logo
28 EKİM 2026

Türkiye’de erken seçim tartışmaları ve değişim arayışı

28.10.2026 00:00:00
 

Türkiye, uzun yıllardır siyasetin ekseninden düşmeyen erken seçim, anayasal tartışmalar ve derinleşen ekonomik kriz sarmalında kritik bir dönemeçten geçiyor. 

İktidar kanadından gelen açıklamalar 2028 yılına işaret etse de, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve toplumsal buhran, erken seçim ihtimalini her geçen gün daha yüksek sesle tartışılır kılıyor. 

Siyasetin merkezindeki bu hareketlilik, sadece partilerin oy hesaplarını değil, aynı zamanda ülkenin önümüzdeki yıllarını şekillendirecek yapısal sorunları da gözler önüne seriyor.

Adaylık tartışmaları ve Anayasal sınırlar

Hükümet kanadından yapılan açıklamalarda, özellikle Cumhur İttifakı'nın ortakları ve hukukçuları tarafından seçim tarihi olarak 2028 yılının nisan ayına işaret ediliyor.

Adalet Bakanlığı ve iktidar cephesinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeniden aday gösterileceğine dair net söylemleri, stratejinin şimdiden belirlendiğini gösteriyor. 

Buna karşılık, muhalefet kanadından gelen bazı çıkışlar, Erdoğan'ın yeniden aday olamayacağına yönelik değerlendirmeler, kamuoyunda farklı tartışmaları beraberinde getiriyor. 

Ancak siyasi gerçeklikler ve pratikler, iktidarın bu adaylık için hazırlık yaptığını açıkça ortaya koyuyor.

Burada kilit nokta, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin sıklıkla vurguladığı "erken seçim değil, yenilenen seçim" kavramıdır. 

Anayasanın 116. maddesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) seçimlerin yenilenmesine karar vermesi durumunda Cumhurbaşkanının yeniden aday olabileceği yönündeki hukuki argümana dayanak yapılıyor. 

Ancak bu formülün karşısında çok ciddi bir anayasal ve mantıksal çelişki duruyor.

Eğer 2023 seçimleri "yenilenen bir seçim" olarak kabul edilecekse, bu durum 2023 Haziranı'ndan bu yana atılan tüm imzaların, çıkarılan kararnamelerin, yapılan atamaların ve alınan kararların hukuki temelinin sorgulanmasına yol açıyor.

2017 referandumuyla getirilen partili cumhurbaşkanlığı sistemi ve 101. maddedeki iki dönem kuralı, hukuki açıdan tartışmaların odağında kalmaya devam etmektedir. Bu referandumda anayasanın bazı maddelerinde değişiklikler yapılmasına rağmen 101. maddenin iki dönem kuralı daha önceki şekliyle aynen kalmıştır.

Dolayısıyla cumhurbaşkanlığı dönemlerini bu tarihten itibaren saymak hukuki bir yaklaşım değildir. Çünkü iki dönem kuralı 1982 Anayasasında da vardı.

Şimdi anayasaya rağmen "yenilenen seçim" denilerek Meclis'te 360 milletvekili çoğunluğu sağlanarak bir sürece gidilmek isteniyor, bunun için de bir Meclis aritmetiği gerekiyor. 

Tam da bu noktada CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun erken seçime destek açıklaması oldukça önemli. Çünkü CHP buna destek verirse Cumhur İttifakı ile birlikte başka hiçbir partinin desteği olmadan 371 milletvekiline ulaşılıyor. (281 AKP, 46 MHP, 44 CHP).

Ekonomik perişanlık tablosu ve milli gelir çelişkisi

Siyasi tartışmaların gölgesinde, vatandaşlarımızın günlük yaşamda karşı karşıya kaldığı ekonomik tablo, iktidar desteklerinin erimesindeki en temel etkeni oluşturmaktadır. 

Bugün yaşanan fon krizleri, yüksek enflasyon, emeklilerin ve asgari ücretlilerin açlık sınırının altındaki yaşam mücadelesi, ev hanımlarının ve gençlerin geleceksizlik kaygısı, ülkenin üzerine karabasan gibi çökmüştür.

