logo
28 EKİM 2026

ABD'nin güvenilirlik sınavı: Rusya, Ukrayna ve Trump’ın Kongre mücadelesi

28.10.2026 00:00:00
 
3 Kasım'da yapılacak ABD ara seçimleri, Donald Trump'ın Kongre'deki gücünü belirleyecek. Sonuçlar yalnızca Washington'daki siyasi dengeleri değil, Rusya-Ukrayna savaşına yaklaşımı ve Avrupa'nın güvenlik hesaplarını da etkileyebilir. Trump'ın Moskova ile anlaşma arayışı sürerken Ukrayna'nın savunma ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağı, Amerikan dış politikasının önündeki temel sorunlardan biri. Başkanın dış politika yetkileri seçimlerle ortadan kalkmayacak; ancak Kongre'deki çoğunluk askeri yardım bütçeleri, yaptırımlar ve yönetimin kararlarının denetlenmesi üzerinde etkili olabilir. Bu nedenle seçim sonrasında asıl mesele, Trump'ın Rusya ile uzlaşma politikasını hangi şartlarla sürdüreceği ve bu politikanın ABD'nin müttefikleriyle ilişkilerini nasıl etkileyeceği olacak.
 

Moskova ile anlaşma, Kiev için risk

 
Rus dizelinin yeniden ABD'ye ve küresel pazarlara sevk edilmesini öngören anlaşma, Trump yönetiminin yaklaşımını somutlaştırıyor. Washington bu adımı enerji arzını artırma, yakıt fiyatlarını düşürme ve Moskova'yı müzakereye yöneltme çabasıyla ilişkilendiriyor. Anlaşma kapsamında Rusya'dan ABD'ye yaklaşık 40 bin metrik ton dizel taşıyan bir tanker yola çıktı. Ancak bu miktarın Amerikan yakıt fiyatlarını belirgin biçimde düşürmesi beklenmiyor. Buna karşılık Rusya'nın enerji ihracatından gelir elde etmesi, Ukrayna'nın itiraz ettiği konular arasında. Washington'ın hesabı, ekonomik esnekliğin Kremlin'i diplomatik tavizlere yöneltebileceği düşüncesine dayanıyor. Fakat Rusya'nın ihracat imkanları genişlerken savaşın sona erdirilmesine yönelik somut bir ilerleme sağlanamazsa, anlaşmanın siyasi maliyeti artacaktır.
 
Ukrayna'nın hava savunması da bu tartışmanın diğer yüzü. Patriot sistemleri için gerekli önleyicilerin tedarikindeki gecikmeler, Kiev'in Rus füze saldırılarına karşı savunmasını zorlaştırıyor. Amerikan askeri yardımının tamamının durduğu söylenemez; ancak kritik mühimmatın zamanında ulaşmaması bile sahadaki hesapları etkileyebilir. Washington bir yandan Moskova'yı masaya çekmeye çalışırken diğer yandan Ukrayna'nın savunma kapasitesini korumak zorunda. Rusya, ABD ve Ukrayna arasında teknik düzeyde yeni görüşmelerin kasım ayının ilk yarısında yapılması gündemde. Abu Dabi olası mekanlardan biri olarak öne çıksa da görüşmelerin kesin tarihi ve yeri konusunda netlik bulunmuyor. Rusya'nın 4 Kasım sonrasında görüşmelere hazır olduğunu bildirmesi, diplomatik kanalın yeniden açılabileceğine işaret ediyor. Ancak tarafların masaya dönmesi, barış anlaşmasına yaklaşıldığı anlamına gelmiyor. Toprak meselesi, Ukrayna'nın gelecekteki güvenliğine ilişkin garantiler ve savaş sonrasında uygulanacak düzenlemeler hala çözüm bekliyor. Kiev, olası bir anlaşmanın yalnızca çatışmaları durdurmakla sınırlı kalmamasını, uzun vadeli güvenlik güvenceleriyle desteklenmesini istiyor. Moskova ile Washington'ın bu taleplere nasıl yaklaşacağı, görüşmelerin gerçek bir ilerleme sağlayıp sağlamayacağını belirleyecek.
 

Kongre ve Avrupa'nın güvenlik hesabı

 
Ara seçimlerin ardından Kongre'de yaşanabilecek güç değişimi, Ukrayna'ya yardımın geleceğini etkileyebilir. Demokratların güç kazanması yönetimin daha sıkı denetlenmesine ve yeni bütçe tartışmalarına yol açabilir; Cumhuriyetçilerin çoğunluğu koruması ise Trump'ın mevcut politikasını sürdürmesini kolaylaştırabilir. Bununla birlikte seçim sonuçları, Washington'ın Rusya ve Ukrayna konusundaki tercihlerinin tek belirleyicisi olmayacak. Enerji fiyatları, savaşın maliyeti, Amerikan kamuoyunun tutumu ve sahadaki gelişmeler de yönetimin hareket alanını şekillendirecek.
 
