ABD'nin İran'a yönelik saldırı dalgaları her gün devam ederken, Ortadoğu'daki çatışmalar yeni ve tehlikeli bir boyuta evrildi.
ABD güçlerinin doğrudan İran'ın enerji tesisleri, köprüleri ve sınır kapıları gibi sivil altyapı unsurlarını hedef alması, çatışmaları uluslararası hukuk ilkelerinden tamamen uzaklaştırdı.
Örneğin, Şelemçe Sınır Kapısı'ndaki yolcu terminaline düzenlenen ve sivillerin hayatını kaybetmesine yol açan son saldırılar, savaşın insani boyutunu derinleştirirken perde arkasındaki temel stratejik hedefleri de gün yüzüne çıkarıyor.
Görünürde ABD'nin tek başına yürüttüğü bu savaş sürecinin arka planında, İsrail'in güvenliği ve bölgesel çıkarları yatıyor.
Zaman kazanma diplomasisi ve İsrail'i denklem dışında tutma stratejisi
İlk aşamada 28 Şubat'ta başlayan ve 40 gün süren savaş boyunca İsrail, savunma altyapısında ağır tahribat yaşadı.
"Geçilmez" denilen Demir Kubbe sistemlerinin oldukça yetersiz kalması, Tel Aviv başta olmak üzere İsrail'in şehirlerinin ve kritik askeri merkezlerin İran'ın balistik füzeleriyle doğrudan vurulması, İsrail'i ciddi bir sıkışmışlığa sürükledi.
Bu tablonun derinleşmesini engellemek amacıyla yürütülen 14 maddelik mutabakat müzakereleri ve Trump'ın Farsça metne imza atması, özünde savaşı bitirmeyi değil, kendisine ve İsrail'e zaman kazandırmayı hedefleyen taktiksel bir hamle oldu.
Nitekim 8 Temmuz itibarıyla yeniden başlayan çatışmalarda İsrail'in görünürde denklem dışı bırakılması tesadüf değildir.
İsrail'e yönelik doğrudan misilleme saldırılarını engellemek ve Tel Aviv'i İran'ın yıkıcı ateş gücünden korumak, yeni stratejinin ana omurgasını oluşturdu.
ABD, bu hamleyle askeri yükü bizzat üstlenerek Tel Aviv üzerindeki doğrudan baskıyı hafifletmeyi amaçlıyor.
Sünni blok, müttefik koalisyonu ve çok cepheli güç dengesi
ABD'nin savaşı bizzat üstlenmesinin bir diğer stratejik sebebi, Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn, Ürdün ve Türkiye gibi bölgesel aktörlerin doğrudan İsrail ile aynı askeri denklem içerisinde yer almak istememesidir.
Washington yönetimi, İsrail'i ön plana çıkarmayarak bu ülkeleri kendi yanına çekmeyi ve örtülü bir "Sünni Blok" yapısı üzerinden bölgede İran ve vekil güçleri üzerinde askeri, ekonomik ve siyasi bir baskı oluşturmayı hedeflemektedir.
Bu güç mimarisinde görev dağılımı netleştirilmiştir: İran ile doğrudan ABD çatışırken, Husilerle mücadele Suudi Arabistan'a, Hizbullah'a karşı baskı ise Lübnan hükümeti ve ordusuna ve de kabul ederse Şam yönetimine ihale edilmektedir.
Lübnan Cumhurbaşkanı Avn'ın ABD desteğiyle İsrail ile barış arayışında olduğunu açıklaması, perde arkasındaki diplomatik ve askeri mühendisliğin somut bir yansımasıdır.
Ancak ABD'nin tükenen mühimmat stoku, Suudi Arabistan'ın savaş kabiliyetinin yetersiz oluşu, tam aksine İran'ın ise 40 yıllık hazırlığa dayanan güçlü savunma direnci, bu stratejinin sürdürülebilirliğini zorlaştırmaktadır.
Sivil altyapı hukuku ve ABD'nin bütçe-entegrasyon gerçeği
Çatışmaların tırmanmasıyla birlikte ABD Başkanı'nın, Hürmüz Boğazı'nda hedef alınan her gemiye karşılık İran'daki elektrik santralleri ve köprüleri vuracaklarını açıklaması, açık bir savaş suçu niteliği taşımaktadır.
İran'ın mutabakat metninin ilgili maddelerine dayanarak izin almadan yapılan geçişleri engellemesine karşılık sivil altyapının tehdit edilmesi, ABD'nin sahada yaşadığı stratejik tıkanıklığın bir göstergesidir.
Buna karşılık Tahran yönetimi de "dişe diş" ilkesiyle cevap vereceğini net bir şekilde ilan etmiştir.
ABD Temsilciler Meclisi'nin onayladığı 95 milyar dolarlık ek savunma bütçesi ve 2027 savunma bütçesinde Pentagon'un İsrail ordusuyla teknoloji ve tedarik entegrasyonunu içeren maddeleri (örneğin madde 219), İsrail'in İran savaşından çekildiği iddialarını tamamen çürütmektedir.
MOSSAD ve CIA direktörlerinin ABD'nin mutabakattan hemen sonra başlattığı yeni saldırıların hemen öncesinde Washington'da yaptığı kritik görüşmeler de göstermektedir ki, yürütülen süreç örtülü bir ABD-İsrail ortak operasyonudur ve bölgesel aktörlerin bu gerçeğe göre hareket etmesi kaçınılmazdır.
- Sevr'in karanlığından Lozan'ın aydınlığına / 24.07.2026
- ABD’nin çift cephe ve kaynak yetersizliği çıkmazı / 23.07.2026
- Pazarlıkla terör bitmez: "Çerçeve yasa" ve riskleri / 22.07.2026
- 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ve milli geleceğimiz / 21.07.2026
- Hürmüz'den Babülmendep'e gerilim ve küresel kriz / 20.07.2026
- 15 Temmuz sonrası demokrasi muhasebesi / 19.07.2026
- İran’ı değil, Beyaz Saray’ı durdurun! / 18.07.2026
- ABD’nin "İsrail’siz savaş" planına dikkat! / 17.07.2026
- BRICS’e not: Askeri caydırıcılık olmadan ekonomik güç korunamaz / 16.07.2026






















































