logo
07 HAZİRAN 2026

"Bu şekilde TBMM yönetilemez"

İYİ Parti Grup Başkanvekili Buğra Kavuncu, "Bize, grubumuzun önüne yürüyüp meydan okuyan milletvekiline ağzını açmayan Meclis Başkanvekili, bizim Manisa milletvekilimizin konuşmasına defalarca müdahale etti ki müdahale edilecek de hiçbir şey yoktu. Bu şekilde TBMM yönetilemez, bu tarafsızlığı kaybetmek anlamına gelir" dedi

15.01.2026 13:56:00
Haber Merkezi
"Bu şekilde TBMM yönetilemez"
"Bu şekilde TBMM yönetilemez"
İYİ Parti Grup Başkanvekili Buğra Kavuncu, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, gündeme dair açıklamalarda bulundu.

İran'daki gelişmelere değinen Kavuncu, "Daha önce de bu tür hadiseleri biz İran'da gördük. Fakat bu son hadisede bazı sebepler bu olayları tetikledi. Tarım, gıda, gıda güvenliği ve gıdayla alakalı enflasyon, fiyat sıkıntıları, kuraklığın getirdiği problemler, ülkedeki ekonomik durum öyle gözüküyor ki protestoların asıl sebebi olmuş durumda. Tabii buradan alınacak, çıkarılacak çok dersler var. Bir, öncelikle ekonominin ne kadar önemli olduğunu hep beraber görüdük. İkincisi millet iradesinin, demokrasinin sandıktan ibaret olmadığı, dayatma ve baskıların yaşam tarzına müdahalelerin elbetteki birtakım tepkilerle karşılaşıldığını hep beraber müşahede etmiş olduk. Asıl tetikleyen unsur kuraklıkla beraber gıdadaki sıkıntılar ve bunun beraberinde getirdiği fiyat problemi. Öyle gözüküyor ki bütün bu olayların başlangıcı olmuş durumda." diye konuştu.

"Her halk her millet, her toplum kendi geleceğini kendi belirlemelidir"

Partisinin dış politikayla ilgili her meseleye "Ankara merkezli" baktığının altını çizen Kavuncu, milli çıkarların bunu gerektirdiğini söyledi. Türkiye'nin İran ve diğer ülkelerdeki gelişmeleri yakından takip etmesinin önemine işaret eden Kavuncu, uluslararası gelişmeler yaşanırken ülkede "iç cephe" teriminin sıkça kullanılmaya başlandığına dikkati çekti. Kavunca, şöyle devam etti:

"Bütün yaşanılanlara baktığımızda da biz iç cepheyi güçlendirmenin ana unsurunun hukukun, yargının, bağımsızlığı ve tarafsızlığı olduğunu; güçlü ekonominin, emeklisini, işçisini, gencini, öğrencisini koruyabilen, ekonomik olarak muhafaza edebilen bütün bu kavramları yaşatabilen bir ülkede de elbette ki iç cephe güçlenecektir. İç cephenin sadece lafını söyleyerek, alt çizerek iç cepheyi güçlendirmeniz mümkün değil. İktidar olarak da yerine getirmek durumundasınız. Bu krizler Türkiye'yi açık şekilde de tehdit ediyor. İsrail'in Suriye'deki konumlanması ve İran'daki muhtemel değişiklik durumunda elde edeceği kazanımlar da ayrıca ciddi riskler barındırıyor. Ve Amerika Birleşik Devletleri'nin önce Venezuela'yla başlayan ardından Grönland'la alakalı vermiş olduğu beyanlar, Suriye'de olup bitenlere baktığımızda da çok daha dikkatli takip etmemiz gereken tehlikeli bir sürecin bizleri beklediğini görüyoruz. Her halk her millet, her toplum kendi geleceğini kendi belirlemelidir. Dışarıdan yapılmış hiçbir müdahalenin huzur, istikrar getirdiğini biz görmedik. Özellikle bölgemizde daha önce yaşanan gelişmelerin akabinde yapılan müdahalelerin hiçbir şekilde beraberinde barışı, huzuru getirdiğine de şahit olmadık."

"12 ihalenin dördünde kendisi zaten Silivri'de, zaten yok"

Geçen Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan Buğra Gökce'yi ziyaret ettiğini anlatan Kavuncu, şunları kaydetti:

"o kadar çok haksızlık, o kadar çok taraflı tutum var ki her hafta birisinin hikayesini, birisinin yaşadıklarını anlatsak bu dönem yasama yılını bu şekilde geçirebiliriz. Bugün size Buğra Gökce'nin başına gelenlerden kısaca bahsetmek istiyorum ama ondan önce Murat Çalık'ın çekmiş olduğu eziyet bütün bu uğradıkları bize daha önce Ergenekon, Balyoz döneminde yaşadıklarımızı hatırlatıyor. Murat Çalık'la alakalı bu tür haberler hepimizi bütün toplumun vicdanını yaralıyor. Balyoz, Ergenekon hadiselerinde yapılan hukuksuzuklar, bununla beraber KHK'lılarla ilgili yapılan hukuksuzluklar, tutuksuz yargılanabilecekken tutuklu yargılanan belediye başkanları, İBB soruşturması kapsamında tutuklu olan yöneticiler, bu liste böyle bu şekilde gidiyor.

