1. Dünya Savaşı sonrası dünyada monarşi ile yönetilen devletlerin bu yönetim şeklini terk ettiği ve yeni bir yönetim şekline doğru evrildiği görülürken, çok ilginç bir şekilde Osmanlı devleti, İngilizlerin Sevr'in kabulüne karşı sağladığı koltuk desteği yüzünden, monarşi düzeninin aynen devam ettirilmesine ses çıkartılmamıştır.
Bugün de yapılmak istenenin aynı şey olduğu konusunda, ciddi tartışmalar ve analizler söz konusu. Zira mevcut iktidarın, daha önceleri arkasına aldığı ve varlığı tartışmasız olan toplumsal destekten, çok büyük ölçüde kayıplar verdiği anlaşılmaktadır.
Özellikle de ekonomide yaşanan büyük krizlerin giderek daha da derinleşmesi karşısında halk kitleleri tarafından kendilerine sağlanan desteğin büyük ölçüde kaybolduğunu fark eden iktidar, ne olursa olsun bir dönem daha iktidara gelebilmek adına, çok kritik konularda taviz üstüne taviz veriyor.
Bahçeli tarafından startı verilen son gelişmelerin asıl nedenini ise, belki de yıllar geçtikten sonra tam manasıyla ancak öğrenme imkanımız olacaktır.
Elbette ki bizim de tahminlerimiz ve bildiklerimiz söz konusudur ancak, maalesef demokratik bir iklim ve konjonktür olmaması nedeniyle bildiklerimizi ertelemeye mecbur bırakılıyoruz.
Zira MHP'nin güvenlikçi politikalar ve yargı üzerindeki inkâr edilemez ağırlığını kaybetmemesi açısından, iktidarın devamından yana olmak gibi koşulsuz bir desteğe devam etmesi, kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkmakta ve bu durum tam olarak ta bu şekilde okunmaktadır.
Ak Parti'nin 23 yıllık iktidar olma geleneğinden vazgeçmesi demek, sudan çıkmış balık misali nefessiz kalması demektir. İktidardan inmek veya düşmek demek, AK Parti için canlı canlı toprağa defnedilmek kadar sıkıntı verici bir durum demektir.
Bugüne kadar hiç muhalefet sıralarında oturmamış parti mensuplarına böylesi bir durum, uçaktan inip eşeğe binmek gibi bir durumdur.
Geçen 23 yıllık süre içerisinde kendilerinin vekil, milletin ise asıl olduğunu unutmuşlar.
"Biz devletiz, yaz siz kimsiniz?" noktasında bir güç zehirlenmesi sendromu yaşayan iktidar sahipleri, ne pahasına olursa olsun adına "Terörsüz Türkiye!" denilen ve dışarıdan sipariş edildiği her haliyle belli olan tuzak bir proje ile, milletin nazarında kahraman olacaklarının hayalini kurmuşlardı.
Ama gelin görün ki, bu konuda tıpkı Suriye konusu gibi ellerinde patlamıştır!
Bugün terör örgütü tarafından ortaya konan alçakça bildiriye, milletimizin tamamı büyük bir tepki ve reaksiyon göstermiştir.
Türk milleti oynanan oyunun farkındadır.
Vakti zamanında Sevr'i Osmanlı'ya dayatıp karşılığında padişaha koltuk teklif eden Batılı devletler, şimdi de benzer bir senaryo ile toprak bütünlüğümüzü hedef almışlardır.
Kürtleri temsil etiği iddiasıyla ortaya çıkan azılı terör örgütü, ABD ve İsrail'in ileri karakolundan başka bir mana taşımamaktadır.
İlk zamanlar 1955'de EOKA'yı, 1965'de ASALA'yı,1978'de PKK'yı kim kurdu zannediyorsunuz?
Zamanında Sevr'i bu millete dayatamadılar ama Atatürk sayesinde.
Bugün de Atatürk ve onun devrimleri sayesinde dayatamayacaklar ve başaramayacaklar. Yapılmak isteneni anlamamak için ancak hain olmak lazımdır!
Güneydoğulu vatandaşlarımız istismar edilerek, Türkiye'nin bölünmesine karar verilmiştir!
"Terörsüz Türkiye" gibi, "Barış ve kardeşlik projesi" gibi saf ve temiz kavramlar üzerinden bu bölünme operasyon yürütülmektedir.
Suriye'de fiili olarak kurulu bulunan kukla devletin silahlı kuvvetleri, PKK terör örgütünün uzantılarından başkası değildir.
Hadi onlara silah bıraktır görelim!