İktidar sözcülerinin "kaynak yok, para yok" söylemi, resmi makamlarca açıklanan makroekonomik verilerle açık bir çelişki içindedir. 

Türkiye'nin gayri safi yurt içi hasılasının ulaştığı seviyeler ve kişi başına düşen milli gelir rakamları (20 bin dolar seviyeleri), kağıt üzerinde ülkenin zenginleştiğini iddia ederken, bu zenginliğin sokaktaki insana, emekliye ve çalışana yansımadığını göstermektedir.

Matematiksel olarak hesaplandığında; dört kişilik bir ailenin hanesine girmesi gereken aylık gelir, açıklanan milli gelir verilerine kıyasla oldukça yüksek potansiyele sahipken, gelir adaletsizliğini simgeleyen Gini katsayısının bozulması, paranın belirli kesimlerde biriktiğini gözler önüne sermektedir. 

90 trilyon lirayı (1,82 trilyon dolar) aşkın bütçenin ve büyük kaynakların olduğu bir ülkede, emekliye "kaynak yok" denmesi, deprem hazırlıkları için bütçe ayrılmaması, toplumsal vicdanı yaralamakta ve iktidara olan halk desteğini tarihin en dip seviyelerine çekmektedir. 

İktidarın kendisinin dahi bu tıkanmışlıktan ve tablonun vahametinden memnun olmadığı, ancak uzun iktidar yıllarının getirdiği denetimsizlik ve kısır döngüden çıkamadığı net bir şekilde görülmektedir.

Uzun iktidarların tıkanıklığı ve demokratik mutabakat

25 yıllık iktidar süreçlerinin dünya genelinde ve Türkiye'de yarattığı kaçınılmaz son, kurumsal çürüme, denetimsizlik ve çözümsüzlüktür. 

Siyasette "istikrar" adı altında savunulan uzun iktidarlar, zamanla istikrarsızlığın ve hantallığın ana sebebi haline gelir. 

Denetim mekanizmalarının işlevsizleştiği, liyakatin yerini sadakatin aldığı bu tür yapılar, kendi içlerinde de bir tükenmişlik yaşarlar. 

Türkiye'nin acilen bir değişime, taze bir kana ve yeni bir siyasal iklime ihtiyacı vardır.

Bu değişim süreci, tek başına siyasi partilerin dar koridorlarında yürütülemez. 

İktidarın yüzde 50+1 aritmetiğini tutturamaması ve halk nezdindeki çoğunluğunu kaybetmesi, muhalefete tarihi bir sorumluluk yüklemektedir. 

Ancak bu sorumluluk, bugünden aceleyle "erken doğum" niteliği taşıyacak cumhurbaşkanlığı adaylığı kavgalarına veya erken ittifak ilanlarına kurban edilmemelidir. Doğru strateji şu sütunlar üzerinde yükselmelidir:

Üniter yapı, bayrak, cumhuriyet, Atatürk, milli ve manevi değerler gibi bu milletin özünü oluşturan ortak paydalar etrafında birleşilmeli, siyasi ayrımlar, tartışmalı konular bir kenara bırakılmalıdır.

Siyasetin ötesinde; hukukçuların, sivil toplum kuruluşlarının, sanatçıların, mühendislerin ve meslek örgütlerinin katılımıyla kavgasız, gürültüsüz, demokratik bir toplumsal muhalefet piramidi inşa edilmelidir.

Seçim takvimi ve ittifaklar, erken bir kargaşaya mahal vermeden, koşullar olgunlaştığında ve seçim kapıya dayandığında rasyonel bir akılla masaya yatırılmalıdır.

Türkiye, uzun iktidarların getirdiği tükenmişlikten kurtulmak ve hak ettiği refah düzeyine ulaşmak için demokratik bir değişimin eşiğindedir. 

Hukuki zorlamalar ve siyasi manevralar ne olursa olsun, ekonomik gerçekler ve milletin değişim iradesi, ülkeyi kaçınılmaz bir demokratik yenilenmeye doğru sürüklemektedir. 

Çözüm, toplumsal tüm kesimlerin ortak akılla buluştuğu güçlü bir demokratik mutabakattan geçmektedir.

 
 
Murat Çabas / diğer yazıları
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.