Buğra Gökce dedim, ona ayrı bir başlık açacağım. Çünkü bu konu hukukun nereye geldiğini göstermesi açısından çok çarpıcı. Tutuklu olma gerekçesi rüşvet, çünkü biliyorsunuz tutuklular her ay tutukluluk halleri gözden geçirilir ve tutukluluğunun devam edip etmemesine karar verilir. Sekiz aydır, sekiz ayrı hakim tutukluluğunun devamına rüşvet gerekçesiyle karar vermiş. Fakat komedi burada başlıyor. İddianamede rüşvet ile ilgili tek kelime yok. İhaleye fesat karıştırma tabiri var. 12 ihaleden bahsediliyor kendisiyle ilgili fakat burada da başka bir komedi. 12 ihalenin dördünde kendisi zaten Silivri'de, zaten yok. O konularla ilgili bir müdahalesi, bir söz söyleyebilme imkanı yok. Dolayısıyla bahsettikleri 12 ihalenin sadece sekizinde görevinin başında. Peki ne yapmış? Encümene devretmiş. Yani yapılacak olan bütün ihaleleri bulunduğu pozisyonun sorumluluğu olarak encümene sevk etmiş. Encümende her siyasi partiden belediye meclis üyesi bulunur. Ve onların kararıyla verilir. Yani belediyenin elindeki bir varlık, bir arazi, bir değer, birilerine kiralanacaksa bu ihaleye çıkar. İhale de encümen kararıyla yapılır. Dolayısıyla o meclisteki o encümenin içerisinde bulunan her siyasi parti sorumludur. Ve birinci yılını tamamlayacak içeride, bu gerekçelerle mahkemeyi bekliyor."

"TBMM çatısı altında aleni bir şekilde İYİ Parti'yi tehdit etme cüretine girdiler"

TBMM Genel Kurulunda yaşanan "Alevi tartışması"nı "tehlikeli ve milleti rahatsız edecek bir tartışma" olarak nitelendiren Kavuncu, şunları söyledi:

"Hayatın her alanında bu farklılıklar, bu fay hatları öne çıkarılıyor. Bu ülkede hiç kebapçılar üzerinden bunların tartışıldığına ben şahit olmamıştım. Futbol tribünlerinde bu konuları, bu fay hatlarının öne çıkarıldığı şekilde de bir tartışma ortamı bu kadar yoğun olmamıştı. Ve bunların hepsi Milli Birlik ve Dayanışma adı altında başlayan süreçten sonra oldu. Zamlar, geçim kaygısı bunları konuşulmayıp kan davasıymış gibi kutuplaşmanın içerisine Türkiye'yi sokacak bir sürece getirdiler. Ve biz bunun tezahürlerini maalesef Genel Kurulda da yaşıyoruz.

Biz ilk günden beri dedik ki terörle, teröristle üzakere edilmez. Ve bunun örneklerini hep veriyorlar. Biz de aynı örneklere dayanarak bunları söyledik. Ve biz bunları söylediğimizde bizi ırkçılıkla itam ettiler. Bize olur olmaz hakaretlerde bulundular. Biz bu ülkenin huzurunu, birliğini, beraberliğini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin eşitliğini, hakkını, hukukunu söylüyoruz. Bundan rahatsız olunuyor. İnanamıyoruz. Ve dün, bunları yaşarken Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında aleni bir şekilde İYİ Parti'yi tehdit etme cüretine girdiler. Kabul edilebilir ve anlaşılabilir bir durum değildir.

Bakın konuda ne? Onu da söyleyeyim. Bir Milli Birlik ve Dayanışma Komisyonu var. Her şeyi konuşuyorlar orada. Geçtiğimiz günlerde de Suriye'de, Halep'te birtakım olaylar ceryan etti. Biz bununla ilgili fikirlerimizi beyan ettik. Dedi ki 'Komisyonda niye konuşmadınız bu konuyu?' 'Mevzunun bugünlere geleceği çok netti, belliydi' dedik. Oradaki birbiriyle çarpışan unsurlar Suriye hükümetinin 10 Mart Mutabakatı'yla ilgili beklentilerinin karşılanmamış olması ve beraberinde gelen birtakım müdahaleler, o müdahaleler olurken insan haklarıyla ilgili yaşanmış olan, yaşanma ihtimali olmuş olan gelişmeler vesaire bunların hepsi ayrı konular ama dedik ki biz 'Suriye'nin birliği bütünlüğü üniter yapısı ve Suriye'deki halkın kendi kaderini kendi belirleyecek şekilde hareket etmesine hiç kimse müdahale etmemeli.' Bu kadar. Söylediğimiz bundan ibaret.

"Bize dönüp efelenmenin tek açıklaması var"

Bugünkü Suriye hükümetini tanıyan, HTŞ'yi terör listesinden çıkaran kim? AK Parti. Hepsi de komisyonda. Bu kadar bizim söylediğimiz. Ve 'Kimse acı çekmesin. Kan dökülmesin' dedik. Halep'teki olaylar alakalı konuşan hatip bize döndü bizim sıralara bakarak konuşmasını sürdürdü. Bir arkadaşımız da dedi ki 'Bunları bize söyleme.

Bunları AK Parti iktidar sıralarına dönüp söyle. Biz değiliz bunun muhatabı.' Şimdi bunu dönüp bize söylemelerinin tek veya iki sebebi olabilir. Bir ya bizi çok güçlü kuvvetli görüyorlar. Her yere müdahale edebilen bir siyasi parti mi gibi görüyorlar, bilemiyorum. Ama asıl gerekçe iktidara, güce dönüp söz söyleyecek cesaretleri yok. Sorunun muhatabı iktidarın kendisidir. Sorunun muhatabı komisyon arkadaşlarıdır. Suriye hükümetinin yaptıklarıyla ilgili bir rahatsızlıkları varsa insan hakları ihlalleriyle ilgili birtakım tespitleri varsa bunları konuşacakları yer iktidardır.