İsrail ve ABD, terör örgütünün bildirisinden çok memnun kalmışlardır. Çünkü bu bildiriyi kaleme alan, onlardan başkası değildir. Asıl operasyonun merkezi ise, Suriye'nin kuzeyinde oluşturulan kukla yapıdır.
İleri aşamalarda Türkiye'nin Güneydoğusunda yeniden ve planlı terör olaylarının baş göstereceği, en son tahlilde ise işin referandum noktasına taşınacağı bilinmeyen bir hakikat değildir.
CHP lideri Özgür Özel'in bu ihanet bildirisine gerekli tepkiyi vermemmiş olması, teşkilatlarında büyük bir rahatsızlık yaratmıştır.
Bu süreçte Özgür Özel'den çok, Mansur Yavaş yaptığı açıklamalarıyla milletin gönlüne su serpmiştir.
Özgür Özel'in AB ve Batı yanlısı tutumu, en çok kendi teşkilatları tarafından eleştirilmiştir. Şayet Özel aklını başına almaz ve bu ihanet sürecine karşı Atatürk'ün partisi gibi karşı durmazsa, şu ana kadar yakaladığı desteği bir anda kaybedebilir.
Son olarak çare ve kurtuluş reçetesi nedir diyeceksiniz.
Atatürk ve Cumhuriyet paydasında bende varım diyen ne kadar siyasi parti ve STK'lar varsa, hepsi bir araya gelmelidir.
Siyaseten bu işin formülü, Türkiye ittifakıdır.
"Ya hep beraber, ya hiç birimiz."
Bugün de yapılmak istenenin aynı şey olduğu konusunda, ciddi tartışmalar ve analizler söz konusu. Zira mevcut iktidarın, daha önceleri arkasına aldığı ve varlığı tartışmasız olan toplumsal destekten, çok büyük ölçüde kayıplar verdiği anlaşılmaktadır.
Özellikle de ekonomide yaşanan büyük krizlerin giderek daha da derinleşmesi karşısında halk kitleleri tarafından kendilerine sağlanan desteğin büyük ölçüde kaybolduğunu fark eden iktidar, ne olursa olsun bir dönem daha iktidara gelebilmek adına, çok kritik konularda taviz üstüne taviz veriyor.
Bahçeli tarafından startı verilen son gelişmelerin asıl nedenini ise, belki de yıllar geçtikten sonra tam manasıyla ancak öğrenme imkanımız olacaktır.
Elbette ki bizim de tahminlerimiz ve bildiklerimiz söz konusudur ancak, maalesef demokratik bir iklim ve konjonktür olmaması nedeniyle bildiklerimizi ertelemeye mecbur bırakılıyoruz.
Zira MHP'nin güvenlikçi politikalar ve yargı üzerindeki inkâr edilemez ağırlığını kaybetmemesi açısından, iktidarın devamından yana olmak gibi koşulsuz bir desteğe devam etmesi, kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkmakta ve bu durum tam olarak ta bu şekilde okunmaktadır.
Ak Parti'nin 23 yıllık iktidar olma geleneğinden vazgeçmesi demek, sudan çıkmış balık misali nefessiz kalması demektir. İktidardan inmek veya düşmek demek, AK Parti için canlı canlı toprağa defnedilmek kadar sıkıntı verici bir durum demektir.
Bugüne kadar hiç muhalefet sıralarında oturmamış parti mensuplarına böylesi bir durum, uçaktan inip eşeğe binmek gibi bir durumdur.
Geçen 23 yıllık süre içerisinde kendilerinin vekil, milletin ise asıl olduğunu unutmuşlar.
"Biz devletiz, yaz siz kimsiniz?" noktasında bir güç zehirlenmesi sendromu yaşayan iktidar sahipleri, ne pahasına olursa olsun adına "Terörsüz Türkiye!" denilen ve dışarıdan sipariş edildiği her haliyle belli olan tuzak bir proje ile, milletin nazarında kahraman olacaklarının hayalini kurmuşlardı.
Ama gelin görün ki, bu konuda tıpkı Suriye konusu gibi ellerinde patlamıştır!
Bugün terör örgütü tarafından ortaya konan alçakça bildiriye, milletimizin tamamı büyük bir tepki ve reaksiyon göstermiştir.
Türk milleti oynanan oyunun farkındadır.
Vakti zamanında Sevr'i Osmanlı'ya dayatıp karşılığında padişaha koltuk teklif eden Batılı devletler, şimdi de benzer bir senaryo ile toprak bütünlüğümüzü hedef almışlardır.
Kürtleri temsil etiği iddiasıyla ortaya çıkan azılı terör örgütü, ABD ve İsrail'in ileri karakolundan başka bir mana taşımamaktadır.
