıkmak
Sevr'i bilmeden Lozan'ı anlamak, Kurtuluş Savaşı'nın büyüklüğünü kavramak mümkün değildir.
Sevr bir hezimet, işgal ve yok oluş belgesi iken; Lozan zafer, bağımsızlık ve yeniden dirilişin simgesidir.
BTP lideri Hüseyin Baş'ın da ifade ettiği gibi, Lozan'a ve bu antlaşmanın getirdiği kazanımlara yönelik haksız ithamlar, aslında dedelerimizin can vererek yürüttüğü Kurtuluş Savaşı'nın ruhunu zedelemektedir.
Lozan ile elde edilen uluslararası hakları, ekonomik özgürlüğü ve milli egemenliği korumak; geleceğe dönük en büyük sorumluluğumuzdur.
Göğsünde Atatürk sevgisi ve elinde ay-yıldızlı bayrakla yetişen yeni nesillere bu tarihi gerçekleri doğru aktarabildiğimiz sürece, Lozan ile kurulan bağımsız Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar payidar kalacaktır.
- ABD’nin çift cephe ve kaynak yetersizliği çıkmazı / 23.07.2026
- Pazarlıkla terör bitmez: "Çerçeve yasa" ve riskleri / 22.07.2026
- 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ve milli geleceğimiz / 21.07.2026
- Hürmüz'den Babülmendep'e gerilim ve küresel kriz / 20.07.2026
- 15 Temmuz sonrası demokrasi muhasebesi / 19.07.2026
- İran’ı değil, Beyaz Saray’ı durdurun! / 18.07.2026
- ABD’nin "İsrail’siz savaş" planına dikkat! / 17.07.2026
- BRICS’e not: Askeri caydırıcılık olmadan ekonomik güç korunamaz / 16.07.2026
- 15 Temmuz’un şifresi, gizlenen gerçekler ve vefa borcu / 15.07.2026























