Bize dönüp efelenmenin tek açıklaması vardır, güce konuşamama korkusu, cesaretsizliktir, korkaklıktır. Ve bütün bunlar olurken bir başka kabul edilemez bir hadise gördük biz Meclis Başkanvekilinin tarafsızlığını kaybettiğine dün hep beraber şahit olduk. Bakın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı koltuğu, İçtüzüğün 15'inci maddesi çok açık, net. Direkt İçtüzüğün 15'inci maddesinden okuyayım: Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü, başkanvekillerinin görevleri, başkanın yerine genel kurul görüşmelerini yönetmek ve yönettiği oturumlarla ilgili tutanak özetinin düzenlenmesini gözetmektir. Başkanvekillerinin görevi başkana vekalet ederler. Tarafsız davranırlar. Herhangi bir siyasi görüşü temsil etmezler. Herhangi bir siyasi görüşü savunmazlar. Ve oraya oturan her başkanvekili parti rozetini bir tarafa bırakmak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin başkanına vekalet etmek bütün milletin meclis başkanı olmak, bütün siyasi partilerin kabul edeceği bir tavırda meclis başkanvekilliği yapmak durumundadır.

"Bu şekilde TBMM yönetilemez"

Dünkü görüntüleri izlediğiniz zaman Atatürk'ün koltuğunda oturan, Türk milletine bağlı İçtüzüğün verdiği sorumlulukları yerine getiren bir Meclis başkanvekili gördünüz mü görmediniz mi bunun cevabıını size bırakıyorum. Biz görmedik. Bize, grubumuzun önüne yürüyüp meydan okuyan milletvekiline ağzını açmayan meclis başkanvekili bizim milletvekilimiz, Manisa milletvekilimiz konuşmasına defalarca müdahale etti ki müdahale edilecek de hiçbir şey yoktu.

Öteki tarafın yaptığı hakaretler çok daha ağırdı. Bakın burası Türkiye Büyük Millet Meclisi. Zaman zaman hararetlenir, zaman zaman tartışmalar olur, zaman zaman milletvekilleri karşılıklı polemikler içerisine girer. Böyle bir yönetim anlayışı olmaz. Bu şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi yönetilemez, bu tarafsızlığı kaybetmek anlamına gelir. Ben buradan bir kez daha Meclis İçtüzüğünün 15'inci maddesini hatırlatıyorum. Ve dün olanlar şiddetin nasıl bir araç olarak kullanıldığının da bir başka göstergesi. Kavgaysa kavga deyip buyurun deyip üzerimize yürüyen bir milletvekili ki bu komisyon raporuna baktığınız zaman mensubu olduğu siyasi partinin şiddetle ilgili yazmış olduğu o rapor metninde şunu görürsünüz:

Şiddet hukuki mücadelenin bir başlangıç normu olarak adeta kutsanıyor ve yapılan şiddette özellikle PKK'nın yaptığı terör eylemleriyle ilgili tek bir kınama yok o komisyona verilen raporda. Ve aynı anlayışın da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne taşınmaya kalkındığını biz gördük. Aleni bir şekilde buyurun kavgaysa kavga denildi. Bir çizgimizi bozmayacağız. Duruşumuzu bozmayacağız. İlk gün ne dediysek aynı şekilde hareket edeceğiz. Bu ülkeyi şiddet yanlılarının, kavganın, dövüşün kan akmasından zerre sorumluluk duymayanların eline elbette ki bırakmayacağız. Bizim milliyetçiliğimiz, vatanperverliğimiz medeni bir dil kullanmayı bize mecbur bırakır. Bize farklı şekilde davranmaya kalkanlara da en güçlü şekilde cevabımızı elbetteki veririz."

İYİ Parti'nin, 18 Ocak Pazar günü Ankara'da gerçekleştirilecek 4'üncü Olağan Kurultayı'na da değinen Kavuncu, "İYİ Parti, kurulduğu günden bu yana çizgisini bozmamış, zor şartlar altında milletin emeğiyle kurulmuş bir partidir. Kuruluş sürecinde büyük emekler verilmiştir. Başta Kurucu Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener olmak üzere, partimizin kuruluşunda emeği geçen tüm kurucularımıza ve partililerimize bir kez daha teşekkür ediyorum.

Bugün bu mücadeleyi verebiliyorsak, Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı onca olumsuzluğa rağmen dimdik ayakta durabiliyorsak, bunun temelinde bu partinin kurucularının emeği vardır. Allah onlardan razı olsun. İyi ki İYİ Parti'yi kurmuşlar. Bugün milyonlarca vatandaş yaşananlara bakıp 'İyi ki İYİ Parti var' diyebiliyorsa, bu o emeğin sonucudur. Cumhuriyet'in temel niteliklerine sahip çıkan, Türk milletinin değerlerini savunan, yerel, milli ve evrensel değerleri birleştirebilen; dünyaya açık, bilimi ve insanı merkeze alan, demokrat, milliyetçi ve kalkınmacı İYİ Parti'nin bir mensubu olmaktan büyük bir onur duyuyorum. Şimdiden kongremizin; vatanımıza, milletimize, ülkemize ve partimize hayırlı olmasını diliyorum" diye konuştu.

Reyhanlı saldırısı davasında karar: 3 sanığa 53'er defa ağırlaştırılmış müebbet

Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013 tarihinde 53 kişinin hayatını kaybettiği bombalı saldırılara ilişkin karar davasında; mahkeme 3 sanığı 53'er kez ağırlaştırılmış müebbet ve 3 bin 921 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Gerçekleştirilen terör saldırısında evladını ve kardeşini Hatice Kübra Erboz, suçluların cezalarının alması kendilerinin yüreklerine su serptiğini belirterek, "Suçluların da kendi çocukları öldüğü gibi onlar da idam olsa da onların öldüğünü görseydik ama onların ömür boyu hapiste olması bizi sevindirmeye yetti" dedi

06.06.2026 11:28:00
İHA
Reyhanlı saldırısı davasında karar: 3 sanığa 53'er defa ağırlaştırılmış müebbet
Reyhanlı saldırısı davasında karar: 3 sanığa 53'er defa ağırlaştırılmış müebbet
Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013 tarihinde gerçekleştirilen terör saldırılarında 53 vatandaş hayatını kaybederken birçok vatandaş yaralandı. Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilen bombalı saldırılara ilişkin, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya tutuklu sanıklar Memet Gezer, Temir Dükancı, Cengiz Sertel ve Mohammad Dib Korali cezaevlerinden SEGBİS aracılığıyla katıldı. Esasa ilişkin son savunmalarında sanıklar, saldırıyla bağlantılarının bulunmadığını ileri sürdü. Beyanların ardından hükmünü açıklayan mahkeme, sanıklar Memet Gezer, Temir Dükancı ve Cengiz Sertel'i "devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak" suçundan bir kez, 5'i çocuk 52 kişinin öldürülmesi suçundan ise 52 kez olmak üzere toplam 53 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum etti.