Avrupa açısından sorun daha geniş. Washington'ın Moskova ile uzlaşma arayışı, Avrupa ülkelerinin kendi savunma kapasitelerini güçlendirmesini daha acil hale getiriyor. Bunun için yalnızca savunma harcamalarını artırmak yeterli değil; üretim kapasitesi, ortak planlama ve Ukrayna'ya uzun vadeli destek de gerekiyor. ABD'nin güvenlik taahhütlerinin siyasi koşullara bağlı kalabileceği düşüncesi, Avrupa'nın kendi imkanlarına daha fazla ağırlık vermesine yol açıyor. Ancak Avrupa'nın bu süreçte ortak bir tutum geliştirmesi kolay değil. Ülkelerin tehdit algıları, ekonomik imkanları ve Rusya ile ilişkilerine dair yaklaşımları birbirinden farklı. Bu ayrılıklar giderilmeden savunma alanındaki yeni girişimlerin kalıcı bir güvenlik politikası oluşturması güç olacak.
 
İran ve İsrail arasındaki gerilim de Washington'ın önceliklerini ve askeri kaynak kullanımını etkileyen başlıklardan biri. Orta Doğu'daki gelişmelerin enerji fiyatları üzerindeki etkisi, Amerikan yönetiminin iç siyasetteki hesaplarını da doğrudan ilgilendiriyor. Ancak Ukrayna savaşı ile Orta Doğu'daki krizlerin nedenleri ve çözüm koşulları birbirinden farklı. Washington'ın bir bölgede izlediği yaklaşımın diğerinde de aynı sonucu vereceğini varsaymak yanıltıcı olur.
 

Türkiye arabuluculuktan fazlasını hedeflemeli

 
Türkiye açısından mesele, Washington ile Moskova arasındaki ilişkilerin nasıl şekilleneceğinden ibaret değil. Karadeniz'in güvenliği, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin uygulanması, ticaret yolları ve NATO içindeki koordinasyon doğrudan Türkiye'nin çıkarlarını ilgilendiriyor. Ankara'nın hem Rusya hem Ukrayna ile iletişim kanallarını koruması diplomatik açıdan önemli bir imkan sağlıyor; ancak Türkiye'nin rolü, tarafları aynı masaya getirmekle sınırlı kalmamalı. Ateşkes sonrasında deniz güvenliği, ticaret koridorları, esir değişimleri ve Ukrayna'nın yeniden inşası somut iş birliği alanları olabilir. Türkiye bu başlıklarda diplomatik kapasitesini ekonomik ve güvenlik çıkarlarıyla birlikte değerlendirmeli.
 
Türkiye'nin önceliği, savaş sonrası Karadeniz güvenlik düzeninin dışında kalmamak olmalı. Montrö'nün sağladığı hukuki çerçevenin korunması, kıyıdaş ülkeler arasındaki iş birliğinin geliştirilmesi ve bölge dışı askeri varlığın yaratabileceği risklerin gözetilmesi Ankara'nın uzun vadeli çıkarlarıyla örtüşüyor. Ukrayna'nın yeniden inşası Türk şirketlerine ekonomik fırsatlar sunabilir; fakat bu fırsatların kalıcı olması güvenlik, finansman ve uluslararası koordinasyon koşullarının oluşmasına bağlı. Ankara, bir yandan Rusya ve Ukrayna ile ilişkilerini sürdürürken diğer yandan Avrupa ve NATO ile istişareyi güçlendirmeli. Böylece yalnızca kriz dönemlerinde arabuluculuk yapan değil, savaş sonrasında kurulacak düzenin kurallarının belirlenmesinde de etkili olan bir ülke konumunu hedefleyebilir.
 
Türkiye açısından önümüzdeki dönemde belirleyici olacak konu, Washington'ın Moskova ile hangi şartlarda anlaşacağından çok, böyle bir anlaşmanın Karadeniz'deki güç ilişkilerini nasıl değiştireceğidir. Ankara, Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü ve Montrö Sözleşmesi'nin sağladığı çerçeveyi gözetirken Rusya ile ekonomik ve diplomatik ilişkilerini de yönetmek zorunda. Bu nedenle Türkiye'nin hazırlığı, olası bir ateşkesin ardından başlayacak görüşmelerle sınırlı kalmamalı; deniz ticaretinin güvenliği, bölgesel iş birliği ve yeniden inşa sürecinde üstlenebileceği roller şimdiden somutlaştırılmalı. ABD'deki seçimlerin sonucu ne olursa olsun, bu başlıklarda kendi önceliklerini ortaya koyamayan bir Türkiye, başkalarının belirlediği güvenlik düzenine uyum sağlamakla yetinmek zorunda kalabilir.
 
Cem Bürüç / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.