İlk zamanlar 1955'de EOKA'yı, 1965'de ASALA'yı,1978'de PKK'yı kim kurdu zannediyorsunuz?
Zamanında Sevr'i bu millete dayatamadılar ama Atatürk sayesinde.
Bugün de Atatürk ve onun devrimleri sayesinde dayatamayacaklar ve başaramayacaklar. Yapılmak isteneni anlamamak için ancak hain olmak lazımdır!
Güneydoğulu vatandaşlarımız istismar edilerek, Türkiye'nin bölünmesine karar verilmiştir!
"Terörsüz Türkiye" gibi, "Barış ve kardeşlik projesi" gibi saf ve temiz kavramlar üzerinden bu bölünme operasyon yürütülmektedir.
Suriye'de fiili olarak kurulu bulunan kukla devletin silahlı kuvvetleri, PKK terör örgütünün uzantılarından başkası değildir.
Hadi onlara silah bıraktır görelim!
İsrail ve ABD, terör örgütünün bildirisinden çok memnun kalmışlardır. Çünkü bu bildiriyi kaleme alan, onlardan başkası değildir. Asıl operasyonun merkezi ise, Suriye'nin kuzeyinde oluşturulan kukla yapıdır.
İleri aşamalarda Türkiye'nin Güneydoğusunda yeniden ve planlı terör olaylarının baş göstereceği, en son tahlilde ise işin referandum noktasına taşınacağı bilinmeyen bir hakikat değildir.
CHP lideri Özgür Özel'in bu ihanet bildirisine gerekli tepkiyi vermemmiş olması, teşkilatlarında büyük bir rahatsızlık yaratmıştır.
Bu süreçte Özgür Özel'den çok, Mansur Yavaş yaptığı açıklamalarıyla milletin gönlüne su serpmiştir.
Özgür Özel'in AB ve Batı yanlısı tutumu, en çok kendi teşkilatları tarafından eleştirilmiştir. Şayet Özel aklını başına almaz ve bu ihanet sürecine karşı Atatürk'ün partisi gibi karşı durmazsa, şu ana kadar yakaladığı desteği bir anda kaybedebilir.
Son olarak çare ve kurtuluş reçetesi nedir diyeceksiniz.
Atatürk ve Cumhuriyet paydasında bende varım diyen ne kadar siyasi parti ve STK'lar varsa, hepsi bir araya gelmelidir.
Siyaseten bu işin formülü, Türkiye ittifakıdır.
"Ya hep beraber, ya hiç birimiz."
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Hacı Gaydan / diğer yazıları
- İnsanlık tarihinin en büyük iktisat modeli BTP’de / 02.02.2026
- Peygamberimizin tavsiyesi: “Türklerin dilini öğreniniz” / 28.01.2026
- 1921 Anayasası “Kürtlere özerklik tanıdı” yalanı! / 27.01.2026
- Emeklinin de, Türkiye’nin de tek bir kurtuluşu var: ‘MEM’ / 26.01.2026
- Dünyanın hayranlık duyduğu tek lider: ATATÜRK / 20.01.2026
- Askeri hastaneler acilen açılmalı / 19.01.2026
- Grönland’ın ilk sahipleri Türklerdir Bay Trump! / 18.01.2026
- NATO’ya uşaklık ve eşeklik etmek! / 13.01.2026
- ‘Etnik grup’ vurgusu, CIA projesi! / 12.01.2026
- Gücün yoksa yatak odandan alırlar! / 06.01.2026
- Peygamberimizin tavsiyesi: “Türklerin dilini öğreniniz” / 28.01.2026
- 1921 Anayasası “Kürtlere özerklik tanıdı” yalanı! / 27.01.2026
- Emeklinin de, Türkiye’nin de tek bir kurtuluşu var: ‘MEM’ / 26.01.2026
- Dünyanın hayranlık duyduğu tek lider: ATATÜRK / 20.01.2026
- Askeri hastaneler acilen açılmalı / 19.01.2026
- Grönland’ın ilk sahipleri Türklerdir Bay Trump! / 18.01.2026
- NATO’ya uşaklık ve eşeklik etmek! / 13.01.2026
- ‘Etnik grup’ vurgusu, CIA projesi! / 12.01.2026
- Gücün yoksa yatak odandan alırlar! / 06.01.2026


























































