Mahkeme ayrıca, sanıklara 28'i çocuk 130 kişiyi "öldürmeye teşebbüs" suçundan 2 bin 600 yıl, terör örgütü faaliyeti kapsamında "izinsiz patlayıcı bulundurmak" suçundan 13 yıl 4 ay, mağdurlara yönelik "duyu organları zarar görecek şekilde yaralama" suçundan 13 yıl 6 ay, bir kadının çocuk düşürmesine yol açacak şekilde yaralanması suçundan 20 yıl 3 ay, 3 kişiye yönelik "basit yaralama" suçundan 20 yıl 3 ay, 134 mağdura yönelik "mala zarar verme" suçundan bin 206 yıl, Reyhanlı'daki Emniyet Müdürlüğü, belediye, PTT ve notere verilen zarar dolayısıyla da "kamu malına zarar vermek" suçundan 48 yıl olmak üzere toplam 3 bin 921 yıl hapis cezası verildi. Heyet, sanık Mohammad Dib Korali ile firari sanıklar Omar Alkhatıp ve Mihraç Ural hakkındaki dosyaların ayrılmasına karar verirken, tutuklu sanıkların mevcut hallerinin devamına hükmetti.








Reyhanlı ilçesinde bombalı saldırıda hayatını kaybeden 2 yaşındaki Fatmanur Erboz ve teyzesi Nadire Kuvvet'in ailesi 13 yıldır buruk acıyla yaşıyor. Evladını ve kardeşini bombalı saldırıda kaybeden Hatice Kübra Erboz, suçluların cezalarının alması kendilerinin yüreklerine su serptiğini belirterek, "Suçluların da kendi çocukları öldüğü gibi onlar da idam olsa da onların öldüğünü görseydik ama onların ömür boyu hapiste olması bizi sevindirmeye yetti" dedi.








"Suçluların da kendi çocukları öldüğü gibi onlar da idam olsa da onların öldüğünü görseydik ama onların ömür boyu hapiste olması bizi sevindirmeye yetti"

Kızının ve kardeşinin katillerinin ceza alması yüreklerine su serptiğini belirten Hatice Kübra Erboz, "Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs patlamasında ablam Nadire Kuvvet ve kızım Fatma Nurel'i kaybettim. Suçluların ceza almasını duyduğumda çok sevindim. Sevinçten hatta ki ağladım, adalet yerini buldukça yüreğimize bir damla su serpiliyor. Tabii ki ölenler geri gelmiyor ama gene de bu sevinç bizi ağlatmaya, bizi sevindirmeye ve yüreğimi de su serpmeye yetiyor. Ülkemizde idam cezası olmadığı için bu ceza adaletimize göre yeterli oldu. Biz de kabul etmek zorundayız. Keşke onlar da bizim çocuklarımızın öldüğü gibi onlar da idam olsa onlar da ölse, onların öldüğünü görsek, acı çektiğini görsek ama maalesef adalet sistemiz de böyle bir şey olmadığı için; onların ömür boyu hapiste olması, demir parmaklıklar haricinde olması, hücrede olması bizi sevindirmeye yetti. Türk adaletine güveniyoruz. 13 yıl boyunca Ankara'ya gidip geldik. Mahkemeye takip ettim. Kendim katıldım. Mahkeme sürecini yakından takip ettim. Bu yüzden 53 defa müebbet almaları sevindirdi. Umarım ki en kısa zamanda dışarıda olan sanık Miraç Ural'da yakalanır ve gerekli cezayı alırlar. Bence aydınlatıldığını düşünüyorum. Çünkü MİT'imiz, askerimiz, polisimiz 13 yıldır didik didik aradılar. Suçluları ne yapmak istediklerini, çözdüklerini düşünüyorum. Türk adaletine güveniyoruz. Zaten bu bizi bir nebze rahatlatmıştı. Eninde sonunda adaletin yerini bulacağına inanıyordum, çok şükür yerini buldu ve çok sevinçliyiz. Ben ve bütün şehit aileleri devletimize teşekkür ederiz. Ülkemizi bölmek isteyenler şehrimizi karıştırmak isteyenlere fırsat vermedik. Hiçbir zaman vermeyiz. İnşallah ülkemizde bir daha böyle sorunlar yaşanmaz. Hiçbir anne evladıyla, hiçbir eş eşiyle, hiçbir çocuk anne babasıyla sınanmaz diyorum. Bu son olur. Ben ablam ve çocuğumu kaybettim. İki acı birden yaşadım. Rabb'im hiç kimseye böyle acı yaşatmasın" ifadelerini kullandı.






ATM'de unutulan kart işlemlerinden kullanıcı sorumlu

Avukat Kübra Pekel, ATM'de unutulan banka kartlarından yapılacak olan işlemlerden kart sahibinin sorumlu tutulacağını söyleyerek, "Kartın olmadığını fark ettiğimizde vakit kaybetmeden bankaya bildirmeliyiz" dedi

06.06.2026 11:00:00 / Güncelleme: 06.06.2026 11:04:51
İHA
ATM'de unutulan kart işlemlerinden kullanıcı sorumlu
ATM'de unutulan kart işlemlerinden kullanıcı sorumlu
Hukuki olarak kartın kaybolduğu fark edildiği anda bankaya bildirim yapılması gerektiğini söyleyen Kübra Pekel, "ATM'de kart unutmak hepimizin başına gelebilecek çok insani bir durum. Burada genel olarak hani en fazla kartım yutulur yenisini çıkartırım şeklinde düşünüyoruz çoğumuz fakat madalyonun arka tarafı bu kadar da masum değil. Şimdi hukuksal olarak çok net bir gerçekliğin altını çizmek durumundayım. ATM'de unuttuğunuz kartı bankaya anda bildirmezseniz o andan itibaren yapılan işlemlerin çoğunluğundan veyahut da kötü niyetli harcamaların çoğunluğundan siz sorumlu tutulursunuz. Peki hukuk bu konuda ne diyor' 5464 sayılı banka kartları ve kredi kartları kanunu şu şekilde söylüyor, kartın kaybolması veya çalınması halinde durumu derhal bankaya bildirme yükümlülüğümüz bulunmaktadır. Eğer bu bildirimi yapmazsanız kartı bulan kötü niyetli kişilerin yapmış olduğu harcamalardan ağır kusurunuz olduğu gerekçesiyle sorumlu tutulursunuz. Yargıtay'ın yerleşik kararları da bu yöndedir. Hukuken bildirimde bulunmadığımız her dakika sizin aleyhinize işlemektedir. Burada en önemli nokta bildirim süreniz. Sizin bu noktada yani yapılan harcamayı ilk fark ettiğiniz anda veyahut da kaybolduğunu fark ettiğiniz ilk anda anında bildirimde bulunmanız gerekiyor. Hukuk bunu 24 saat ile sınırlamış olabilir ama bu somut olaya göre değişmekte oluyor" dedi.



"Hızlı bildirim fazla kayıp olmasını engeller"

Pekel, hızlı yapılacak bildirimlerin daha fazla maddi kayıp olmasını engelleyeceğini söyleyerek, "Sizin bu durumu ilk fark ettiğiniz anda anında bankaya ihbarda bulunmanız gerekiyor. Vatandaşlarımızın ATM işlemleri sonrasında kartlarını mutlaka kontrol etmeleri, mobil bankacılık bildirimlerini açık tutmaları ve şüpheli bir durumda vakit kaybetmeden bankaya başvurmaları gerekmektedir. Çünkü hızlı yapılan bildirim hem maddi kaybın büyümesine hem de daha sonrasında olması muhtemel bir hukuki süreçte hak kaybına uğramalarını engellemektedir. Cüzdanınızı kontrol ettiğinizde kartınızı göremediğiniz anda evde mi unuttum, arabada mı bıraktım şeklinde düşünmek yerine zaman kaybetmeden ilk iş olarak bankanızı arayın ve kartınızı bloke ettirin. Unutmayın hukuk haklarını arayanları korur, ihmal edenleri değil" ifadelerini kullandı.

LGS için son bir hafta!


 
Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB), 13 Haziran Cumartesi günü düzenlenecek Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki merkezi sınav, yurt içi ve yurt dışında toplam 1 milyon 22 bin 658 öğrencinin katılımıyla yapılacak.

06.06.2026 10:23:00
AA
LGS için son bir hafta!
LGS için son bir hafta!

14 Haziran Pazar günü yapılacağı duyurulan LGS merkezi sınavının tarihi, aynı gün A Milli Futbol Takımı'nın 2026 FIFA Dünya Kupası'nda Avustralya milli takımıyla oynayacağı müsabakanın bitiş saatinin, sınav başlangıç saatiyle çakışması nedeniyle bir gün öne alınmıştı. Bu doğrultuda merkezi sınav, 13 Haziran'da yurt içi ve yurt dışı sınav merkezlerinde yapılacak. İki oturumdan oluşan sınavın ilk oturumu saat 09.30'da, ikinci oturumu ise saat 11.30'da başlayacak. Merkezi sınav, yurt içinde 81 il ve 920 ilçede, 4 bin 244 binada 1 milyon 22 bin 104 öğrenci, yurt dışında ise 8 ülke ve 11 sınav merkezinde 554 öğrenci olmak üzere toplam 1 milyon 22 bin 658 adayın katılımıyla gerçekleştirilecek.

12 Haziran'da okullar tatil

LGS kapsamındaki merkezi sınavın sağlıklı şekilde yürütülmesi ve sınav öncesinde bina ve çevresinin temizlik, hijyen ve fiziki şartlar bakımından sınava hazır hale getirilmesi, sınav salonlarının numaralandırılması ve gerekli yönlendirme levhalarının yerleştirilmesi gibi okul hazırlıklarının tamamlanabilmesi adına 12 Haziran Cuma günü idari tatil ilan edildi. LGS kapsamındaki merkezi sınavda güvenliğin artırılması amacıyla, sınav binalarının girişlerinde üst arama kontrolünün sağlanması, toplantı odalarında ise sınav evraklarının salon görevlilerine dağıtım süreçlerinin izlenebilmesi için yapay zeka destekli altyapıya sahip kamera kurulumu gerçekleştirilecek.

Beslenme paketi verilecek

Bakanlıkça alınan karar doğrultusunda öğrencilere ilk kez sözel ve sayısal oturumları arasındaki dinlenme süresinde beslenme ihtiyaçlarını karşılamak, sınav kaygısını azaltmak ve motivasyonu artırmak amacıyla kuru meyveli yulaf bar, ceviz, kuru üzüm ve sudan oluşan beslenme paketi dağıtılacak. Beslenme paketi, sınav başvuru esnasında velisi tarafından talep edilen öğrencilere dağıtılacak ve öğrenciler, beslenme paketi talep durumlarına göre okullara yerleştirilecek.
Beslenme paketi istemeyen öğrenci sayısının 40'ın altında olduğu ilçelerde ise bu öğrenciler, beslenme paketi isteyen öğrencilerle aynı binalarda ancak farklı salonlarda sınava girecek.

Sonuçlar 10 Temmuz'da açıklanacak

Sınav sonuçları, 10 Temmuz'da "www.meb.gov.tr" adresinden ilan edilecek. Sınav sonuç belgeleri posta yoluyla gönderilmeyecek. Tercihlere esas kontenjan tabloları da aynı tarihte yayımlanacak. Tercih işlemleri, 13-24 Temmuz'da yapılacak. Yerleştirme sonuçları ve boş kontenjanlar 5 Ağustos'ta ilan edilecek. Yerleştirmeye esas 1. ve 2. nakil tercih başvuruları ve sonuçları ise 5-14 Ağustos'ta gerçekleştirilecek.

Erzurum'da hurdaya dönen araç 3 kişiye mezar oldu


 
Erzurum'un Karayazı ilçesinde hafif ticari aracın devrilmesi sonucu 3 kişi öldü, 4 kişi yaralandı.

06.06.2026 10:03:00
AA
Erzurum'da hurdaya dönen araç 3 kişiye mezar oldu
Erzurum'da hurdaya dönen araç 3 kişiye mezar oldu

Erzurum'un Karayazı ilçesinde hafif ticari aracın devrilmesi sonucu 3 kişi öldü, 4 kişi yaralandı.
E.İ'nin (58) kullandığı 34 NHZ 027 plakalı hafif ticari araç, Aşağı İncesu mevkisinde yoldan çıkarak araziye devrildi.

İhbar üzerine kaza yerine sağlık, itfaiye ve polis ekipleri sevk edildi.
Araçtaki H.M. (67) ve N.İ. (52) ile 2 yaşındaki Y.A.M. hayatını kaybetti. Yaralanan sürücü ile D.Y. (31), L.M. (39) ve Z.P. (57) kentteki hastanelere kaldırıldı.

Milli devlet ve etnik çeşitlilik

Devletlerin parçalanması için istismar edilen değerlerden biri de etnik farklılıklardır

06.06.2026 00:42:00
Haber Merkezi
Milli devlet ve etnik çeşitlilik
Milli devlet ve etnik çeşitlilik
Devletlerin parçalanması için istismar edilen değerlerden biri de etnik farklılıklardır. İnsan hakları adı altında azınlık hakları kavramı gündem edilerek, etnik farklılıkların kavga unsuru olarak algılanmasına çalışılmaktadır.

Etnik farklılıkların bir kavga sebebi olarak öne sürüldüğü günümüzde, hedef tahtasına konmuş devletlerin iç bünyelerindeki birlik ve beraberlikleri zayıflatılmakta, iç çatışmalara zemin hazırlanmaktadır. Hatta güçlü devletler parçalanarak küçük ve zayıf devletçikler haline getirilmek istenmektedir.

Halbuki "kimlik" kavramı etnik farklılıkların üstünde bir olgudur. Kimlik, milletlerin sahip oldukları inançları, kültürleri, dilleri, tarihleri ile şekillenmektedir.







Örneğin Türk kimliği, bir millet olma ve medeniyet kimliğidir.

Bu millet ve medeniyet çatısı, altında Laz, Kürt, Çerkez, Türk vb birçok etnik özelliği barındırır. Balkanlarda Sırp kökenli olanların Müslüman olanlarına Boşnak denmektedir. Boşnaklar kendilerini ifade ederlerken Türk olduklarını söylerler ki, bu doğrudur…

Zira Türk kimliği, aynı değerleri paylaşan bütün etnik kökenlerin ortak adıdır, ortak kimliğidir.

Bir kimlik etrafında bir ve beraber olan etnik kökenler milletleri oluşturmaktadır.

Türkiye örneği de aslında böyledir. Yıllardan beri ifade ettiğimiz gibi topraklarımızdaki vatandaşlarımızın Türk, Kürt, Laz, Çerkez… gibi etnik çeşitliliği, kardeşliğimizi, birliğimizi bozmamaktadır.







Yıllarca bu vatanda Türk kimliği altında aynı değerlerle yoğrulmuş ve aynı değerleri koruma sevdalısı olan halklar, Türk bünyesini, yani Türk milletini oluşturmuşlardır.

Bu sebeple etnik çeşitlilik, asla bir ayrımcılık sebebi değil, tam tersine bir zenginliktir. Tarihten gelen kültür birliği, siyaset birliği, inanç birliği vs. gibi değerlerle süzülerek gelip medeniyet birliğimizi oluşturan bu çeşitlilik, ayrılık sebebi değil; bilakis güçlü bir bünyenin oluşması demektir. Hepsi aynı kaynaktan beslendikleri için örfleri, adetleri, gelenekleri birdir.

Dili, dini, tarihi, kültürü, gelenekleri, siyaseti, medeniyeti aynı olan bu etnik grupların vücuda getirdiği millet, Türk Milleti olup; bu grupların birinin diğerinden farkı yoktur. Çünkü hepsi, aynı kaynaktan beslenip, zaman içinde aynı maya ile yoğrulup gelmişlerdir.

Bir bünyeyi meydana getiren bu etnik zenginliğimizi tarih boyu aşındırıp yok etmeye çalışanlar; tek vücut halindeki bu bünyeyi oluşturan unsurların dini, dili, kültürü, medeniyeti ile oynayanlar, tarihin hiçbir döneminde başarılı olamamışlardır.







Lozan görüşmelerinde Atatürk, ancak gayrimüslimler azınlıktır ölçüsünü ortaya koyarak, etnik çeşitliliğin bir istismar unsuru olmasına müsaade etmemiş; aksine birlik ve beraberliğimizin dayandığı temellerden olduğunu belirlemiştir.

Ne gariptir ki, globalleşme adı altında ayrı özelliklerdeki devletler, bir araya gelirken; AB projesi adı altında Avrupa kıtası ortak bir kültür etrafında birleşmeye çalışırken; parçalanmak istenen ülkelerde etnik çeşitlilik, azınlık hakları adı altında kavga unsuru haline getirilmeye çalışılmaktadır.

Bir taraftan ortak değerler etrafında farklı milletleri bir araya getirme gayreti, diğer taraftan ortak değerlere sahip milletleri etnik çeşitlilik adı altında parçalama projeleri, globalleşmenin hedeflerini göstermesi açısından manidar bir örnektir.

Milli Devlet, milletini tek bir kimlik etrafında hiçbir ferdine ayrım yapmaksızın bir bütün olarak görmekte, milletin kendi içerisindeki renk farklılıklarını milletin birlik ve berberliğine, kaynaşmasına vesile kılmaktadır." (Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli)

Ramazan Bayramı’nda gözaltına alınmıştı

Kamu kurumlarındaki yolsuzluk iddiaları, usulsüzlükler ve tarikat-vakıf ilişkilerine yönelik haberleriyle tanınan BirGün Gazetesi muhabiri İsmail Arı, tutukluluğunun 75. gününde hakim karşısına çıktı

05.06.2026 18:41:00
Haber Merkezi
Ramazan Bayramı’nda gözaltına alınmıştı
Ramazan Bayramı’nda gözaltına alınmıştı
Kamu kurumlarındaki yolsuzluk iddiaları, usulsüzlükler ve tarikat-vakıf ilişkilerine yönelik haberleriyle tanınan BirGün Gazetesi muhabiri İsmail Arı, tutukluluğunun 75. gününde hakim karşısına çıktı. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen ilk duruşmada mahkeme heyeti, Arı'nın tahliyesine karar verdi.

Duruşma salonuna alkışlarla giren İsmail Arı, savunmasında kamu kaynaklarının vakıflara aktarılmasına dair yaptığı haberlerin arkasında durdu.

Gazetecilik suç değildir



Arı savunmasında, "Bana yaşatılan eziyeti sağır sultan duydu, bir tek yargı makamları duymadı. Gazetecilik suç değildir, beraatımı talep ediyorum" ifadelerini kullandı. Duruşma savcısı, delillerin henüz toplanmadığı gerekçesiyle tutukluluğun devamını talep etse de mahkeme heyeti Arı'nın tahliyesine hükmederek davayı 9 Ekim'e erteledi.

Tokat'ta gözaltına alınmıştı

Gazeteci İsmail Arı, bayram tatili için gittiği Tokat'ta gözaltına alınmış ve 23 Mart 2026 tarihinde Ankara'da tutuklanarak Sincan Cezaevi'ne gönderilmişti.

İddianamede, Arı'nın BirGün TV'deki açıklamaları ile sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "gizliliğin ihlali" suçlamalarıyla 8 yıl 3 aya kadar hapis cezası isteniyordu.

Madenciler haklarını söke söke aldı

Eskişehir'de aylardır hakları için direnen Doruk Madencilik işçileri, kararlı mücadeleleri sonucunda tüm taleplerini kabul ettirerek tarihi bir zafer kazandı

05.06.2026 18:00:00
Haber Merkezi
Madenciler haklarını söke söke aldı
Madenciler haklarını söke söke aldı
Eskişehir Mihalıççık'ta bulunan Doruk Madencilik'te çalışan işçilerin aylardır kararlılıkla sürdürdüğü hak arama mücadelesi zaferle sonuçlandı. Şirketin yasadışı dayatmalarına, baskılarına ve sözlerine karşı yalnızca kendi iradelerine ve emek dayanışmasına güvenen madenciler, tüm haklarını söke söke aldı.

Direniş boyunca yeraltında açlık grevleri yapan, yerüstünde nöbet tutan ve seslerini tüm Türkiye'ye duyuran maden işçileri, gasp edilen kıdem ve ihbar tazminatlarını, yıllık izin ücretlerini, Toplu İş Sözleşmesi (TİS) farklarını ve yasadışı zorunlu ücretsiz izne çıkarıldıkları döneme ait tüm maaş alacaklarını hesaplarında gördü.

Gelecek haklar da güvence altında

Kazanılan zafer sadece geçmiş alacakların ödenmesiyle sınırlı kalmadı. İşçilerin hak kaybı yaşamaması için sendika, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve şirket yönetimi arasında sıkı bir denetim mekanizması kuruldu. Hesaplamalarda oluşabilecek en ufak eksiklik veya yanlışlık bu mekanizma üzerinden anında düzeltilecek.

Ayrıca Bakanlığın sendikal hak ihlalleri ve zorunlu ücretsiz izin uygulamasına yönelik başlattığı resmi teftiş süreci de devam ediyor. Varılan kesin mutabakata göre, teftiş sonucunda işçiler lehine ortaya çıkabilecek her türlü fazladan hak ve alacak, şirket tarafından hiçbir itiraz öne sürülmeksizin derhal ödenecek.

"Hiçbir söze kanmadık, dayanışmayla kazandık"

Direnişi örgütleyen sendika tarafından yapılan açıklamada, madencilerin bu süreçte gösterdiği çelikten iradeye vurgu yapıldı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

"Hiçbir söze kanmadık, yalnızca irademize ve dayanışmaya inandık. Bizimle yürüyen halkımıza, madenci dostlarına teşekkür ederiz. Birlikte direndik, birlikte kazandık!"

Direniş ateşi Edirne'ye taşınıyor

Doruk Madencilik'te kazanılan bu tarihi zafer, Türkiye genelinde hak mücadelesi veren diğer işçilere de büyük bir umut ve moral oldu. Ankara'daki görüşmeleri yürüten işçi heyeti ve sendika temsilcileri, Eskişehir'deki zaferin ardından hiç vakit kaybetmeden rotayı Edirne'ye çevirdi.

Heyet, Edirne'de sendika öncülüğünde 15 gündür benzer hak gasplarına karşı direnen Özşen Madencilik işçilerine destek vermek ve mücadeleyi büyütmek üzere yola çıktı. Maden işçileri, "Köleliğe karşı her daim, her yerde mücadele edeceğiz" diyerek direniş ateşini Edirne'ye taşıyacaklarını ilan etti.

Diyarbakır'da kanlı pusu: 1 ölü, 2 yaralı

Diyarbakır'da iddiaya göre aralarında husumet bulunan ve konuşmak için bir kahvehanede buluşma planlayan taraflardan biri, kendilerini bekleyen aileye kurşun yağdırdı. Olayda 1 kişi hayatını kaybederken, 2 kişi de yaralandı

05.06.2026 17:47:00
İhlas Haber Ajansı
Diyarbakır'da kanlı pusu: 1 ölü, 2 yaralı
Diyarbakır'da kanlı pusu: 1 ölü, 2 yaralı
Olay, Kayapınar ilçesi Peyas Mahallesi'nde bulunan bir kahvehanede meydana geldi. İddiaya göre, aralarında husumet bulunan iki aile konuşmak için bir kahvehanede buluşma ayarladı. Kahvehaneye giden Çınar ailesi, karşı tarafı beklemeye başladı. Bu sırada telefonla aranan ve kahvehanenin önüne çıkmaları istenen Çınar ailesine, kimlikleri öğrenilemeyen şahıslar tarafından ateş açıldı.

Olayda Sedat Çınar ile kardeşi Mehmet Çınar ve eniştesi A.Y. yaralandı. Çevredekilerin haber vermesi üzerine olay yerine 112 acil sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Sağlık ekipleri tarafından yapılan ilk kontrolde ağır yaralanan Sedat Çınar'ın olay yerinde hayatını kaybettiği belirlendi. Diğer 2 yaralı, ilk müdahalelerinin ardından ambulansla hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı. Sedat Çınar'ın cansız bedeni otopsi yapılmak üzere morga kaldırılırken, yaralılardan A.Y.'nin durumunun ağır olduğu öğrenildi.

Olayla ilgili geniş çapta inceleme başlatıldı.

Bir sigara grubuna daha zam geldi

Tekel Bayileri Yardımlaşma Derneği (TBYD) Başkanı Erol Dündar, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada British American Tobacco (BAT) grubundaki sigara fiyatlarına zam yapıldığını duyurdu

05.06.2026 14:30:00
Haber Merkezi
Bir sigara grubuna daha zam geldi
Bir sigara grubuna daha zam geldi
Tekel Bayileri Yardımlaşma Derneği (TBYD) Başkanı Erol Dündar, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada British American Tobacco (BAT) grubundaki sigara fiyatlarına zam yapıldığını duyurdu.

Buna göre, gruptaki ürünlere 5 lira artış yapıldı ve yeni fiyatların 5 Haziran'dan itibaren geçerli olacağı belirtildi.

Zamla birlikte BAT grubunda en düşük sigara fiyatı 105 liraya, en yüksek sigara fiyatı ise 120 liraya yükseldi. Böylece grup, yıl içerisinde ikinci kez fiyat güncellemesine gitmiş oldu.

Can Polat cinayetinde soruşturma İstanbul'a devredildi

İzmir'in Çeşme ilçesinde işlenen Can Polat cinayetine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan cinayet şüphelisi Serhat Altun ve beraberindeki bir şüpheli adliyeye sevk edildi. Soruşturmanın ana ayağının İstanbul olması nedeniyle dosya, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na devredildi

05.06.2026 14:14:00
İhlas Haber Ajansı
Can Polat cinayetinde soruşturma İstanbul'a devredildi
Can Polat cinayetinde soruşturma İstanbul'a devredildi
Çeşme ilçesinde meydana gelen Can Polat cinayetiyle ilgili emniyet güçlerinin yürüttüğü çalışmalarda yeni bir gelişme yaşandı. Gözaltında bulunan cinayet şüphelisi Serhat Altun ile olayla bağlantılı olduğu değerlendirilen diğer şüpheli, emniyetteki sorgu işlemlerinin ardından geniş güvenlik önlemleri altında sağlık kontrolüne götürüldü. Hastanedeki sağlık kontrolleri tamamlanan 2 şüpheli, daha sonra adliyeye sevk edildi.

Dosya İstanbul'a gönderildi

Öte yandan, cinayetle ilgili yürütülen çok yönlü soruşturmada önemli bir yetki değişikliği yaşandı. Olayın ana ayağının ve bağlantılarının İstanbul'da bulunması nedeniyle, Çeşme'de başlatılan soruşturmanın bundan sonraki aşamalarının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütüleceği öğrenildi. Dosya İstanbul'a gönderilirken, şüphelilerin adliyedeki işlemleri devam ediyor.
logo

Beşyol Mah. 502. Sok. No: 6/1
Küçükçekmece / İstanbul

Telefon: (212) 624 09 99
E-posta: internet@yenimesaj.com.tr gundogdu@yenimesaj.com.tr


WhatsApp iletişim: (542) 289 52 85


Tüm hakları Yeni Mesaj adına saklıdır: ©1996-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir. Yeni Mesaj Gazetesi'nde yer alan köşe yazıları sebebi ile ortaya çıkabilecek herhangi bir hukuksal, ekonomik, etik sorumluluk ilgili köşe yazarına ait olup Yeni Mesaj Gazetesi herhangi bir yükümlülük kabul etmez. Sözleşmesiz yazar, muhabir ve temsilcilere telif ödemesi yapılmaz.